Bedevilikten kurtuluş

Bedevilikten kasıt köyde oturan veya şehirde oturan değildir.

Bedevilik bir kültürdür, yani kaba, görgüsüz ve sanattan kopuk, zevksizlik, gösteriş meraklılığı, sonradan görme, üstünlüğü eşyada veya sahip olduğu servette sanan ve bunu göstermeye çalışandır. Para ellerine geçtiğinde eşini ve arabasını ilk önce değiştirirler, çünkü onlara göre medeni olmak budur ve yeni kültür çevresine ancak bu şekilde intibak sağlayabilir ve onlardan övünç alabilirler. Bedevilik kültürünü şehirde hele günümüzün tüm şehirlerinde üstelik en zengin ve sosyetik bölgelerinde de görebilirsiniz.

Bedevi ruhlu olan, parayla her şeyi satın alabileceğini düşünür ve parası olmayan insanı küçümser. Örneğin, “son model arabasıyla Avusturya’daki okuluna giden Arap prensinin, sıra arkadaşlarının araçları olmadığı için metroyla gelmesi üzerine durumu babasına bildirip arabayla gitmeme izni isteyen oğlunun hesabına milyon dolarları göndererek tren almasını tavsiye etmesidir” bedevilik.

Badi aşamasında olanın medeniyet tasavvuru olmaz. Tıpkı namuslu gözükse de fahişe ruhlu kadın gibidir.

Onların medeniyetten anladıkları Moğolların anladığından öteye gitmez. Irzına geçilecek, tecavüz edilecek ve hoyratça harcanacak bir unsur olarak görürler ve hatta gereksiz de bulurlar. Onlar için incelmiş zevkler gereksizdir, çünkü getirisi yoktur. Bu durumu en güzel İbn Haldun anlamış ve anlatmıştır Asabiyet teorisinde...

Bedevi olanın kitapla da arası hep açık olmuştur. “Çok kitap okuyan kafayı üşütür” diyerek de kendisini haklı göstermeye çalışır, ama yeni atladığı sınıfta kültürlü gözükmek için de hep kitapla dolaşır. Evinin bir köşesinde güzel ciltli kitaplarda oluşan bir kütüphane de kurmaktan geri durmaz. Hatta resimleri hep kitapların yanında vererek ne kadar kültürlü olduğunu ispatlamaya çalışır.  Bedevi kültürlü olan birisini siz belediye başkanı da yapsanız şehri imar etme işini sadece bina yapma, yol yapma, çöp toplama olarak görür, insanların zihnindeki çöpleri toplamayı düşünmez, kitaba değer vermez, kütüphane kurma, kitap dağıtma işini kendi işi olarak görmez. Belediyeyi sadece kanalizasyon ve imar işi olarak görür.

Bedevilikten kurtulamamış olan birisinin imarı da şehrin ırzına geçmesi ile olur, estetik duygulardan yoksundur, zarif değildir, kibar değildir. Kullandığı nezaket cümleleri bile ezberdir ve diline ağır gelir, vücut diline uymaz, çünkü bunu içselleştirmemiştir. Ayağına gelen ilim adamını ve sanatçıyı kıyafeti ile parası ile tartar, küçümser. Kitabı eline aldığında sadece fiyatına bakar, içindeki bilgiye yönelmez, yazarına hürmet etmez. Yazara hürmetin bilgiye hürmet olduğunu da düşünmez. Çünkü o güce tapar ve gücü de servette görür. Hâlbuki asıl güçlü olanın ilim adamları olduğunu da bilmez.

Bazı ultra lüks restaurantlara veya otellere gittiğimde bu bedeviliği görürüm... Her ne kadar son model araçlarla gelseler de, kapılarını şoförleri açsa da bedevilikleri ortaya çıkar. Daha ilk adımda etrafa ne kadar alafranga olduklarını ispatlama telaşına düşerler ve ilk kelimeleri mersi olur, çünkü onlar için bu çok mukaddes bir kelimedir, bir sınıf atlama cümlesidir. Onlar sınıf atlamanın sadece para ile olacağını sanırlar ama aslında her sınıf bir kültürdür ve kültür de satın alınmaz, öğrenilmez; yaşanır ve yetiştirilir. Bu nedenle biz eğitimi bir terbiye olarak görürüz. Buradaki terbiye bir kültürel basamaktır, yani bedevilikten hadariliğe geçişin hızlandırılmış şeklidir.

Günümüz insanlarının bedevi mi medeni mi olduklarını eşya ile ilişkilerine bakarak anlayabiliriz. Hatta kıyafetlerindeki aşırılıklar da onların gösteriş meraklarını yani bedeviliklerini gösterir. Hele marka takıntısı veya markaları özellikle öne çıkarma huyu, tamamen sonradan görmektir ve bedeviliktir. Bu tür insanlardan şeytandan kaçar gibi kaçmanızı tavsiye ederim. Çünkü onların beyni ufacıktır, davranışları gurur ve öfke arasıdır.

Kızların medenilikten anladıkları da ultra açık giyinmektir.

Bizim medeniyet tasavvurumuz ve iddiamız kalmamıştır, çünkü biz medeniyet olarak binayı ve arabaları görürüz; ilmi, kültürü, sanatı, sanayiyi, ticareti ve çalışmayı görmeyiz.

Bizde iktidara gelmek de bir sınıf atlama ve hatta bir yağmalama olayıdır, yani o siyasetçilerin hizmetten anladıkları kendilerine hizmet edecek bir yapı oluşturmaktır. Onlar “devletin malı deniz” anlayışının somut halidirler. Devlet, bizde hep nimet ve rantın dağıtıldığı yer olmuş, medeniyet yapıcı unsur olmamış, iktidarlarımız ve iktidar değişimlerimiz hep kanlı olmuş, kendi kardeşimizi bile gözümüz görmemiştir. İşte bu bedeviliktir yani kültürlenmemişliktir.

Bizim öncelikle bir medeniyet tasavvuru oluşturmamız, iddiamızı ortaya koymamız, fikirsel alt yapımızı yani teorimizi inşa etmemiz gerekir.

Medeniyet için çocuklarımızı bilinçlendirmemiz ve yetiştirmemiz gerekir, ama biz de çocuklara verilen “ben yaşamadım o yaşasın” duygusu, anaların da kızlara verdiği “kendi ayağı üzerine dikilsin ve ezilmesin” bilincidir. İşte bu hâlâ bedevilikten kurtulamadığımızın göstergesidir. Medeniyet tasavvuru olan ve bu tasavvurun yerleştiği toplumlarda bu tür söylemlere ihtiyaç olmaz çünkü herkesin konumu ve rolü bellidir. Medenilik artık bir davranış kalıbı olmuştur onlarda, içselleşmiştir.

Bizim düşünürlerimiz, teorisyenlerimiz ve fikir adamlarımız yoktur. Bizde bol miktarda mukallit ve şekilci vardır. Kıyafet takıntılı kişiler vardır. Kıyafetle âlim, din adamı, medeni, çağdaş olduklarını sanan küçük beyinliler vardır. Bu duruma en büyük eleştiriyi Yunus Emre yapmıştır: “DERVİŞLİK OLSAYDI TÂC İLE HIRKA / BİZ DAHİ ALIRDIK OTUZA KIRKA”.

Bizim âlim dediklerimiz de sadece nakilcidir ve yeni bir şey üretmedikleri gibi üretmeye de korkarlar ve hatta tekrarladıkları bilginin künhüne de vakıf olmazlar. Bizim manevi merkezlerimiz de paraya yenilmiş ve birer saraya -ranta- dönüşmüştür. Oralara giden bir insanın dünyanın süfli hayatından kopup uhrevi bir hale girmek yerine saray hayatını görmesine yol açmış ve bu durum görgüsüzlüğü, bedeviliği yaygınlaştırmış, meşrulaştırmış bir medeniyet olarak pazarlamıştır. Oralarda konuşulan uhrevilik değil hep yeni lüks yapılar, okullar, iş kapıları, rant ve para olmuştur. Para tüm maneviyatı sarsmıştır. Bunlara İbni Arabî’nin sözüyle cevap vermek gerekir: “Taptıklarınız ayağımın altındadır”. Okullarımız birer hapishane, ilim merkezlerimiz de dogmatik bilgilerin tekrarlandığı ve hatta onun da ötesinde birer iş ve işçi yetiştirme merkezi haline gelmiştir. Buradan sadece daha iyi birer amele ve köle yetişir, ama ilim adamı, din adamı, sanatçı, teorisyen, düşünür, filozof yetişmez. Çünkü onların hayatla bağları kopmuş, dünya tasavvuru ve algıları yanlıştır.

Batı illüzyonu gözlerini bozmuş, ruhları esaret zincirine vurulmuştur. Biz medeniyet tasavvurunu yitirmiş, taklitçi bile olamamış ilkel bir palyaço haline gelmişiz. En kısa zamanda ruhumuzu bu bedevilikten kurtarmamız gerekir.

ŞERH

Burada biz bedevileri tartışmıyoruz, bir davranış şeklini tartışıyoruz. Olayı bedevi noktasına sıkıştırıp mefhumdan uzaklaşmayalım. Mesele badi veya şehir değil, medeniyet ve medeniyetsizliktir.

EK

Medeniyetler badilerde değil, şehirlerde büyür. Bu nedenle bizde medeniyet şehir anlamındaki Medine’den gelir. Bedevilik, teorisi yine İbn Haldun’a aittir ve orada Asabiyet kuramı geliştirilmiştir. Bu kurama göre tüm büyük medeniyetler önce bedevidir. Daha sonra şehirleşerek medeni olur ve medeniyet kurarlar. Ama biz Türkiye’de hâlâ bu aşamaya gelmedik. Bu nedenle İslam medeniyetinin doğduğu yer olan Yesrib’e de şehir anlamında Medine denilmiş ve daha sonra uygarlığın karşıtı medeniyet olarak kullanılmıştır.

Not

Adamı bakan yaparsınız, vali yaparsınız, belediye başkanı yaparsınız size bir katkıda bulunsun dersiniz, onun ilk yaptığı iş en pahalı araba almak olur. Makam odasını en pahalı bir şekilde dizayn eder en pahalı malzemeleri alır. İşte bu bedeviliktir. Gücü sadece şekilde, parada, makamda görür.

Emin olun bu bedevilik bazı şeyhlerde bile var ve en pahalı araçlarla gezmeyi bir güç olarak görür ki bu aslında gücü kutsamaktır, lüksü önemsemektir... Bunların hepsi yanlış…

Derkenar

“Bedeviler: ‘İman ettik’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz. Ancak ‘teslim olduk’ deyin. Fakat iman henüz kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz O sizin amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz Allah bağışlayandır, rahmet edendir” (Hucurat 14). Kur’an bu ayette doğrudan Arap (bedevi) kelimesini kullanmış ve bundan da Araplar gocunmamışlardır. Çünkü burada kast edilen tek tek köylü veya bedevi değil, bir düşünce yapısıdır.

Biz medeniyetin gelişimini anlatırken haliyle bedevi ve şehirli kavramını kullanacağız. Çünkü medeniyet adından da anlaşıldığı gibi şehir kültürüdür. Bunun tersi köy kültürüdür. Mesele bir medeniyet ve kültür meselesidir. Göçebelerin yerleşik hayata geçmesi ile köyler ve köylerin büyümesi ile şehirler ardından medeniyetler oluşur.

Cumhuriyet Türkiye’si hâlâ bedevidir, medenileşmemiştir. Kendi medeniyet tasavvurunu oluşturmamış, yamalı bohçadır.  Bu ülkenin dindarları da laikleri de Türk’ü de Kürt’ü de bedevidir. Medeniyet kurma düşüncesi, bilinci ve söylemleri yoktur. Anı yaşama ve zevk ile iktifa etmektedirler. Belki de bizi en iyi tanıtacak felsefe hedonizmdir. Medeniyet tasavvuru olanlar, göreceli ekonomik olarak rahat olduğumuz dönemlerde bilime, sanata ve ekonomik kalkınmışlığa yatırım yapacaklarına bol bol rahat yaşama ve zinaya yöneldiler. Bu bedeviliktir, yağma kültürüdür, medeniyet tasavvuru bilinci ve düşüncesinin olmamasıdır. Tıpkı bulunca yiyen, bulamadığı zaman da söven, saldıran misalidir. Bu yağmacı ve lümpen bir davranıştır. Kim ne derse desin bu ülke hâlâ bedevilikten kurtulmamıştır. Bedevi deyince belli bir coğrafik mekânı kast etmiyorum. Yani İstanbul şehri de Ankara şehri de birer büyük köydür. Burada bir ZİHNİYETİ ELEŞTİRİYORUM.

HAŞİYE

Gelişmemiş devletlerde siyasette de görgüsüzlük, lümpenlik, sonradan görme ve bedevilik akar. Yani makamlar liyakat esasına göre değil, klan bağları veya siyasi düşünce bağları ekseninde verilir. Rant ve ihaleler de aynı şekilde dağıtılır. Fakat medeniyetin geliştiği toplumlarda hukuk da gelişmiş olur. Vazifeler liyakat esasına göre verilir. İşler ve ihaleler ehil insanlara verilir. Hukuk güçlü olduğundan yanlış yapanlar anında cezalandırılır. Sosyal sorumluluk duygusu gelişmiş olur. İnsanlar, kılık kıyafetlerine veya düşünce yapılarına göre değil bir şeyi hak edip etmemesine göre değerlendirilir ve görevlendirilir.

İlkel (bedevi) devletlerde partiler de klan eksenine göre şekillenir. Siyaset yapmanın amacı ülkeyi kalkındırmak veya medeniyet alanında bir çalışma yapmak değil, ranttan pay almak ve kendi klanına/fikirdaşlarına mevzi kazandırmaktır. Hâlbuki medeni toplumlarda siyaset bir yönetim biçimidir ve daha iyi hizmet sunma ekseninde yapılır. İlkel toplumlarda muhalefetin amacı hizmet etmek değil, ben de ranttan pay almak istiyorum, niye bana verilmiyor eksenindedir. İktidara gelindiğinde sanki ülke Moğol saldırısına uğramış gibi her şey yeniden şekillenir, yağmalanır, rant paylaşımı olur. Muhalefete düşen ve nimetlerden koparılanlar da iyice bilenip bir sonraki ikbal dağıtımı için şanslarını denerler. İlkel devletlerde her iktidar değişimi, sanki ülkenin başka ellere geçmesi gibi olur, muhalefet de hizmet değil de sanki ülkeyi düşmandan kurtarıyormuş gibi mevzilenir. Bu devletlerde iktidar ve muhalefet yapanlar birbirlerine güvenmez, herkes birbirlerine karşı mevzilenir. Süreç değişimi hep kanlı veya baskı şeklinde olur.

Ülkemizin tüm yaşam ve siyaseti de üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi modelinden öteye geçmez, çünkü bedevilik iliklerine kadar işlemiş ve bu içselleşmiş, doğal kabul edilmiştir. Medeniyet tasavvuru yoktur. Kendilerini geliştirme söylemi yoktur. Suçlu hep başkası olur, kendileri aslında çok iyidir. Hep mazlumdur ama gücü aldıklarında farklı bir şey yapmazlar sadece zalimler mazlum, mazlumlar da zalim olur. Güç kutsaldır ve en mutlak hakikat güçtür, herkes güçten anlar ve güce tapar. Bedevi toplumlarda siyah beyaz vardır gri yoktur ve sürekli düşman üretilir, bizden olmayan herkes aslında düşmandır söylemi herkesin benimsediği tek hakikattir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abdurrahman Serdar - sizi tebrik ediyorum, öyle babanın böyle oğlu olmalı. Kişilerin, bedevilerin avukatlığını değil, inancının, güçsüz de olsa haklıların - hem de gerektiğinde parasız - avukatlığını yapmalı. doğruyu Meclis içindekilere de, aile içindekilere de söylemeli, enişteye de, şeyh, alim geçinenlere de . Cumhuriyet insanının "bedevi" olmasından daha tabii ne olabilir. Alfabesini değiştir, bir Milleti, bir gecede cahil duruma düşür ve üstelik de utanmadan bu Milleti cahil bırakmışlar diye, iftira et, şarlatanlık et: Atatürkçü geçin, Atatürkün vergisini verme. Müslüman geçin, siyasetçi ol, en yakınlarını ve bilgilileri desise ile arkaya savur, din, imandan bahset, damat yüzünden eline kapandığın şeyhine düşman ol.........

Yanıtla . 0Beğen 16 Eylül 21:53

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?