Bir Belgesel: Şamar’a Damardan Girmek

“Bu millet şamar oğlanı değil.” Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben siyasetçilerimizin beşiklerini tıngır mıngır sallar iken.. AKP’nin ve MHP’nin kendilerini “BinbirGece”lerimizin “Ali Baba”sı gördükleri yıllarda “Aşıklar atışması’na durduklarında, biz de kayıt tutmuşuz “Değmesin Yağlı Boya” sayfası olarak..

Sayın Bahçeli Şubat 2013’de partisini bir kere daha izah ediyor, Türk milletini “ucuz ve değersiz” görenlere karşı. Kaya olur dikiliriz, sel olur sürükleriz, rüzgar olur savururuz, fırtına olur dağıtırız, güneş olur kavururuz vurgularından sonra hamd ediyor, bostan korkuluğu değilliklerine.

Partisini bir tabi afetler topluluğu gibi tanımladıktan sonra bostan korkuluğu sanılmak ihitmalinin endişesinin taşınmasını çözemediğimizden aynı Şubat’ta, “Turşuluk hıyar değiliz” başlıklı bir sayfa hazırlamıştık. Dönün bir bakın!

Sonra 2013 yılının Nisan ayına eriştik. Sayın Bahçeli’nin bostan korkuluğu olmadıkları iddiasının, gelecekte yapılacak bir suçlamaya cevap olduğunu öğrendik. Keramet demeyelim ama siyasetçi öngörüsü teşhisini de esirgemeyelim.

O yılın başbakanı Erdoğan, 2002 öncesi koalisyon hükumetlerinin muhasebesini yaparken sayın Bahçeli’ye soruyor: “Sen orada bostan korkuluğu muydun?”

Sen misin ey Bahçeli, bostan korkuluğuna benzetilmekten korkan? Sen misin bu korkunu itiraf eden? Bak işte böyle soruverir bir başbakan; dillendirilecek onca sıfat tanımlaması varken.

Doğrusu, işte bu nokta da biz de sayın Erdoğan’a bu konuşma metnini hazırlayıp verenleri kutlayabiliriz. Sonraki hatalarında rahatça hesap sorabilmemiz için.

Sayın Bahçeli’yi hesaba çektiği o Nisan konuşmasında Başbakan Erdoğan, partisinin nasıl bir parti olduğunu da açıklamak ihtiyacı hissetmiştir. Türkiye partisi olduklarını, Türkiye’nin özeti olduklarını, kuranların, istikamet verenlerin ve sahiplerin millet olduğunu teşkilat mensuplarına bu kaçıncı kezdi bilemeyiz ama, bir daha anlatmıştır.

Sayın Erdoğan’ın o konuşmasını, yardımcısı Hüseyin Çelik’in AKP’nin ne olmadığını anlattığı bir konuşmaya cevap sayamayacağımızı ve yeni sistemin Cumhurbaşkanı olarak yaptığı, bizim de yazımızın başına koyduğumuz o cümlenin tekrar edilmiş olunmasına milletimiz adına üzüldüğümüzü ilan etmemizin yeridir şimdi.

Soyadından dolayı ilk metal yorgunu olanlardan yardımcı Hüseyin Çelik, AKP hükumetlerinden öncekileri, anayasal kuruluşların şamar oğlanı olmakla itham ederken, “Ak parti kimsenin şamar oğlanı değil, kendisini şamar oğlanına çevirtmez” isyanının sebebi ne idi, sorusunun bugün önemi kalmamıştır. Anladığınız o nutuktan.

Yardımcı Hüseyin Çelik’e, şamaroğlanı oldular dediğin hükumetlerin idaresinde yaşamak nelerinizi kaybettirdi size ve yaşarken şamar oğlanı olmayan partinizin hükumetlerinde neler kazandınız? Gibi sorular o gün niçin sorulmamıştır. Araştırmaya değer. Ama biz “Turşuluk hıyardeğliiz” başlıklı o yazımızda, günümüzün demeçlerine de karşı durdurulabilinecek sorular sormuştuk. Dönüp bakılsın, diyoruz bir kez daha..

“Şamar oğlanı değilseler, yanlarında durdukları asılzade oğlanı mıdırlar? Herhalde esas oğlandırlar..”

“Şamar oğlanı” tabiri, deyimi bu toprakların bir üretimi değil. Feodal düzen, üst sınıf, alt tabaka gibi sıfatların bol kullanıldığı Batı ülkelerinden ithal etmişiz. Artık hangi ihtiyacımızı karşılayacaksak.. Belki de politikacılarımız havalı olsun diye..

“Gönüllere girmiyorsak, vatandaşa tepeden gurur abidesi olarak bakıyorsak, kusura bakmayın bu millet şamar oğlanı değil. Biro y verir, iki oy verir kenara koyar.”

Yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı’na bu konuşma metnini yazıp verenlerin, hangi komplekslerin çocukları olduklarının izahını bu millete yapmak AKP yöneticilerinin acil görevleri olmalıdır.

Daha başbakanlık günlerinde partisi AKP’nin Türkiye ilişkisini nasıl gördüğünü yukarıda bir yerlerde yazdığımız sayın Cumhurbaşkanı’na, üstelik yeni sistemin ilk günlerinde şamar oğlanlı beyanat okutmak hoş ve affedilir olmasa gerek.

Yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı daha başbakanken, metal kaplamalı yardımcıları, AKP’nin şamar oğlanı olmadığını kabul etmezlerken, ne oldu da “Bu millet şamar oğlanı değil” demek aşamasına gelindi.

Bu duruma, AKP’nin söz yazarlarının, güftecilerinin bir düşüncesizliği, bir hatası diye bakmak hafiflik olur. “Şamar oğlanı” tabirinin, AKP siyasetinde ikinci kez kullanılmasına üzüldüğümüzden dolayı oynatıyoruz kalemimizi dersek, bu bir abartma değildir.

“Gönüllere girmiyorsak” diyor sayın Cumhurbaşkanı. Girmiyor isek.. Tercihimiz böyle olursa, isteksizliğimiz varsa.. Girememek, yani bir engel durumu (artık) olmamasına rağmen..

“Vatandaşa tepeden gurur abidesi olarak bakıyorsak..”

Nerden bakıyorsak? Tepeden.. Vatandaş farklı yerde, AKP’liler yükseklerde..

Nasıl bakıyorsak? Gurur abidesi olarak.. Hani halka hizmet hakka hizmetti. Ne oldu da anıtlaştınız? Tek bayrak tamam ama, tek bakışı nerden öğrendiniz? Bir sonraki şarkı kime gelsin dersiniz? “Bir yabancı gibiydin, dönüp bakmadın bana..”

AKP’yi oluşturan insanların halini ve ahvalini böyle nasihat üslubuyla dile getiren yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı’na, milletin şamar oğlanı olmadığının konuşma metnini yazmak, bizim burdan bakınca, üzüntü duyacağımız bir durumdur. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “kusura bakmayın” demesi, siz de milletin içinde olduğunuzdan, gibi bir hale dönüyor hem de.

AKP’nin, tv kanallarında konuşma metnini ben yazıyorum diyerek öğünen insanlarının biraz okuma aşkları olsaydı, -ki biz inadına hala söylüyoruz 2013 Şubat’ında yazdığımızı- sayın Cumhurbaşkanı’na “Şamar oğlan”lığı benzetmesinden başka bir örnek gösterebilirlerdi. Bir olur, iki olur, kenara konuluverilirler.

Olmaz olmaz demekle olmaz

Teşbihte hata olabilir.

YAZILARI AYNALARIDIR GENÇLİĞİN

Çoğu zaman internet sitelerinde yazılanlardan, mutlaka eleştirisini yapmalıyım dediklerimi ayıklayıp not almaktan, normal okumalarımı aksatıyorum. Halbuki hemen yayına hazırlamak hayali kurduğum birkaç kitabım tashih yapmamı bekliyor hala.

Geçen haftalardan kalma iki internet yazısını konu edeceğim şimdi. İkisi de AKP haberleri yapmakla ünlü bir haber sitesinden. Bu sayfaya çok malzeme verdiklerinden okuyucularımızın aşina olduğu bir internet sitesi.

“Rahmetli Marks’ın kulakları çınlasın”

Bir köşe yazısının içinde kapital harflerle yazılmış bu satırı görürseniz ne düşünürsünüz?

Anlaşılan bir mizah yapılmak isteniyor. Bir olay, bir istihza, bir küçümseme var deyip geçemezsiniz. Tam üç kere var o dediklerinizden.

Katibe kızımızın takıntısı ilk kelimeye midir. Müslüman ölülerimizi anarken, dua niyetiyle söyleriz onu biz.

Acaba ikinci kelimede adı belirtilen kapital yazarını bir de böyle tanıtayım işine mi girdi, sorusunu aklınıza getirirseniz, haklı olursunuz. Zira daha aşağıdaki bir satırında şunları yazmış: “Vay arkadaş! Rahmetli Marks boşuna dememiş ‘alt yapı üst yapıyı belirler’ diye.”

Ben Marks’ı okudum ve anladım mesajını almasını istedikleri konumuz değil katibe kızımızın. Üçüncü ihtimali de yazalım.

Kulakların çınlatılmasını bu ülkenin çocukları hep yaşayanlara ulaşmak maksatlı söylerler. Katibe kızımız bu durumu çoktan ölmüş gitmiş Marks’a uygularken, yürürlükten kaldırmak gibi bir niyeti olabilir mi?

Bu hal ne haldir Ey Türk Gençliği, sorusuna cevap bulmayı şimdilik geçelim.

Yine aynı internet haber sitesinden 28.06.2018 tarihli Süleyman Özışık yazısına geçelim.

“Şu Süleymancılar meselesi…” başlıklı yazının son cümlesini aynen şöyle yazar beyimizin.

“Bu uğurda hesaba çekilmeye razı olurum ama vallahi sizinle aynı cennete girmeye razı olmam!”

Ortalarda dolaştırılan ve sağlıklı olması tartışılan bir kased üzerine döktürülmüş bir makalenin bu son cümlesi, okuyanını, okuduğuna pişman etmemişse, bir problem de okuyan da var demektir.

Bu ülkede “Cebrail parti kursa” diyenlere her istediklerini verenler ve tv kanallarında “SP adayları melek olsalar dahi” gibi kelimelerle başlayan cümleler kurarak partilerine oy devşirenlere ekran tahsis edenler, işte böyle bu ve benzeri cümlelerle toplarlar ektiklerini.

Diyeceklerimizin devamı var ama…

BİNALİ KOLTUĞA BİNER, KOLTUKTAN İNER..

Adnan Öksüz’ün köşesinde okudum. Hemşehrisi son başbakan Binali Yıldırım beyin, sahibi olmayacak koltuğunu kasdederek, “Elimde kaldı, müzayedeye çıkaracağım” espirisini yaptığını...

Müzayede, mezat demek. Taşınır ya da taşınmaz malların açık artırmaya çıkarılması.

Beni ürperten bir mizah cümlesiydi bu “satmadığınız bir o mu kalmıştı?” dedirtiyor insana ister istemez.

Acele etmese biraz düşünse ve şöyle deseydi sayın Binali Yıldırım bey biraz da tevazu göstererek, “Beni saymasanız da nice büyük insanlarımızın oturduğu bu koltuğu, acı tatlı hatıralarına binaen artık bir müzeye kaldırmalıyız.”

İÇİ SİLAHLI MI SATILIYOR EMLAKLAR

BASKIN yapılan evlerden, malikanelerden, ikametgahlardan ele geçirilenler resimlerle gösteriliyor medya organlarında.

“Çok sayıda silah çıktı!”

Yasadışı sayılan eşyaları, materyalleri en çok bu cümle ile anlatıyorlar.

Haberi dinleyen bir çocuğun sorusunu, dikkatimi çektiği için paylaşmak istedim.

“Orada yapılmadığına, imal edilmediğine göre, nasıl sokulmuşlar?”

ESKİ YARALARIN TANTANASI

OKTAR örgütüne operasyon yapılmasından sonra medyamızda eski defterlerden çoğu açıldı. Biz birinin üstünde durmak istiyoruz. “Bekaroğlu, Adnan Oktar’ı savunmuştu “başlığı altında yorumlananın...

Tarih 2000. İçişleri Bakanı Tantan Bey’in “PKK’lılardan daha tehlikeli” dediği Adnan Oktar tahliye edilmiş.

Sayın Bekaroğlu’nun, ki o zamanlar FP milletvekili, sıkıntılarının bir kısmı burdan kaynaklı, yazılı soru önergesine gelmeden, Rahmi Koç’un Demirel’i ziyaretinden sonra İçişleri Bakanlığı’na oturmuş sayınTantan’ın dediklerini masaya yatırmalıyız.

“PKK’lılardan daha tehlikeliler.”

Bir İçişleri Bakanı’nın böyle bir tehlikelilik ölçüsü olabilir mi? Bir terör örgütünün tehlikelilik boyutunu ne ile ölçmüş olacaksınız da başka örgütlere kıstas yapacaksınız?

Bir terör örgütünü örneklendirerek bir başka örgütün tehlikelilik oranını anlatıyorsa bir İçişleri Bakanı ve onun daha tehlikeli buldukları mahkemelerce salıveriliyorsa, bir FP milletvekilinin verdiği soru önergesinde şunları sorması milleti adına hakkı değil midir?

(Serbest bırakılmanın) tekrarını önlemek için araştırma, inceleme ve soruşturmalarınızı objektif kriterlerce mi yaptınız? Böyle bir çalışmanız söz konusu değilse, ki mahkemenin tavrı ortada, İçişleri Bakanı olarak sizin ve teşkilatınızın bu çelişkisini nasıl izah edeceksiniz?

Görevde iken şunlar şunlardan daha tehlikeli gibi demeç cümleleri sarfetmeyi icraat sayanları, bugün kahramanlaştırmaya çalışanlar, o gün o İçişleri Bakanı’nı “Serbest bırakılanlardan özür dileyecek misin” sorusuyla görevini yapmaya kışkırtmasını bir milletvekilinin, 18 yıldır anlamayan medya elemanlarının “Bekaroğlu, Adnan Oktar’ı savunmuştu” haberlerinin bir analizini okudunuz.

Ahde Vefadır Dedik

Konuya doğrudan gireceğim. Büyük insanlar, yaşadıkları büyük olayların bazılarını gizlerler,vezninde söylenmiş bir filozof cümlesi arayarak vakit kaybetmek istemiyorum.

Bir maç saatinde çay içmeye oturduğum bir kıraathanede, yanımdaki beyefendinin birinden bahsetmesi kulağıma çalınınca durdum, dinledim. Milli takımımızın Rusya’ya gitmesini engelledi ama Türkiye kazandı; yorumunu yapması o kişi için, klasik muhalif duygularımı, dolayısıyla acı duyan yerlerimi yok etti benim.

Gerçeği, sadece gerçeği bilsin diye insanlar, Milli Takımımızın teslim edildiği kişinin büyüklüğüne direkt ulaşacağınız satıra şimdi geldik. Dikkat buyurula!

Dünya Kupası tarihi ne? 14 Haziran – 15 Temmuz arası. Peki bu tarih, Rusya’nın ve oraya varacak yedi Düvelin işine gelirken, bizim ülkemize uygun bir zaman parçası mıdır?

Cevabın hayır olduğunu en iyi Milli Takımı Rusya’ya götürmekle görevli hoca kişisinin bildiği, ikinci bilenlerin ise hiç FETÖ izine rastlanılmayan nadir kurumlarımızdan TFF’nin sözleşmecileri olduğu öğrenildiğinde milletçe gururlanacağımızı bugünden ilan ediyoruz. Moda tabirle söylersek, empati yapın ve kendinizi o meşhur teknik direktör hoca kişisinin, Milli Takımımızı da Hırvatistan Milli Takımı yerine düşünün. 24 Haziran’da ülkemizde tarihlerin yazacağı bir seçim olacakken, sen tut, seçmenlerin azımsanamayacak bir kısmını Milli takım ve görevlileri diyerek, destek seyircileri diyerek al götür Rusya’ya.

İnsanın düşündükçe, iyiki olmamış şükrünü edaya duracağı bu Rusya macerasının, ülkemizde yaşayan insan adedini azaltması sadece seçim günü ile sınırlı kalmayacaktı. Seçtiğimiz Cumhurbaşkanımızın yemin töreni ve hükumet açıklamasının yapıldığı saatlerde de sayılarını tahmin edemesek de önemli olduklarını kabul edeceğimiz insanlarımız hala Rusya’da final maçımızı bekliyor olacaktı. Hırvatistan milli takımı yerinde olsak mesela, demiştik ya. Bu durumu dahi ülkemizin kayıplar hanesine yazabilirlerdi.

Milli Takımımızı başarıdan başarıya koşturmakla görevlendirilen hoca kişisinin büyüklüğü işte bu hesaplardan geliyor. Çünkü o eleme maçlarından çok önce farketmişti bu ayrıntıları. TFF yetkililerine de aktarınca alınan karar, bugün mahkemelerimizin dahi haklı bulduğu o sözleşme  maddelerinin yazılması olmuştu. TFF hukukcularına da bir aferin esirgenmesin.

Orda olmadığımızı bazı niyeti iyi olmayanların, Milli Takımımızı Rusya’ya götürecek işler yapmakla görevlendirilmiş hoca kişisi sözleşmenin lehinde olduğunu bildiğinden ne kendini yordu, ne de top oynasınlar diye topladığı çocukları; gibi düşüncelerine artık prim verilmemelidir. Zira o, hep şampiyonluğa oynayan hoca kişisidir. Son şampiyonununu yazmamız lüzumsuzdur şimdi.

Bir zahmet, Milli Takıma Rusya vizesi aldırıversin ricası yapılmış o hoca kişisi, işte böyle bir şahıs kişisi olduğundan adı stadyum tabelalarına yağlı boyalarla yazılmıştır.

Bunca kelime ile bahis mevzuu ettiğimiz o hoca kişisi “Sen de mi Brutus?” nazlanmasının altında kalmamak için, düzenlendiği tarihler ülkemizin sevinme, kıvanma ve öğünme günlerine çakışması dolayısıyla Milli Takımımızı hergün mağlup, hep mağlup yaparak hem iparatorluğunu sürdürmüş, hem de bazı şeylerin gölgelenmesini engellemiştir. Meşhurluğunun çizilmesini önemsemeden yapmıştır bunu. Yoksa TFF’nin ödeyeceği o milyarlar dolarlarının, eurolarının adı mı olur?

Kıraathanedeki beyefendinin Türkiye kazandı yorumunu haklı kılmak gördünüz işte, hiç zor değilmiş. Ünlü İçişleri Bakanı’mız gibi söylersek, “Mesele bu kadar basitmiş” yani..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Aslı güngör - Erzincan can'dır. 24 ayardır Erzincanlılar... Bir normal 'can'lılar vardır bir de Erzin'can'lılar... Can Erzincan... Heyoooo....

Yanıtla . 1Beğen 14 Temmuz 16:33

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?