İnsanlarımızı hangi söylemlerle kandırdılar?

Eskiden savaşlar meydanlarda bilek bileğe yürek yüreğe yapılır ve yürekleri kuvvetli olan taraf galip ilan edilirdi. Yaşadığımız çağda ise her şey ters yüz edilmiş durumda… Ekonomik gücü ellerinde tutan müstekbirler bütün enerjilerini savaş araçları icat edebilmek için harcıyor ve ürettikleri ölümcül silahlarla her lahza binlerce mazlumu katlediyorlar. Kendilerini özgürlük havarileri olarak tanımlayan bu zümreler ürettikleri söylemlere ve ortaya çıkardıkları kaosa yaslanarak yapılan cürmü masum göstermeye çalışıyorlar.

Eğer bir ülkeyi işgal edip kaynaklarına konmak istiyorlarsa ürettikleri illegal örgütleri kullanarak bir kaos ortaya çıkarıyor ve ortadan sıvışıveriyorlar.

İkiz Kuleler olayı ile birlikte bütün dünyaya yayılmaya çalışılan İslamofobi ne yazık ki bilinçsiz kitleleri etkilemiş ve Müslümanlara karşı negatif bir algı oluşmuştur. Halk suni söylemlerle meşgul olurken söz konusu zevatlar masum insanları katlederek kaynaklarına konmayı başarmışlardır.

Şu bir gerçek ki, Ortadoğu’da halkların kaderini kaos ortamları belirliyor.  Kurgulanan senaryoyu sahneye koyan zümreler,  bilinçsiz kitleleri harekete geçiriyor sonra da ortaya çıkan kargaşayı bahane edip bu toplumların kaynaklarına konuyor. Kapılar ardında Ortadoğu halklarının bütünlüğünü ortadan kaldıracak anlaşmalara imza atıyor ve bu toplumların başına sömürü faaliyetlerine ses çıkarmayacak kukla liderler yerleştiriliyor.

Bilinci körelen halkların en büyük sorunu oluşturulan gündemi hiç sorgulamadan benimsemeleridir. Donuk ve tepkisiz yığınlara dönüşen halk yerel ya da küresel ölçekte yaşanan siyasi olayları doğru şekilde okuyamadıkları gibi kendilerine küresel medya aracılığıyla aktarılan yalancı söylemlere itibar ediyor ve direnç gösteremiyorlar.

Küresel kapitalizmin savunucuları Müslüman çocuklarının bu zayıflığından faydalanarak suç örgütü unsurlar oluşturuyor ve hedefe ulaşabilmek için bu çocukları kullanıyorlar. Adamlar bir taşla iki kuş vuruyor. Peki nasıl? Neden? Çünkü biz uyuyoruz, olayları doğru analiz edecek bilgi ve birikime sahip değiliz. Öze değil ambalaja odaklı yaşıyoruz. Eyleme değil söyleme bakıyoruz.

Dünyanın herhangi bir noktasında küresel odakların kötü ilan ettiği bir nesne, bir olay, bir kişi ya da bir grup varsa anlayın ki, burada onların iştahlarını kabartacak bir kaynak mevcut ve bu kaynağa ulaşabilmek için kapı aralanıyor.  Böyle durumlarda medya aktif olarak devreye sokuluyor ve halk duygusal bir kaosun içine sürüklenerek yönlendirilmeye çalışılıyor. Görmediniz mi, Ortadoğu’da Batı’nın daha evvel desteklediği diktatörler nasıl da bir anda kötü ilan edilip ortadan kaldırıldılar. İnsanlar galeyana gelip daha birkaç gün evvel kahraman ilan ettikleri bu kişilere karşı birden nasıl da öfke ile dolup ayaklandılar. Peki, bunun sonucunda ne oldu? Sözde Irak’ta kitle imha silahları vardı ve bu silahlar dünya için tehdit oluşturuyordu.  Fakat olaylar karmaşık hale gelince işin içinden çıkabilmek için ikinci bir bahane üretildi. Bu toplumlara özgürlük getirmek gerekiyordu bunun için işgal ve katliamlar meşru görülmeliydi. Oysa asıl sebep bu bölgedeki kaynaklara el koymaktı nitekim istenilen oldu ve bölgenin petrolünü paylaşmak üzere anlaşmalar yapıldı. Aslında her şey İslam coğrafyasında mevcut olan kaynakların sömürülmesine yönelikti, her şey Fırat ve Dicle arasında yeni devletçikler çıkarma hevesinin bir parçasıydı. Irak üçe bölündü. Sudan’da Müslümanlarla Hristiyanlar arasında çıkarılan savaş bahane edilse de asıl mesele bölgede yer alan zengin petrol kaynaklarıydı ve bu kaynaklar Batı’nın eline geçti. Zira açlıktan bitap düşmüş insanların ülkesi Sudan’da devasa petrol rezervleri mevcuttu. Libya’da Kaddafi’den sonra ülkenin petrol kaynakları Batılı şirketlerin eline geçti. Angola, Kenya Nijerya ve Ruanda’da kabile savaşları çıkarılarak ortaya çıkan kaostan faydalanıp bölgede yer alan petrol kaynakları sömürülmeye başlandı. Peki, bizler ne yaptık? Bizler üretilen suni gündemlerle meşgul olmaya ve her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranmaya devam ettik. Ne acı değil mi?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?