Düşüncenin muhafazakârlaşması

Günümüzde sorunların kaynağından ya da çözüm önerilerinden bahsederken hep düşünceye atıf yapıyoruz. Çünkü insanların yükseliş istikameti düşünmekten geçiyor. Kuyuya atılan bir kişinin çıkışı ya harici yardımla mümkündür ya da fiziki becerilerini kullanabilmesiyle. Ama kuyuya atılan insan bedeni değil de akli melekelerini kullanabilme özelliğiyse; bu durumda kurtuluşun tek çıkış yolu düşünmekten geçer.

Tarih aslında bunun ispatlarıyla doludur. Bizim için en göze çarpan örnek Efendimizin örnekliğidir. Baktığımız zaman cahiliyenin egemen olduğu Mekke’de kuyuların belki de en derini mevcuttu. Mekke ahalisi kurulu düzenin çarklarında ömürlerini tüketiyordu. Ama Efendimizin önderliğinde insanlık bu kuyudan kurtulmayı başarabilmiştir. İşte bu kuyudan çıkış hikâyesinin merkezinde düşünmek vardır.

Cahiliye muhafazakârlığına karşı en büyük güç insanları düşünmeye iten ilahi emirlerdir. “Akletmez misiniz?” uyarısının temelinde yatan hakikat budur. Düşünmekten uzak, aklını zindanlara hapsetmiş bir toplumla mücadele eden Efendimiz, başarısını büyük oranda düşünmeye davet eden tebliğ metoduna borçludur. Karşısında putların durağanlığı içerisinde zihinleri donan, düşünme kabiliyetini kaybeden bir topluluk vardı. Mevcuda dair sorgulamalar o toplumun zihnini yeniden hareketlendirmeyi başardı.

Efendimizin Mekke döneminde yürüttüğü mücadelesinin temelinde tevhit ve adalet vurgusu yatmaktaydı ve bu mücadelesini akıllara hitap ederek yapmıştır. Aslında tevhit ve adalet mücadelesini düşünceyle bereketlendirmiştir. Sorgulayan aklın zindeliğinde parçalanmış iman yerini tevhide, parçalanmış toplumsal yapı yerini adalete bırakmıştır.

Düşünmekten uzaklaşan insanın sarılacağı tek değer mevcudun kutsanmasıdır. Tam burada muhafazakârlık devreye girer. Toplumun olumlu istikametini belirleyen kötünün ilgası, iyinin ve güzelin ise ihyasıdır. Ancak tarihte ve günümüzde karşılaştığımız çarpık muhafazakâr refleksler mevcudu bütün kötülükleriyle birlikte kutsanmasını amaçlar. Çünkü mevcudu korumak kolaydır, aynı zamanda mevcudu korumak menfaatleri korumaktır.

Günümüzde Müslümanların içinde bulunduğu hal-i pür melalin temel sebebi düşüncenin muhafazakârlaşmasıdır diyebiliriz. Çünkü düşünce diriltici bir eylemken düşüncenin muhafazakârlaşması zihinleri durağanlaştırır. Düşünceyi asli amacına sunamazsak diriliş ruhunu kaybeder. Hedeflediği ontolojik amacından uzaklaşarak muhafazakâr düşüncenin epistemolojik kaygısına kendini hapseder.

Müslümanların fikri zindanlardan kurtulabilmesi için zamanı sorgulaması gerekir. Bunun için hür bir tefekküre ve asli amacına uygun şekilde düşünmeye ihtiyaç vardır. Hür düşünce sorgulamaya dayanırken muhafazakâr düşünce tasdik edicidir. Bu yüzden günümüzün muhafazakâr düşüncesi zamanı bir türlü aşamamaktadır. Dünden aldıklarını yarına aktarmayı başaramamaktadır.

Yüzeysellik, sıradanlık düşünce dünyamızı iğdiş etmektedir. Eğer düşünüyorsak sebepleriyle ve sonuçlarıyla hayatı okumamız gerekir. Yarının inşa sürecini omuzlamak istiyorsak düşünce dünyamızı da o derece zenginleştirmek gerekiyor. Ne yazık ki muhafazakârlaşan düşüncenin temel sıkıntılarından biri de burada yatmaktadır. Muhafazakâr düşünce taklidi bir düşünceden beslenir. Hâlbuki düşüncenin varlığı, tahsisi bir zihne ihtiyaç duyar. Bu sıradanlıktan kurtulmak, yarına müdahil olabilmek ve zamanı aşan vizyona ulaşabilmek için düşüncemizi taklidi zihin yapısından kurtarmamız gerekiyor. Geçmişten istifade etmekle, geçmişi taklit etmenin çizgilerini net bir şekilde ayırmalıyız.

Müslümanlar olarak kendimize çekidüzen vermek zorundayız. Kuyuya atılan Müslümanların kuyudan kurtulması yetmez, Yusuf gibi sultan da olması gerekir. Bunun için düşünmenin imkânından faydalanmalıyız.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?