Gizle

Türkiye’de Sistem Değişti mi?

Bazı kimseler Cumhuriyet dönemini üç safhaya ayırarak, artık üçüncü evreye geçildiğini ifade ederler.

Şöyle ki; 1. Dönem kuruluştan 1946 yılına kadar; yani, çok partili döneme kadar olan evre. 2. Dönem Sayın Cumhurbaşkanı’nın yemin ettiği 9 Temmuz 2018’e kadar olan zaman. 3. Dönem ise, içinde bulunduğumuz günler ve önümüzdeki yıllar. Bundan hareketle, sistemin değiştiği söylenir.

Zannımca, konunun vuzuha kavuşması için önce, şu soruların sorulması lazım:

Bu bir sistem değişikliği mi?

Küresel sisteme paralel olarak kurulan düzen değişmeli mi?

Tek kelimeyle, elbette.

Ancak, artık, “Türkiye’de sistem değişti” falan demeyi doğru bulmadığımızı ifade edersek, sanırım doğruyu tespit etmiş oluruz. Küresel sisteme karşı çıkmak başka, bu sistemle işbirliği yaparak ömrünü uzatmak başka bir şeydir.

İlk önce; Milli Görüş’çü olduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu yapı içinde uzun zaman kalacaksınız. Daha sonra, Milli Görüş gömleğini çıkardığınızı ilan edecek ve adına, Muhafazakar Demokrasi dediğiniz, ancak, ne olduğunu kendiniz bile tarif edemediğiniz bir yola evrilecek ve akabinde de sistemi değiştirdiğinizi iddia edeceksiniz.

Yok böyle bir şey. Değişen bir şey varsa, o, sistem değil, bilakis, düzeni değiştirdiklerini iddia edenlerdir. Bütün dünyada kapalı sistemler çökerken, rejimler yıkılırken, burada ayakta kalması, iyi irdelenmelidir.

Sanırım şu örnekler, konuyla alakalı, aydınlatıcı bilgiler vermektedir. M. Kemal, uzun aradan sonra, İstanbul’a gelişinde, Haydar Paşa tren istasyonunda biriken kalabalık “yaşa, Paşa...” diye slogan atarlar. Bu durumdan hiç etkilenmeyen Paşa, yol arkadaşı Falih Rıfkı Atay’ın kulağına şu sözleri fısıldar:

“Bunlara inanma! Vahdettin dönüp gelse, onu da böyle alkışlarlar.” Menderes ise, tam tersi bir karaktere sahipti. Özellikle, miting meydanlarında toplanan kalabalıkların verdikleri coşkuya inanırdı.

Sonuç?

Sonuç ortada. Biri son nefesini darağacında verdi, öbürü ise, kurduğu sistemle ayakta kalmaya devam etmektedir.

Hürriyet Gazetesi’nin eski yazarlarından Hasan Pulur’un köşesinde değindiği şu konu da oldukça dikkat çekicidir. Sene 1971... CHP’li propagandist konuşma yaptığı kahvehanede sık sık “bu düzen değişecek” der. Dinleyicilerden yaşlı bir adam da anlatılanlara umursamaz bir tavır içindedir. Hiç heyecanlanmaz ve konuşmacıyı alkışlamaz... Genç propagandist, konuşmasını bitirir ve yaşlı adamın yanına gider:

“Amca, sen bu düzenin değişeceğine inanmıyor musun” diye sorar... Adamın verdiği cevap çok önemli değil, ama Sayın Ecevit’in düzeni ne kadar değiştirip değiştirmediği ortada...

Meclis’e başörtüsü ile giren Merve Kavakçı’yı kastederek:

“Bu hanıma haddini bildirin!” deyişi ve bu despotik anlayış, hala akıllardaki yerini korumaktadır. Sistem değişikliği ile kastedilen “düzen” ise, o, ayakta kalmaya devam ediyor. Ama uygulamada kısmi değişiklik olabilir.

Konunun doğru anlaşılabilmesi için, şöyle düşünülmesi daha doğru olabilir: “sistem” bir devlet idaresi değil de, bir “güç” olarak düşünülebilir. Bu doğrultuda, şu yargıya varmak mümkün olabilir:

Türkiye’de, uygulamadaki sistem ve anlayış aynen devam etmektedir. Değişen ise, sistem değil, mevcut sistemi devam ettiren uygulamadaki yöntemlerdir. Ayrıca, bu ülkede, olup bitenleri anlamak için; küresel sistemin mantığını kavramak gerekir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Sadrettin Karaduman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?