Gizle

Kuşatıcı Ümmet ve Kaygı Birliği

Günümüz dünyasının bir arayış içerisinde olduğu muhakkak. Çünkü görünen tablo insanlığın hem fert bazında hem toplumsal olarak hem de doğanın tahribatı yönünden bir felakete doğru gittiğini gösteriyor. İnsanlığın bu cendereden kurtulabilmesi için dünyanın yeni bir dokunuşa ihtiyacı var. Bu dokunuşun görünen istikameti Müslümanların imkânında yatmaktadır. Her ne kadar Müslümanlar fiili olarak böyle bir güce sahip olmasalar da bil kuvve olarak bu inancı zinde tutmaktadır.

O yüzden Müslüman coğrafyanın imkânı üzerine sürekli düşünmek zorundayız. Bu imkânın gücünü birlikte hareket edebilme kabiliyetinde aramalıyız. Birlikte hareket edebilmek için birlikte düşünebilme ve yaşayabilme iradesini de göstermek gerekiyor. Bunun için ümmet kavramının sosyolojik hinterlandından faydalanmamız önemlidir.

Toplumsal gerçeklik dünden bugüne büyük bir değişim geçirmiştir. Dini ya da sınıfsal farklılıkların oluşturduğu hiyerarşiden ulus devletin eşit vatandaşlığına geçilmiştir. Ulus devlet modelindeki bu yeni yapı her ne kadar eşit vatandaşlık üzerinden tarif edilse de, aslında belli bir etnik kimliğin merkezileşmesiyle oluşan bir yapıdır. Böyle olunca buradan herhangi bir çözüme ulaşmak mümkün gözükmemektedir.

Farklı kimliklerin iç içe olduğu, küresel ölçekte kültürlerin harmanlandığı günümüz dünyasında ümmet kavramının kapsayıcılığı aslında bizim için önemli bir fırsattır. Âlimlerimiz ümmet kavramını açıklarken ümmet-i davet ümmet-i icabet diye ayırmışlardır. Ümmet-i icabet, İslam’ın davetini kabul etmiş olanları ifade ederken ümmet-i davet ise İslam’ın davetini henüz kabul etmemiş kişileri ifade etmektedir. Yani tebliğe muhatap kitle ümmet-i davettir.

Ümmet kavramını bu geniş sosyolojik içeriğiyle ele aldığımız zaman günümüz dünyasında farklı bir birlikte yaşama tasavvurunu mümkün kılabiliriz. Neticede değişen bir dünya var. İnsana, topluma ve kimliklere yüklenen anlamlar farklılaşmış durumdadır. İç içeliğin bu derece kanıksandığı bir ortamda ümmet kavramını sadece ümmet-i icabet üzerinden değil, ümmet-i davet üzerinden de inşa etmemiz bize bir çıkış yolu sunabilir. Çünkü bu kavram dışarıda tutmayı değil, içeriye dâhil etmeyi amaçlar.

Osmanlının dağılma sürecinde milliyetçilik fikirlerinin balkanlarda gayrimüslim kavimler arasında, İslam coğrafyasında ise gayrimüslim Araplar önderliğinde yayılması bu kavramsal açılımın İslam Milletinin birliği ve bütünlüğüne büyük katkı sağlayacağını bize gösterir.

Dünyadaki ırkçı emperyalizmin emellerine karşı bir güç olmak istiyorsak tüm mağdur coğrafyayı bu gücün içine dâhil etmek önemli bir adımdır. Bunu sağlayabilmek için tüm dertleri kendi derdimiz, tüm acıları ise kendi acımız olarak görmemiz gerekir. Bu sayede toplumsal bir bütünlük ve kaygısal bir birlik tesis edilebilir.

Mekânsal birliktelikler, kalbi ayrışmalar olduğu sürece toplumsal bütünlüğü sağlayamaz.  Aidiyetin sağlanabilmesi için farklı bir kavramsal çerçeveye ihtiyacımız vardır. Tam bu noktada ümmet kavramına olan bu kapsayıcı bakış açısı önemli bir işlev görür. Bu ümmet anlayışı, aynı inancı paylaşmasalar da, aynı soydan gelmeseler de, aynı mezhebe ya da cemaate bağlı olmasalar da insanların aynı kaygıya aidiyetini sağlama imkânı sunar.

İslam milletinin gücü bu kaygı birliğinin sağlanmasından gelecektir. Kaygı birliğinin sağlanmasıyla bu coğrafyanın insanı için bir direniş ve diriliş hattı oluşturulabilir. Bu hat aynı zamanda kaygıyı paylaşan herkesle de yol almalıdır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?