Reklamı Kapat

Yüzde 10 barajı anlamsızsa niçin korundu?

YÜZDE 10 barajının 12 Eylül 1980 darbesinin bir ürünü olduğunu bilmeyen var mı bilemem. Ancak, bilinen bir husus var ki, bu yüzde 10 barajı AK Parti iktidarı tarafından yapılan tüm yasal değişikliklere rağmen korundu. Hem de bir sistem değişikliği hayata geçirilirken bile bilinmeyen bir sebepten dolayı korundu. Bir de partiler arası ittifaklar yasal bir zemine oturtulduğu halde baraj sürdürüldü. Meseleyi baştan ele alacak olursak, darbeciler yüzde 10 barajını yönetimde istikrarın sağlanması gerekçesi ile izah ettiler. Ancak, yönetimde istikrar sağlanacağı iddiası ile getirilen yüzde 10 barajı da koalisyonlar dönemini sonlandırmaya, yönetimde istikrarın sağlanmasına yetmedi. Bir yandan istikrar sağlanamazken öbür yandan temsilde adaletsizlik de normalmiş gibi takdim edildi. Bir bakıma istikrar sağlamak adına adaletsizlik tercih edildi. Böyle olunca da toplumun demokratik olarak nitelendirilen sisteme güveni zayıfladı.

Hemen ifade etmekte yarar var ki, yönetimde istikrarın sağlanmasına kimsenin itirazı olmamakla birlikte istikrar iddiası ile adaletsizliğin normal hale getirilmesine olan itirazlar sürüp gitti. Böyle olunca bu adetsizliğe son verilmesi gerekiyordu. Buna ise sistemin tepeden tırnağa değişmesini sağlayacak anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikler sırasında son verileceği beklenirken, hem de Meclis’te çoğunluğa sahip AK Parti kanadından bu barajın kaldırılması ya da indirilmesi gerektiği yönünde açıklamalar yapılırken yüzde 10 barajı korundu. İttifaklar hukuki bir zemine oturtularak güya yüzde 10 barajı kaldırılmış oldu. Ama böylece bazı partilerin yüzde 10 barajını aşabilmeleri için ittifak oluşturması mecburiyeti gündeme geldi. Halbuki böyle bir zorlamaya gerek kalmadan yüzde 10 barajı kaldırılır, partiler de ille de ittifak yapmak zorunda kalmazlardı. İstendiği takdirde isteyen partiler ittifak yapar, istemeyenler ise müstakil olarak seçime girerlerdi. İşin doğrusu da buydu. Bu gerçek bilinmesine rağmen niçin yapılmadığı üzerinde uzun uzun düşünmeye gerek yok. Çünkü 24 Haziran seçim kampanyası sırasında iktidar partisinin yürüttüğü kampanya meseleyi açıkça ortaya koydu. Çünkü bir yandan yüzde 10 barajını ısrarlı bir şekilde korurken, bu engelin aşılması için ittifak kurmayı zorunlu hale getirenler kendileri değilmiş, sanki tüm partilerin kendi etraflarında birleşmesi gerekiyormuş gibi bir mantık sergileyerek yanlarında olanları vatansever ayrı bir ittifak oluşturanları hain ilan etmek gibi bir basitliği seçim kapmayası stratejisinin esası haline getirdiler. Tüm bunları tekrar hatırlamanın ne anlamı var demeyin. Bana göre çok anlamı var. Çünkü Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, yeni döneme geçiş ile ilgili çalışmaların içinde bulunan Mehmet Uçum yüzde 10 barajının anlamsızlaştığını söyleyen kişi olunca bize de madem öyleydi niçin işin başında bu anlamsızlığı ortadan kaldırmadınız?  diye sormak kalıyor. İşin başlangıcında bu anlamsızlığının farkına varamadık ama sistem işlemeye başlayınca bu gerçek ortaya çıktı ‘denecek olursa,’ bir takım yanlışları görmek için ille de uygulamaya koymak mı gerekiyor? sorusu akla geliyor. Çünkü seçim kampanyası sırasında bedelli askerlik ilk gündeme geldiğinde iktidar kanadından böyle bir şeyin kesinlikle gündemlerinde olmadığı, terörle mücadele devam ederken, hemen her gün şehit haberleri gelirken bu konunun gündeme getirilmesinin doğru olmayacağı açıklamaları yapılırken seçimin hemen ardından önce bedelli ekserlik konusunun Ekim ayında gelebileceği açıklamaları yapılmaya başlandı. Sonunda Ekim ayı da geç bulunmuş olacak ki, şu günlerde bedelli askerlik yasalaşmak üzere.

Bedelli askerliğe karşı değilim ancak, konu ile ilgili olarak kısa sürelerle farklı açıklamaların yapılmasını doğru bulmuyorum. Eğer, aynı konuda farklı açıklamalar yapılıyor, farklı uygulamalara yöneliniyor ise böyle bir tavır devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz. Ama biz yaptık oldu deniyorsa o başka…

Yazımı Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un şu sözleri ile noktalamak istiyorum:

“İttifakların çıkması yüzde 10 barajını önemli ölçüde anlamsızlaştırdı.

………………

Halk 100 bin seçmenle Cumhurbaşkanlığına aday gösterebiliyor mu? Dolayısıyla100-200 bin seçmen de Meclis’te temsil edilebilmeli.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?