ABD’den dost ve müttefik olmaz!

Türkiye’nin ABD ile ilişkileri “iki müttefik ülke” değil, “Türkiye’nin arkasından iş çeviren, Türkiye’ye her alanda müdahil olmaya çalışan, beğenmediği iktidarları darbe dâhil her türlü yolla devirmeye çalışan ABD” ile “Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri bu ilişkiye bir türlü son vermeyen, dost ve müttefik ABD sloganıyla bu ilişkiyi devam ettirmeye çalışan bir Türkiye” şeklinde devam etmektedir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Amerikan Mandacılığı” savunulmuş ve Sivas Kongresi’nde bu konu tartışılmıştır. Kongreye katılmasına izin verilen ABD’li gazeteci Brown, kurucu iradenin ABD’den yardım talep ettiğini aktarmaaktadır.

Osmanlı’nın yıkılış döneminde benzer süreçler Fransa, Almanya ve İngiltere ile yaşanmışken, Cumhuriyet döneminde ise kıta değiştirerek Amerika Birleşik Devletleri’ne evrilmiştir. 18 Şubat 1952’de NATO’ya üye olunması, Türkiye’nin ABD merkezli hareket eden, dış politikasını buna göre belirleyen bir ülke konumuna gelişinin somut örneğidir.

Türkiye ile ABD arasındaki münasebete “rehinelerin saldırganlarla özdeşleşmesi ve hayatta kalma duygusuyla saldırganla birlikte hareket etmesi” şeklinde tanımlanan “Stockholm Sendromu” tabirini kullansak yeridir. Zira Türkiye uzun bir süredir, ABD’siz bir dünyanın varolacağına ikna olmamıştı; dünyada ABD ile müttefik olmadan ayakta kalan onlarca ülkeye rağmen. Ancak, Türkiye-ABD’nin ilişkileri, ABD’nin Türkiye aleyhine faaliyetlere omuz vermesinden sonra farklı bir yöne evrilme eğilimi göstermektedir, şöyle ki:

“Müttefik” zannedilen ABD, FETÖ lideri Fethullah Gülen’i, ısrarlarlara rağmen iade etmemiştir. Diğer yandan, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz’un 15 Temmuz Darbe Kalkışması sürecinde FETÖ terör şebekesine bilgiler aktardığı ortaya çıkmıştır. Metin Topuz’un gözaltına alınmasıyla Türkiye-ABD ilişkileri gerilmeye başlamıştır. ABD tarafından RezaZerrab’ın ve Halk Bankası eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atila’nın tutuklanması ve burada yargılanması da gerilimi artırmıştır. Bu iki olayın ardından patlak veren “Vize krizi” aşılsa da ABD’nin terör örgütleri PKK/PYD/YPG’ye 500 tırdan oluşan modern silahlar göndermesi, Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde “otonom bölge” oluşturma çabaları ve son olarak ABD’li rahip Andrew Brunson’un Türkiye’de gözaltına alması ve sonrasında ev hapsine çıkartması ABD-Türkiye ilişkilerini iyice germiştir.

ABD Başkanı Donald Trump’un sosyal medya hesabından Türkiye’den ithal edilen çelik ve alüminyumda vergi oranının iki katına çıkartılması, vergi oranının alüminyumda yüzde 20, çelikte yüzde 50 olacağını ilan etmesi ikili ilişkilerde bardağı taşıran son damla olmuştur. ABD yönetiminin papazın teslim edilmesi için tarih ve saat vermesine Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Tehdit ediyor ya… Yarın saat 18:00’e dek göndereceksiniz. Burası Çatladıkapı ülkesi mi ya, burası Türkiye, ne yapıyorsunuz?” sözleriyle tepki göstermiştir.

Türkiye, ABD’nin bu küstah tavırlarını fırsat bilmeli ve “İncirlik Üssü” başta olmak üzere Türkiye’deki ABD’ye bağlı 15 askeri üssü kapatmalıdır. Bilindiği gibi 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ABD, Türkiye’ye silah amborgosu uygulamış; 26 Temmuz 1975 tarihinde Başbakanlığa Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vekâlet ettiği bir hengâmda I. Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti tarafından “İncirlik Üssü” kapatılmıştı.

Türkiye, Kur’an-ı Kerim’deki, “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez” (Maide, 51) ayeti gereği ABD ile dostluğu bir kenara bırakılmalıdır. Yine yüce kitabımızın, “Onlar sizde sertlik ve üstün gayret görsünler. Bilin ki, Allah (kötülükten ve adaletsizlikten) sakınıp korunanlarla beraberdir” (Tevbe, 123) ayetini düstur edinmeli ve asla taviz vermemelidir.

Unutulmamalıdır ki, ABD’siz bir dünya mümkündür!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?