Reklamı Kapat

Çünkü istemez kimse yaralı atları

Her şeyi kabullenmişti yıllar sonra. Çirkin, yüzüne bakılamaz korkunçlukta birisi olduğunu. Yaşlıdan farksız enerjisiz sönük halini, bunun etrafındakileri ne kadar sıktığını kabullenmişti. Hayatın gerisinde ya da önünde fakat dışındaydı. İçine karışmaya cesareti değil mecali yoktu. Böyle boş heveslerin ardından koşmayacaktı artık. Dümdüz yaşayacaktı. Tam ondan beklenilen gibi. Ancak sükuna ermiş bir ruhun sakinliğiyle, umursamadan. Ne karşılıklı olur ki, dedi. Karşılıksız aşk derler, karşılıklı aşk nedir? İnsan hayattan silleyi yediyse neyin karşılığı olduğunu, neyin olmadığını anlayabilir mi? İnsan kendi iç sesiyle nasıl çelişir? Geçmişin döngüsünde çemberden çıkmanın bir yolunu bulurum umuduyla dönüp dururken aslında hiçbir umudun olmadığını anlamaz mı? Varsa bile onu tüketmeye geleceklerini bilmez mi? İnsan karşılıksızdır.

Pilli Hasan’ı hatırladı. O geliyor diye salıncak sırası bekleyip duran çocukların nasıl kaçıştığını. Hasan’ın parkta nasıl yalnız nasıl boş kalakaldığını. Söylentilere göre iyi biri değilmiş. Bir çocuğun parmağını kırmış. Öyle mi olmuş aslında? Aslında şöyle olmuş. Hasan tüm arkadaşları akranları gibi parkta oynarken birden başı dönmüş ve toprağın üzerine yığılmış. Maçtaki arkadaşları önce düştü sanıp gülmüşler, sonra “kalk lan oğlum, gün boyu yatarak penaltı kazanamazsın” diye bacaklarını tekmelemişler. İşte ne olduysa o anda olmuş, Hasan’ın ağzından oluk gibi kan gelmiş, toprağa yayılmış. Çocuklar önce korkmuş sonra kaçışmışlar. Oradan geçen Hayri Amca, Hasan’ı toprağın üzerinde baygın vaziyette bulmuş. Kanı filan da görünce işin ciddiyetini anlamış, tutmuş götürmüş Hasan’ı ilçe hastanesine. Tetkikler yapılmış, Hasan’ın ciddi bir hastalığı var, bizi aşıyor demişler ve il hastanesine nakletmişler. Oradan fakülteye getirilen Hasan’ı üç ayrı cerrahi uzmanı incelemiş. Beyninin bir bölgesinde iletim sorunu olduğunu, bunu pile benzeyen bir cihaz ile giderebileceklerini ancak ameliyatın zor bir ameliyat olduğunu, her türlü sona kendilerini hazırlamalarının gerekliliğini ailesine anlatmışlar. Ertesi gün Hasan operasyona alınmış. Babaannesi, elinde zeytin çekirdeğinden yapılmış tesbihi çevire çevire gece olmuş sonra gündüz. Bir hafta sonra taburcu olmuş Hasan. Her şey yolundaymış. İyiymiş artık. O kadar iyiymiş ki maça gitmiş. Ama ne olduğunu anlayamamış. Çünkü onu gören arkadaşları maçı bırakmış, ona uzaydan gelen bir tuhaf yaratıkmış gibi bakıyorlarmış. Noldu, demiş Hasan. İçlerinde yaşça büyük olan Yusuf, cesaretini toplamış bir iki adım atmış Hasan’a. Noldu Yusuf abi, demiş Hasan. Pil mi taktılar lan sana, demiş Yusuf. He ya, demiş Hasan. Nerende lan o, demiş Yusuf. Tırsmış Hasan. Kafamın içindeymiş abi, demiş. Neresiymiş o he göster hele, demiş Yusuf. Yüzüne yılan kaçmış Yusuf’un. Bir iki adım daha atmış Hasan’a doğru. Hasan refleksle kaçmaya yeltenmiş. Etrafında sinik duran on çocuk bir anda panter olup Hasan’a atılmış. Kollarını bacaklarını sımsıkı tutuyorlarmış. Yusuf sırıtarak yaklaşmış Hasan’a. Noldu lan ödlek, korktun mu, demiş. Yoo demiş Hasan, niye korkayım. Güzel, demiş Yusuf. Elini saçlarına geçirmiş Hasan’ın. Parmaklarıyla dikiş izlerini bulmuş. Bastırmış önce. Ah, demiş Hasan. Kapgel bana bir makas getir lan, demiş Yusuf. Hasan az sonra başına gelecekleri anlamış. Var gücüyle çırpınmaya, debelenmeye bağırmaya başlamış. Sus lan, demiş Yusuf. Makası getirmiş ufak tefek çocuk. Almış eline Yusuf makası tutmuş kesmiş Hasan’ın saçlarını. Altında tıraş edilmiş kafa derisi ve dikiş izleri kalmış. Amma da büyükmüş lan, demiş Yusuf. Tam makası kafa derisine değdirecekken ani bir hamle yapmış Hasan, Yusuf’un çenesine kafasıyla vurmuş. Neye uğradığını anlayamayan Yusuf, bir iki sendelemiş. Sinirlenmiş, ulan, demiş, sen şimdi bittin. Hasan o cesaret ve can havliyle Yusuf’un bileğini ısırmış. Bileğini öyle sıkı kavramış ki Yusuf bileğini kurtaramamış. Ne duruyorsunuz lan yardım edin, diye feryat figan edince çocuklar Hasan’ı bırakıp Yusuf’un bileğine koşmuşlar. Bu anlık fırsattan faydalanan Hasan dişlerini aralayıp doğrulmuş. Çocuklardan birisi önce davranıp Hasan’ı tutacak olmuş fakat Hasan çocuğun işaret parmağını tutup onu öteye iterek koşmaya başlamış. İşte bu esnada o çocuğun da işaret parmağı kırılmış. O günden sonra Hasan onlardan kaçacağı yerde onlar Hasan’dan kaçar olmuş. Mahalleye, köye hatta ilçeye Hasan’ın pilliliği, bir çocuğun parmağını kırıp bir diğerinin de bileğini ısırarak kopartmaya yeltendiği yayılmış. Yayıldıkça herkes Hasan’dan korkmuş, yayıldıkça kimse Hasan’ı istememiş.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hatice Çay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?