Gizle

Müslümanların Değişmeyen Hâlleri

Şu zamanda Müslümanların sahihlikleri veya içtenlikleri ilgi alanımızda. Sahih olanların varlığı Müslümanlar için önemli. Güvenilebilir, inanılabilir insan sayısı o kadar da az ki.

Dürüst, samimi, içten, pazarlıksız, kendini merkeze koymayan bir insan tipine gereksinimimiz gün gibi açık.

İnsan insanın örneğidir daima. Olması gereken de bu, insanlık için şu zamanda bir öncelik.

Müslümanlar asıl merkezlerinden giderek kopuyorlar, uzaklaşıyorlar. Dünyayı kasıp kavuran bir döngüye kendilerini kaptırıyorlar.

Müslümanların hedefleri öncelikli olarak Müslümanların olması gereken hedefleri, ülkü ve idealleri değil. Liberal kapitalizmin çarkı içinde, mevcut olan sisteme uyma, onunla yaşama telâşında. Bu da onları özgünlüklerinden uzaklaştırıyor. Bunlar onu ayrıcalıklı kılmıyor.

Sosyolojik bölünmelerde sahih Müslümanlar özgünlükleri, ayrıcalıklarıyla tanımlanırlardı. Dürüst, samimi, içten, hakkaniyetli, adil, haram yemeyen, hırsının kurbanı olmayan geçen yüzyılın başına kadar Batılıların en çok hayran kaldıkları yönleriydi bunlar. Sofraları hemen herkese açık, yardımlaşmaktan asla kaçınmayan, tanrı misafiri diyebileceği bilinmezleri evinde ağırlayan, birbirlerine gönül kapılarını açan insanlar. Bencilikten uzak.

Topraktan kopan insan sıcaklığını yitirdi. Kent yaşamında bırakın bir yabancıyı,  köyden gelen yeri yurdu olmayan bir yakınına bile kimse kapılarını açmıyor. Kendi dünyası içinde kalmayı yeğliyor. Değişmezlik de bir kültür ve yaşama biçimi.

Defi belâ kabilinden olan yardımlaşmalar, ianeler de zoraki ve göstermelik. Samimiyetten uzak. Bağışta bulununca ancak artıklarını feda edebiliyor. Eskilerini bile paylaşmaktan kaçınıyor. Gardıroplarda dizi dizi giysilerin aşırılıkları asla bir israf olmuyor.

Müslümanlar Müslüman olma bilincinin çok uzağında. Müslümanca yaşayışın zerresine bile rastlanamıyor desek yeridir.

Bu tip insanlardan İslâmî bir mücadele beklemek yersiz. İslâmcılıklarından asla söz edilemez. Hemen her şeye çıkar gözüyle bakan insanlar gözleriyle bile birbirlerini yiyecek bir ruh hali içindedirler.

Konumlarını korumayı bir erdem olarak görüyorlar. İnsan kazanma, gönülleri alma, birlikte yaşayabilme anlayışından uzak ve kopuklar. İnsan, rakibi ve düşmanı gibi. Bu durumda insan hâlleri ve durumları gözetilemiyor.

İnsanın sevgi ve aşk damarları kurudu. Bugünkü anlamında değil, tamamen sapkınlığa sürükleyen bir sevgiden ve tutkudan söz etmiyoruz. Bu durumda birbirilerini eskitmekten ve birbirlerini atmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

İnsanların gönül bağları kopuk.

Kılık, kıyafet ve görünümleriyle Müslümanlar kıyamet gibi. İç dünyaları, hayata bakışları yeryüzündekilerden tamamen farksız.

İnsan aşksız ve dertsiz olunca tasasız olur. Vurdumduymaz ve çıkarcı olur. Kendi beni dışındaki hiçbir şey umurunda olmuyor.

Birliktelikleri belirleyen sadece konumlar. Varlıklı olanlar kendileri gibi olanlarla olmayı tercih ederler. Diğerleri kendilerine göre değil, hatta ayak bağı olarak görürler. Hayatın hemen bütün alanlarındaki güçlü konumları belirleyici oluyor. Müslümanlar arasında olmaması gereken sınıflar oluşuyor. Zengin ve kodaman Müslümanlar, orta halliler ve en alttakiler. Mahalleleri, yaşadıkları alanlar bile farklı. Camilerdeki cemaatleri bile farklı dünyanın insanları gibidir.

Olumlu ile olumsuzu iç içe geçirdik, harmanladık, bundan sahih ve samimi bir Müslüman ile diğerinin tanımına yapmaya gayret ettik. Evet karışık oldu, çünkü Müslümanlar çok karmaşık ve gereğinden fazla da karışık.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?