Gizle

Yurduma kimler ağlasın

En korkuncu Marmara depremiydi.

Evler homurtu ile sallanmış, odalar beşik gibi gidip gelmiş, saksılar çiçekler yaylı arabalara dönüşmüş, balkon çökmüş, fayanslar fırlamış, duvarlar kopmuştu.

İnsanlar can derdine düşmüştü.

Hava boz bulanık.

Cenaze haberleri geldikçe şehri kara bulutlar kaplamış, umutsuzluk dağ gibi büyümüştü.

Canlı bir organizma gibidir vatan.

Marmara’da etinden et koparken, canından can giderken; doğusu, güneydoğusu, ortası, Karadeniz’i, Ege’si, Akdeniz’i karalar bağlamıştı.

Sevinçler, neşeler alıp başını gitmiş, insanlar gülüşlerini yüzlerinde tutuklamış, gözlerden hüzün ırmakları akmaktaydı.

Marmara depreminde İç Anadolu’daki buğday, patates, soğan, çilek tarlaları bile ağladı.

Manisa’da domates, patlıcan çapalayan kadınların kollarından güç gitti.

Bitlis’te, Hizan’da, Mutki’de, Pervari’de bal kovanlarını sağan köylüler sigarayı daha da artırdılar, ne olacaktır, kara yazgılı halkın hali.

Tereyağını, peynirini, yoğurdunu, çökeleğini yapan Torosların tepelerinde türküler kısıldı.

Maden kazalarında da öyle oldu, rüzgârlar ağladı.

Soma’dan, Zonguldak’tan, Merzifon’dan göçük haberleri geldiğinde, madenci cenazelerine ulaşıldığında bütün memleketin ağzının tadı kaçtı.

En yoksulundan zenginine sofralarda tuz kalmadı, insanlar ajanslara kilitlendi, madenci ailelerinin ağıtları ciğerleri paraladı.

Sacları başında ekmek pişiren kadınların ellerinden can gitti.

İneklerin, koyunların, keçilerin peşisıra kaval çalan çobanların nefesi yitti.

Kavun karpuz bostanlarında, meralarda haymeleri bekleyen kuşlar sustu.

Yangınlardan yana da bahtı kara ülkenin Ege Bölgesi’ne iri elemler düştü.

Gökyüzünü saran alevlerle Selçuk, Özdere, Gümüldür, Ürkmez, Seferihisar, Cumaovası ormanları yanarken; asırlık zeytinlikler, meşeler, çamlar, kestaneler, kayınlar, ıhlamurlar, akasyaların kara dumanlar arasında yakıcı güneş altında cehennem renkli kızıl alevler içerisindeki çığlıklarını duymamak için gözyaşları arasında kaç kez kulaklarımı tıkadım.

Bakmaya insanın yüreği takat getiremiyordu.

Havadan karadan söndürme çalışmaları sonucunda görüntü korkunçtu, mavi denizin ikiz kardeşi yeşil ormanların hayata veda ettiği esintili tepeler; simsiyah bir ölüm rengini almış ciğerimizi yakmakta idi.

İnsanoğlunun o siyah tepeleri yeşile çevirmesi için uzun yıllar gerekecekti. Denizler, göller, ırmaklar nehirler, dereler, çaylar bu ateşle tutuştu.

Yağmurlar, yıldırımlar, şimşekler, karlar, dolular, seller ağladı nasıl eli kolu bağlı kaldıklarına yanıp.

Karadeniz’in makus talihi olan sellerle ilgili en yürek yakıcı haber Ordu’dan geldi.

Bütün bir yıl umutla beklenen fındık mevsiminde tam ürünler dolulukta olgunluğa erişti, bu sene geçen yılki gibi rekolte düşük değil diye sevinirken çoluk çocuk.

Bayramlık papuç bekleyen bebelerin, okul malzemelerine kavuşmayı dileyen çocukların, çeyizlik, düğün parası uman gençlerin, askere harçlık olacak, hastaya ameliyat parası fındıkları sel alıp götürüp denizin ortasına bir kara parçası yapacak kadar tonlarca mahsul heba oldu.

Haykırışlar Ünye, Fatsa, Ordu ile sınırlı kalmadı.

Marmara, Akdeniz, Güneydoğu acıların gergefine yüreğini taktı, inledi.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?