Reklamı Kapat

İ’lây-ı Kelimetullah mefkûresi

İslâm dininin doğuşu, gelişimi ve geçirdiği evreler incelendiği zaman görülecektir ki, İslâm, kültürel, siyasal, ekonomi ve hukuk alanlarına ilişkin düzenlemeler getirmiş; sosyal yaşamın her alanına müdahil olan Allah (c.c), insanların “hayat, din, akıl, mal ve nesli”ni teminat altına almış ve insanı şerefli şekilde yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de insanın şerefine işaret edildikten sonra Müslümanlara ayrı bir önem atfetmiş ve “(Ey Muhammed ümmeti)! Siz beşeriyet (insanlık) için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah’a imanınızda devam edersiniz…” (Al-i İmran, 110) buyurmuştur. Yani kendi nizamını yeryüzüne hâkim kılmak ve iyiliği emredip kötülükten alıkoyarak adaleti tesis için Müslümanlara görev vermiştir.

İnsan, günde beş defa namazda secde ederken, aslında Allah (c.c)’ın hâkimiyetine boyun eğdiğini ikrar eder. “Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda Cihad edin” emrine uymak da böyledir. “Şüphesiz Allah, mü’minlerin canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler…” (Tevbe, 111) emri kârlı bir alışveriştir. Ayetin devamında buna işaret edilmekte ve “O halde yapmış olduğunuz alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır” denilmektedir.

İlahiyatçı yazar Hayrettin Karaman, “Polemik Değil Diyalog” adlı kitabında Dinlerarası Diyalog’un asıl hedefini açıklarken “Diyaloğun hedefi tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı. Böyle bir hedef olamaz zaten. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır” (s. 36) dedikten sonra “Din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın ayetini herkes Müslüman oluncaya kadar onlarla savaşın şeklinde anlayamayız. Bence din özgürlüğünün sağlanacağı ortam sağlanıncaya kadar savaşın şeklinde anlamalıyız” (s. 24), “Şimdi tekrar konumuza dönelim. Bütün insanların Müslüman olmaları dinin, Kur’an’ın hedefi değildir. Kur’an’ın hedefi; din özgürlüğü ve adalet çerçevesinde, insanların birbirlerine karşı iyi ilişkiler içerisinde yaşadıkları bir dünya düzenidir. Kur’an bunu istiyor” (s. 41) demektedir.

Oysa Kur’an-ı Kerim’de Yahudi ve Hıristiyanların kâfir oldukları belirtildikten sonra Kur’an’daki “Şu Allah’a inanmayan; ahirete inanmayan, Allah ve Resulü’nün diniyle hak dinle dinlenip, Allah ve Resulü’nün yasakladığını yasak bilmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hıristiyanlar) de savaşın. Ta ezilerek, kendi elleriyle cizye verinceye dek!..” (Tevbe, 29) ve “Yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya (ondan başkasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savaşın, cihad edin…” (Enfal, 39) ayetleriyle Müslümanlara, tüm dünyaya Allah’ın hâkimiyetini tesis için hedef gösterilir. Bu ayeti Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu şekilde anladığı için müşriklerle, Beni Nadır, Beni Kureyza ve Beni Kaynuka Yahudileriyle savaşmış, Tebük Seferi’yle Hıristiyan Bizansı dize getirmiştir. Dört Halife ve sonraki İslam devletler yöneticileri de böyle anlamıştır. İspanya’yı fetheden Endülüs Emevileri, Malazgirt’te Bizans’ı yenen Sultan Alparslan, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed Han, Viyana’ya sefer düzenleyen Kanuni, Siyonistlere direnen Sultan Abdulhamid-i Sâni ve niceleri İ’lây-ı Kelimetûllah yani Allah’ın adını ve dinini yüceltmek, adaleti bütün cihana yaymak için “Cihad” etmiştir.

Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de kötülükleri Müslümanların eliyle düzeltmek istediğini emrederek, “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe, 14) buyurmaktadır.

Kur’an’ın hedefi, insanların Müslüman olması değilse “Kur’an’ın vahyedilmesi ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in risâletle gönderilmesi” diğer din saliklerinin misyonerlik faaliyetlerine özgürlükçü ortam hazırlamak için midir? Cihad gibi meşakkatli bir amel, sapkınlara özgürlükçü bir ortam hazırlamak için mi farz kılınmıştır? Yahudi ve Hıristiyanlar bütün dünyada hâkimiyet kurmak için uğraşırken Müslümanlar neden onların hâkimiyeti altında yaşasın? Batıl ideoloji sahipleri kendi kurdukları sistemleri tüm dünyaya benimsetmek için her türlü yolu denerken, Siyonist İsrail Kudüs’ü başkent ilan edip kendi hâkimiyetine almaya çalışırken Müslümanların İ’lây-ı Kelimetullah için çalışmaması düşünülebilir mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?