İsraf Haramdır

“Sıfır atık” projesi ile israfa dikkat çekmeye çalışan Bea Johnson adında Fransız bir kadın bunun için beş kuralın uygulanması gerektiğini söylüyor: Reddet, azalt, yeniden kullan, dönüştür ve gübrele. İlk kural reddetmek. Alış veriş merkezlerine göz attığınızda insanların ihtiyaç olup olmadığına hiç bakmadan ürünlerin cazibesine kapılıp harekete geçtiklerini görürsünüz. Dolabınızda on adet ayakkabınız vardır fakat indirim reyonundan geçerken ilginizi çeken ayakkabılara odaklanır ihtiyacınız olmadığı halde iki adet daha alırsınız. Gardırobunuz dolup taşmıştır fakat mağazaların önünden geçerken gözleriniz yeni trend giysilere takılır ve ihtiyacınız olmayan şeyi ihtiyaçmış gibi algılamaya başlarsınız. Farkında olmadan kazancınızın büyük bir kısmını ihtiyaç olmayan şeylere harcar ve yaşamınızı bu doğrultuda sürdürmeye devam edersiniz.

Göz açlığı sinsi bir hastalıktır, eğer bu hastalığa yakalanmışsanız yaşamınızı israf içinde sürdürür bunun farkına dahi varamazsınız. Sorulduğunda israfın haram olduğunu söyler ve tavsiyelerinizi ardı sıra sıralamaya başlarsınız. Fakat davranışlarınızla bunun aksi bir yol takip eder ve israf üzere yaşamaya devam edersiniz. Peki, israfın önlenmesi için ne yapılabilir?  Bunun için ilk evvela ihtiyacınız olmayan bir şey sizi ne kadar çekerse çeksin hayır diyecek ve reddedeceksiniz. İkinci kural, evinizde bulunan fazlalıkları çıkarıp ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak ve biriktirme hastalığından kurtulacaksınız. Bu sizin kendinizi hafiflemiş hissetmenize de yardımcı olacaktır. Üçüncü kural, eşyaların yeniden değerlendirilmesi meselesidir. Geleneksel aile yapısında eski eşyaların yeniden değerlendirilmesi aile içi eğitim vasıtasıyla çocuklara aktarılırdı. Eskiyen giysiler itina ile yamanır, eskimiş mutfak eşyaları çocuklara oyuncak olarak ayrılır,  kurumuş ekmekler annelerin maharetli elleriyle yeniden değerlendirilerek sofraya konurdu. Bugün aynı yöntemle devam etme şansına sahibiz. Eskiden yiyecekler toprağın gübrelenmesi için kullanılır ve faydalı hale getirilirdi. Günümüzde ise ne ihtiyaçların sonu geliyor ne de israfın önüne geçilebiliyor.  İnsanlar zamanı, suyu, havayı, toprağı, yiyecek ürünleri, kullanılacak eşyaları israf ederken bırakın rahatsızlık duymayı egolarını şişiriyor ve kendilerini daha yetkin görmeye başlıyorlar.

İsraf sadece maddi kayba neden olmuyor, manevi kayıplara da sebebiyet veriyor. Zira insanın fıtratı ile uyumlu bir davranış değil. Allah’ın bahşettiği nimetleri sorumsuzca kullanmak kişinin ruhsal boşluğunu daha da artırıyor ve can sıkıntısına neden oluyor. Nitekim çevrenizde bir eli yağda bir eli balda diyebileceğiniz bir çok kişinin can sıkıntısından, mutsuzluktan ve yalnızlıktan şikayet ettiklerini görürsünüz. Şükretmekten uzak kalan ve ihtiraslarını iyileştirmek yerine pekiştirmeyi tercih eden israfı ise sıradanlaştıran bu insanlar iç huzurunu kaybetmiş ve yoksullaşmışlardır.

Fransız bir anne olan Bea sıfır atık projesi ile israfı azalttıktan sonra kendisini daha iyi hissettiğini söylüyor. Aslında öyle çok uzaklara gitmeye hiç gerek yok. İslam israfı haram kılmış, paylaşımı ve iyilikseverliği ise ilkeleri arasında önemli bir noktaya yerleştirmiştir. Biz kendi değerlerimizi eyleme dönüştürüp kalıcı hale getirebilirsek bu sorunun üstesinden gelme şansımız olacaktır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?