Reklamı Kapat

Yasemin Hakkında

Kelimelere inandı. Gençti henüz toydu bilmiyordu. Sahtelikten haberi yoktu. Sevgiye tutkuya inanacak kadar gençti. Belki zaman farklıydı. Yıllar herkesi değiştirmişti ama o bu çağa ayak uyduramayanlardandı belki de başka bir çağın garip yolcusuydu kim bilir. Her söylenene inanan açık bir kalbi vardı. Dili ile kalbi birbirine bağlıydı ne de olsa. Herkesi böyle sanıyordu. Kitaplara gömülen hikâyelerden biriydi belki. Bekledi. Beklemenin işe yaramadığını bilmezdi o zamanlar. Kendi çağına ait olana rastlayacağını sanarak. Beklemenin hastalıklı elleri arasında. Aynada gördüğüne dikkatle baksaydı anlayabilirdi oysa. Biraz gayret etseydi efsunlu güzellikleri ayırt edebilecekti. Kendisinde olmayan başkalarında olan o tılsımı. Fakat fark edemedi. Sevdi ve inandı. Kelimelerin peşinden öyle gitti ki her güzel ifadede kendisini bulduğunu sandı. Nasıl tanıdıklarını onu nasıl sevdiklerini bilemedi. Hâlbuki yoktu böyle bir şey. Yazılanlar hep başkalarınaydı. Anlayamadı. Masum bir kız belki güzel değil ama hâlâ çocuk. Haberi yoktu çocuk olmasını istemezdi kimse. Kimse onun kalbinin güzelliğine bakmazdı. Gözlerine bakarlardı belki ama hepsi o kadar. Saflığından sanıyordu ki tanısalar çok severler. Oysa tanısalar daha çok nefret ederlerdi. Çünkü onun saflığı herkesi kıskandırırdı. Kimse onun kadar iyi niyetli olamazdı. İşte bu yüzden istemezlerdi onu. Tanısalar hiç sevmezlerdi. O kadar saftı ki sevgisi bilinse sevilir sandı. Buna da güzel bir karşılığı vardı oysa onların “sevgi menfaate bağlanmazdı yani rüşvetle olacak şey değildi. Biri seni sevdi diye sen de onu sevecek değildin.” Bilmiyordu bunu anlamıyordu da. Onun ışıl ışıl gözleri vardı. Ağızda dağılan kurabiye gibi bir kalbi. Kalbi kaç defa dağılmıştı sayamadım. Hepsi hiç uğurunaydı. Hiçlerden kendisine gönül sarayı inşa etmişti fark etmeden ve şimdi o büyük boşlukla mücadele ediyordu. Her şeye sebep bir kelimeydi. Tek bir kelime büyük umutlara sebep olmuştu içinde. Zamanla anladı bu hiçliği o da. Yine de vazgeçemedi duygu ipliği örmekten. Aynaya bir kez baksa anlardı oysa. Hiçbir erkek ona o gözle bakmazdı. Bunu kimseler ona söyleyemezdi kendisi anlamalıydı. O ise hâlâ ruhların güzelliğine inanabiliyordu. Romanlarda demiştim ona filmlerde böyle şeyler. İnandıramadım. Kalbinin güzel sevmesini bozamadım ve kurutamadım içindeki solmayan çiçeği. Oysa onu kurutmalıydı yaşamak istiyorsa. İnsanlara tahammül etmek için kuru bir kalbi olmalıydı. Sonra yazdıkları da kurumalıydı. Duygusallığı çekip aldığımızda insandan geriye yıkık bir enkaz kalırdı. Enkazlar duygusallıktan anlamazdı. Ya gülerlerdi ya da alay ederlerdi. Sevginin adı vardı kendisi yoktu. Eylemin adı vardı icraat yoktu. İnsanın nefesi vardı kalbi yoktu. İşte o da yaşamak istiyorsa önce kalbini kurutmalıydı sonra bakmalıydı aynaya. Anlamalıydı neden layık olmadığını. Kimseler söyleyemezdi bunu ona. Kızdı yazması ayıp sayılırdı. Sevdadan bahsetmesi hoş karşılanmazdı. Hüznünü saklaması şart koşulurdu. Zayıflığını gösterme derlerdi ona uyarırlardı onu. Leyla’nın olmadığına inananlar tamı tamına iki yüz kiloluk bir kızı göremezdi elbette. Çünkü narin çünkü kelebek.

Ona aynada görmelisin diyemedim. Bence kimse de dememeliydi zaten.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hatice Çay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?