Uzak Olan, Daha Uzak Olandan Daha Yakındır; Geç Olan, Daha Geç Olandan Daha Erkendir.

Geç kaldığımızı düşünüyoruz kimi zaman. Bu zamandan sonra yapsak ne olacak diyoruz. Bu saatten sonra olsa ne olur, olmasa ne olur diye düşündüğümüz de oluyor.

Çok zor ya da kötü şeyler yaşadığımız ve durumumuzun asla daha iyi olmayacağı zannına da kapıldığımız oluyor ara sıra.

1. Geç veya erken olmak, izafi bir durumdur. Yani bir başka ifade ile akli değil duygusal bir tutumdur. Zira neyin geç, neyin erken olduğunu bilemeyiz. Bazen, tüm hayatımız boyunca yanlış yaptığımızı düşünürüz. Oysa aslolan, işin sonudur. Yani tüm mesele, adam gibi ölmektir. Zira bu dünya, sürüp giden bir imtihandır ve aslolan sınavın sonucudur.

2. Uzak ve yakın olmak da böyledir. Bazen bir işe başlarken, bu işi tamamlamanın uzun süreceği kanaatine varırız ve vazgeçeriz. Oysa bize düşen, son nefesimize kadar doğru bildiğimizi yapmak yani kıyametin koptuğunu görsek bile ağaç dikmektir. Zira kıyamet kopmadığı veya ölmediğimiz sürece hiçbir şey bitmiş değildir.

3. Geç kalmakla ilgili bir başka örnek ise şudur: Mesela bir insan 20’li yaşlarda iken kendine güzel bir hayat kurmuş olabilir fakat genç yaşta ölebilir. Bir diğeri ise 35 yaşında kendine maddi ve manevi anlamda güzel bir hayat kurar ve ileri yaşlara kadar yaşayabilir.

4. Neyin zor ve neyin kötü olduğunu da bilemeyiz. Herkese kendi derdi büyük, kendi işi zor gelir. Herkes, başkasının derdini küçük, işini kolay görür. Herkes, karşısındakinin sahip olduğu nimetleri görür ama diğer sıkıntılarını görmez. “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” sözünün bir anlamı da budur. Oysa diğer insanların dert ve sıkıntılarını bilmeyiz. Belki o insanlar da bizim yerimizde olmak isterler.

5. Komşu ziyareti, hasta ziyareti ve kabir ziyaretinin bir hikmeti de budur. Yani hasta ve ölü ya da dertli kimseleri görerek elimizdekine şükreder ve sahip olduklarımızın kıymetini biliriz.

6. Elde edemediğimiz nimetlerden daha değerli olan bir şey varsa o da başımıza gelmeyen yani Allah’ın bizi koruduğu belalardır. Oysa biz sadece elimizdekilere ya da kaybettiklerimize bakarız.

7. Diğer taraftan Allah’ın adil olduğuna da iman ediyoruz. Yani matematik bir ortalama yaparsak herkesin nimet ve imtihan oranı eşittir diyebiliriz. Zira nimet arttıkça külfet de artar. Allah, herkese illa bir imtihan verir ama başka yerden verir.

8. Bazen de hayatın hep aynı olduğunu düşünür ve sıkılırız. Bu da bizi üzer; ümitsizliğe ve tembelliğe sevk eder. Oysa zaten dünya hayatı, aynıdır. Ta Hazreti AdemAleyhisselamdan beri. İmtihan, ihtiyaçlar, arzular, kavgalar… Zira insan olmanın özü aynıdır. Yaratılış, aynıdır. Ta ki ebedi âleme kadar. O yüzden daha kötüye gitmiyorsa hayatımız, şükretmek gerekir.

Bir başka açıdan bakarsak:

İyilikler, kötülükleri siler.

Güzel şeyler, kötü şeyleri unutturur.

Kâr, zararı kapatır…

Özetlemek gerekirse:

Uzak olan, daha uzak olandan daha yakındır.

Geç olan, daha geç olandan daha erkendir.

Zor olan, daha zor olandan daha kolaydır.

Kötü olan, daha kötü olandan daha iyidir.

Acı olan, daha acı olandan daha tatlıdır.

Çirkin olan, daha çirkin olandan daha güzeldir.

Şer olan, daha şer olandan daha hayırdır.

Zararlı olan, daha zararlı olandan daha faydalıdır.

Yanlış olan, daha çok yanlış olandan daha doğrudur diyemesek de bazen yine de böyle davranırız.

Üzücü olan, daha üzücü olandan daha çok üzücü değildir…

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?