Nedenin Nedeni!

Evrensel olarak kabul edilen “aklıselim”in temel ölçütlerinden biri de sebep-sonuç ilişkisini kavrayabilme düzeyidir. Nedensellik meselesi bundan dolayı düşünürlerin epey bir gündemini meşgul etmiş. Ona değinmeden diğer mevzulara geçmek “usul hatası” olarak kabul edilmiş. Bir nevi “mantık” ilmi gibi. Nasıl ki yazılım olmadan donanım işe yaramıyor, mantık olmadan da düşünce itibar görmüyor.

Nedensellik, evvelden doğa üzerinde çalışmalar yapan ve ilahi düzen ile ilgilenen ilim adamları ve filozoflar tarafından kullanılan bir kavram idi. Ancak günümüzde psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi alanların gelişmesi nedenselliğin sahasını daha bir özel hâle getirdi. İnsan ve toplumla ilgili yeni kategoriler belirdi. Algı yönetimi ve toplum mühendislikleri geliştirildi. Dahası siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler gibi alanların çok boyutlu yapısı ile nedensellik farklı iklimlere taşındı. Artık 2x2’nin 4 etmediği 1+1’in 1 ettiği hermeneutik (yorumsal) alanlarda top koşturmanın zorlukları oluştu.

Nedensellikle ilgili derin felsefi tartışmalara burada girecek değilim. Sadece tadımlık birkaç parça gündemimize aşina olsun istiyorum.

Nedensellik deyince, “Her şeyin bir sebebi var” gibi sığ bir düşünceye sakın ola girmeyiniz. Ancak her zaman için, “Her sonucun bir sebebi var” gibi makul bir zemine ihtiyacınızın olduğunu bilmelisiniz. Düşünmesini bilirseniz ilim için, yorumlama için ve hepsinden önemlisi hikmet için kendinize bir kapı aralamış olursunuz. Eğer ki kadim değerlerden nasibinizi de alamamışsanız “Reis Bey” filminin efsanevi sahnesindeki, “Bütün mantık hesaplarımı kaybettim” cümlesini derinden hissedersiniz. Allah düşürmesin!

“Neden bu haldeyiz?” sorusunu sorarken tam da bu noktanın üzerine biraz düşünmeliyiz. Çünkü günümüz emperyalist taşeron sistemi bizleri tüm şekil unsurlarının manaya hükmetmeye çalıştığı bir hiper gerçeklik ile karşı karşıya bıraktı. Özellikle Batılılaşma tebarüzünün tezahürü olarak şekil-mana ittisalinin bozulması yazılımsal hatalar yapmamızın önünü açtı. Mantık hesaplarımızı yitiriyoruz. Maalesef bundan dolayı bir meselenin doğru bir şekilde ele alınıp doğru bir şekilde çözümlenmesinin afetini yaşıyoruz. Su yokluğundan değil, suyu kontrol edemeyişimizden dem vuruyoruz.

Ülke olarak meselenin doğru yerinden yakalasak biraz yol alacağız gibi ama sorunlar diz boyu. Allah yardımcımız olsun. Bunun için dibe vurmuş düşünce versiyonlarının peşinden giderek bilmediğimiz meseleler hakkında “inanç” ifade etmemeliyiz. Aklımızın ermediğine, “Ben böyle inanıyorum” dememeliyiz. Ne olur böyle yapmayalım. Gerçekten komik oluyor!

Dünya nazarında da mesele farksız değil. Trafik kazası ve türevlerinin oranlarının, doğumlarda meydana gelen çocuk ölümlerinin, insan hakları ihlallerinin, adaletsizliğin, emek sömürüsünün vs. olduğu ülkelerin listesine bakınca Nijeryalı dostum Cafer ile yaşadığımız diyalog geliyor aklıma.

- İslam bizi geri mi bırakıyor?

- Hayır. İslam değil, Müslümanlığımız bizi geri bırakıyor! Bir meseleye değer veriyorsan düşün. Korkma demiyorum çünkü bazen tüylerini bile ürpertebilir.

Nedensellik, işin doğası ile ne kadar da iç içe değil mi? Yaşamın doğası, iktidarın doğası, ahlakın doğası, adaletin doğası, ekonominin doğası... Sebeplerini kontrol edemediğimiz bir meselenin sonuçları ile nasıl baş edebiliriz? Zor doğrusu.

Örneğin, “Obezite ekonomi” diye seçim meydanlarında duyardık. Pek ilgilenmedik de, kulak ardı ettik. Ama güreşçimiz mindere çıktı gari. Yemek önemli tabii ama nasıl, ne sebeple? Bir yandan vücudumuzun sağlıklı besinleri alması gerekirken diğer yandan virüslere karşı tedbirli olması gerekiyor. Yeri geliyor vitamin takviyesi yapılıyor, yeri geliyor aşı. Zor zamanları düşünerek “sebeplere” sarılırız hep. Çünkü yaşamak istiyorsak bu işin doğasını fark etmek zorundayız.

İmtihan işte geldi çattı. İmtihan zuhur etmeden kim haklı, kim haksız nereden bilecektik ki? Sebepleri kim daha iyi görmüş nerden anlayacaktık? İşte buna feraset denir. Siyasetin yüzü gerçekten ne kadar acımasız değil mi, hele emperyalizmin, hele de velhâsıl doların? Nedensellikte sonuçların sebepleri, statükoda ise hamaseti ve korkuları olur. Allah akıl fikir versin! Ne güzel dua…

Netice itibari ile hayatımızın her alanında esaslı bir “NEDEN?” sorusuna, sebepleri imar etmeye, hayatımızı tanzim etmeye ne kadar da muhtacız.

Marifete mazhar olunca arif olur âdem, tarif olur âlem.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Son dönemde TL'nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybının asıl nedeni sizce hangisidir?