Reklamı Kapat

Notlarım

Yaz sıcakları sanki ayrı bir rehavete vesile oluyor. Bazen rüzgâr bile sıcak üfürüyor. Şayet serin bir gölge bulma bahtiyarlığına erişebilenleri şanslı addetmek gerekiyor çünkü onlar cehennemi bir sıcakta kendilerine bir korunak bulmuşlar. Özellikle iç mekânların çoğu müteahhitlerin ucuz numaraları vesilesi ile boğucu olmanın ötesinde felaket derecede insanı yoruyor. Hele daha sıcak bir yerde yaşıyorsanız klima da bir yerde kar etmiyor büsbütün mayışıp kalınıyor. Tabi böyle durumlarda harareti düşünüldüğünden çay tüketimi artarken bunun hararete ne kadar iyi geldiği ise başka bir bahistir. Ancak her halükarda sıvı tüketiminin arttığını veya artması gerektiği zaruretini değiştirmez. Hal böyle olunca bu durumdan galiba en çok okuma eylemi zarar görüyor. Nihayetinde yazın rehaveti zihni meşguliyetleri de sanki askıya alıyormuş gibi bir görüntü arz ediyor. Büyük genellemeler yapmak doğru değil ama görünen manzara üç aşağı beş yukarı böyle. Muhtemelen bundan herkes bir nebze olsa etkileniyor ve herkesin rehaveti farklı farklı tezahür ediyor. Bizimkisi biraz yol hali durumu. Bu vesile ile bu hafta daha çok okuma notlarımı paylaşmak istiyorum.

***

“Emir efendi, gözüne kestirdiği kitabı rakibi Halis Efendi’ye kaptırırsa birden kendisi olmaktan çıkar, iftiraya başlarmış. Midhat Cemal, o zaman “yazma kitap” denen şeyden korkmaya başladığını söylüyor. Hayır o kadar temiz bir adam olan Emiri Efedi ahlaksız değil, miladın ikinci asrından bu yana, kitapların sayısıyla birlikte çoğalan hastalardan biridir. Üstelik o, okuryazar olmadığı halde binlerce kitap toplayan Kont Astre’ler, bir kitabı müzayedede almayı başaramadığı için arkadaşını vuran Don Vensan’lar, daha kötüsü terekeye sevinen bibliyomanlar yanında yunmuş yıkanmış bir hastadır.

Midhat Cemal, Emiri Efendi’ninkine benzer bir kitap hastalığının bir ara kendisine de bulaştığını, satın alamadığı bazı kitapların geceleri rüyalarında dostları tarafından kendine hediye edildiğini anlattıktan sonra, başka bir “kitap kurdu”nun, İhsan Sungu’nun kütüphanesinde yaşadığı bir ruh halinden söz ediyor. Bu müthiş kütüphanede, bir gün, matbaanın bize gelişinden otuz yıl önce İtalya’da Arap harfleriyle basılmış Kur’an’ı saygıyla okşar, yüz küsur yıl önce basılmış Gramerle halleşirken, İhsan Sungu bir Lehçe-i Osmani uzatır. Her kütüphanede bulunabilecek bu kitabı dayanılmaz kılan Vefik Paşa’nın kâğıtlar yapıştırarak kelimelerin Fransızcalarını karşılarına kendi eliyle yazmış olmasıdır. Adeta kendinden geçen Midhat Cemal’in nasıl bir kıskançlık ifadesi belirmiştir ki, İhsan Sungu, “Kabul ederseniz takdim edeyim!” demek mecburiyetinde kalır.” (Beşir Ayvazoğlu, 1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi, Kapı yay.)

***

“Kaç yıldır görmüyorsun buraları?” diye sordu Enver. Gözlerimi kerpiç damlarda, demiryolu boyunca uzanan tel örgüde, tel örgünün arkasındaki Suriye toprağında ve daha ötede, akşam karanlığına gömülen Resulayn kasabasında gezdirdim bir süre.

            “On iki yıl,” diye mırıldandım.              

Sonra, on iki yıl adını verdiğim zaman dilimi, içinde taşıdığı on iki yıllık yaşamın tortularıyla birlikte aklımdan çekiliverdi de, ben bu kasabadaki askerlik günlerime dönmüş oldum birden. Kendimi,  at kişnemelerinin, koyun sürülerinin, kurşun seslerinin ve çay balyalarının arasında buldum bir bakıma. Şakaklarım zonkluyordu.” (Hasan Ali Toptaş, Ölü Zaman Gezginleri, Everest yay.)

***

“Çağımıza özgü temel bir hastalık varsa: Gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir. Ekonomi politiğin altın yıllarını oluşturan diğer üretim çeşitleri; değer üretimi, mal üretimi, vb. şeyler uzun bir süre önce anlamını yitirmişlerdir. Uzun yıllardan bu yana toplumun hiç durmadan üretip, yeniden can vermeye çalıştığı şey, işte o elinden kaçırdığı gerçektir. İşte bu yüzden  “maddi” üretimini bizzat kendisi günümüzde hipergerçek bir şeye dönüştürmüştür. Bugün maddi üretim geleneksel üretimin tüm özelliklerine sahip olmakla birlikte, onun çok daha büyük, devasa boyutlara ulaştırılmış yansımasından başka bir şey değildir.” (Jean Baudrillard, Simülkar ve Simülasyon, Doğubatı yay.)

***

“Bilgili gözükmeye çalışan ya da bilgiçlik taslayan kimse ne araştırmacıdır ne de yenilikçi; tam aksine o, özellikle de iletişim araçları ve çeviriler vasıtasıyla dilde yaygınlık kazanan bir takım lafızların cazibesine kapılmış olan ve onları modern kültüre sahip olma ya da eskiyi yenileme iddiasıyla kullanan fikri oturmuşluğa ulaşmamış biridir. Bu kimse modern ilmin, eskiye karşı cüretkâr davranmak olduğunu zanneder. Halbuki o ne eskiyi bilir ne de yeniyi bilir. (…) Bilgiçlik ve alimlik taslama, yalnızca sağlam ve ciddi bir faaliyetin olmaması durumunda kendini gösterir. (Hasan Hanefi, Gelenek ve Yenilenme, Otto Yay.)

TAŞ GEMİ

“Zaman saatin içinde boşluğu tutan ağırlık /  Adı yok senin gibi.”                                                                                                                             ( Paul Celan, Hiç          Kimse’nin Gülü)

Not: Bu hafta dinleme listemde olan şarkılar;

1-Ahmet Aslan, ‘Üryan geldim’

2-Müslüm Gürses, ‘Gözünden tanırım’

3-Ali Ekber Çiçek, ‘Gönül gel seninle’

4-Leyla Marvdashti, ‘Devish’

Bize kadar

1-Bir zanaat bul kendine, darlık zamanlarında onu işle, bu vesile ile gönlünü ruhunu dinle!

2-Bir enstrüman çalmayı öğren, gayret et. Ayrı bir dünyaya ulaşırsın bu vesile ile…

3-Bir ilgi alanı belirle ona tutku ile yapış. Örneğin bitki türleri, ağaç çeşitleri vb.

4-Tabiattan uzaklaşma, bol bol toprağa temas et, ara sıra şehirden kaç…

5-Şehir hastalıklarından sakın, huzurunu kaybetme!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?