Reklamı Kapat

Demokraside Özgürlük Sorunu -V

Olgular ile kavramlar arasındaki ilişkilerin nasıl ve ne yönden kurulabildiği tam ve doğru bir şekilde açıklanmadığı takdirde hem olgular hem de kavramlar, bizzat kendi mahiyet ve gerçeklikleri de dâhil olmak üzere, yanıltıcı çıkarımlara, değerlendirmelere ve yargılara götürürler. Doğa bilimlerinde olguların varlığı bu bilimlerin varlık nedenlerini temellendirdiği gibi, bu bilimlerin birbirleriyle ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini belirler, denebilir. “Doğal olgu” olarak adlandırılan olgular bu alanda vazgeçilmez olandır. Ancak bu doğal olguların hangi yönüyle ve hangi yönden ele alınıp incelenecekleri doğa bilimlerinin hem ortak ilkelerini hem de farklı niteliklerini belirlemek suretiyle çalışmak durumundadırlar.

Bir anlamda doğa bilimlerinin temel konusu olan olguların, özellikle Batı’da 17. yüzyıldan itibaren baş döndürücü bir şekilde ve yoğun olarak açıklanmaya başlanmasıyla, insan ve toplum ile ilgili olan konuların ele alınmasında esinleyici bir etki doğuracaktır. Ne var ki, insan ve topluma ilişkin konuların, yani sorunların da bir “olgu” olarak nitelenip nitelenemeyeceği tartışmalarını başlatacaktır. O zamana kadar bu alanlarda farklı biçimlerde ifade edilegelmiş görüşlerin, düşüncelerin, öğreti ve sistemlerin de ışığında yeni yöntem arayışlarına yönelinecek, yeni, farklı, değişik görüşler, düşünceler, öneriler ileri sürülecektir.

 Doğal olarak, bütün bu gelişmeler olguyla onu ifade edecek kavramların da bir yandan yenilenmesine, diğer yandan yeni kavramlar üretilmesine yol açacaktır. Çarpıcı örnek olarak insan, toplum, siyaset, yönetim ve biçimleri, iktidar ile devlet ve bunların ilişkisi, daha da önemlisi kaçınılmaz olarak hukuk, din, ahlak gibi “toplumsal olgu” kategorisi içine yerleştirilmek istenen konular yoğun tartışmaları besleyecektir. Bu tür tartışmalar, henüz adı konulmamış olsa bile birçok toplumsal bilimin altyapısını oluşturucu görüşlerin, düşüncelerin, öğretilerin harmanlandığı alanların doğumunu da hazırlayacaktır. Tarih, siyaset, psikoloji, sosyoloji, antropoloji, hatta hukuk gibi bilim dallarını bu bağlamda hatırlatmak yerinde olur.

Bugün, özellikle bizde birtakım kavramların, sadece ait oldukları alanlarla, dolayısıyla olgular ile ilişkilerine bakılmaksızın keyfi denilecek şekilde rahatça kullanıldıklarını gözlemliyoruz. Gerçi toplumsal olgular, doğal olgulardan farklı olarak “insan iradesi”ni şart koşarlar. Dolayısıyla toplumsal olgular, mahiyetleri gereği direnç gösterirler ve önceden öngörülmeleri her zaman için mümkün olmaz. Sözgelimi, insanın ve toplumun alışageldiği bir davranışı hukukun emredici niteliğine dayanarak birtakım kurallarla düzenlemek isteyebilirsiniz, ama beklediğiniz ve öngördüğünüz sonucu elde etmeniz her daim kesin olmayabilir. Mesela, gelir vergisi matrahını, mükelleflerin ödeme imkânını tam olarak hesaplayamadığınız takdirde, “vergi kaçağı” durumuyla karşılaşabilir, sonuçta vergi gelirlerinin azalmasına yol açabilirsiniz. Yeterli eğitimi sağlamadan üretimde artışı gerçekleştirmeniz mümkün olmayabilir, ki olmamaktadır. Özellikle toplumda gelir dağılımı adaletini gerçekleştirici düzenlemeler yapmadan toplumsal refahın yaygınlaşmasını sağlamanız mümkün olamayacağı gibi, “mala karşı suçlar” başlığı altında sayılan birtakım suçların ortaya çıkmasını önlemeniz zorlaşır. Genel olarak da bu gelişmeler toplumsal barışı, toplumsal güveni sarsıcı, hatta tehdit edici bir niteliğe bürünebilir.

 Bu ve benzer gelişmeler, farklı şekillerde, meğer yönetim biçimi demokrasi olsun, insan ve toplum bakımından bir özgürlük sorununa dönüşebilir. Çünkü toplumda gelir dağılımı adaletli değilse, sermayenin küçük bir azınlığın tekelinde yoğalması kaçınılmazdır ve böyle bir durumda, sözgelimi en mükemmel seçim sistemini uygulayarak toplumun genel rızasını sağlayacak bir yönetimi kurmanız mümkün olmaz. Aslında bunun çarpıcı örneği Amerikan siyasi sistemindeki iki partili yapıda gözlemlenmektedir. Bu sistemde “lobilerin hakimiyeti” olarak nitelenen olgu, demokraside “ekonomik oligarşi” biçiminde kendini göstermektedir. Bir bakıma bu, Batılı bir bilim adamının “oligarşinin tunç kanunu” diye tanımladığı durumdur. Sonuçta, bir özgürlük sorunudur bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?