NATO ne önlemi aldı da bundan sonra artıracak? 

Toplanan NATO zirvesinin ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, “Türkiye’ye güney sınırından gelen tehditlere karşı önlemleri artıracağız” vurgusu yapılmış… Açıklamayı okuyunca, bunlar ciddi mi yoksa şaka mı yapıyorlar sorusu aklıma geldi. Böyle bir sorunun aklıma gelmesi kadar doğal bir şey olmadığını düşünüyorum. Çünkü güney sınırımızda Suriye rejimi ya da ortaya çıkan otorite boşluğu sebebiyle oralara yerleşen terör örgütleri ülkemiz için tehlike oluşturuyorsa bunun sorumlusu NATO üyesi ülkeler değil mi? Başta ABD olmak üzere Almanya ve Fransa bir yandan Suriye’deki varlıkları ile terör örgütlerini cesaretlendirirken öbür yandan ülkelerinde teröristleri barındırarak maddi ve manevi destek verirlerken bugün NATO olarak yeni önlemler alınacağını söylemeleri ve yayınlanan bildirinin altına imza atmaları inandırıcı olabilir, ciddiye alınabilir mi? Eğer bu bildiri ülkemizi yönetenler tarafından ciddiye alınır, inandırıcı bulunacak olursa bilinsin ki çok geçmeden yeni bir aldanma olayı ile karşılaşacağız demektir.

Bu arada yayınlanan bildiride laf olsun kabilinden Türkiye ile terör konusunda dayanışma içinde olunduğu belirtilirken, öbür yandan, “NATO, İran’ın Ortadoğu’daki eylemlerinden endişe duyuyor. Rusya’nın son dönemdeki faaliyetleri istikrar ve güvenliği azaltıyor” denilerek dillerinin altındaki baklayı ortaya döküyorlar. Biraz olsun insaf sahibi olanlar bölgemizdeki karmaşanın, akan kanın sorumlusu olarak İran’ın gösterilmesinin hedef şaşırtmak olduğunu göreceklerdir. Çünkü Irak’ın işgaline giden yolda İran’ın katkısı olduğuna, Suriye’yi İran’ın karıştırdığına kimsenin inanması mümkün değildir. İran İslam Devrimi’nin hemen arkasından Saddam’ın İran’a açtığı savaşın ardında ABD ve yandaşlarının olduğunu, bunların bir kısmının da NATO üyesi olduğunun gizli bir tarafı yok. Ardından Saddam’ın Kuveyt’i işgalinde ABD’nin tetikleyiciliği de artık kimsenin meçhulü değil. Ardından Irak’ın işgali ve gerekçe olarak Irak halkının özgürlük ve demokrasiye kavuşması, bölgenin de Saddam’ın sahip olduğu nükleer silahlardan temizlenmesi iddialarının da gerçekle alakası olmadığı biliniyor. Tüm bunların ardından geçen bunca yıla rağmen Irak’ın bir türlü huzura kavuşmamış olması, bunun da ötesinde bölünmüş olması gibi hususlar hatırlandığında bölgemiz ile ilgili hiç olmazsa bundan sonra olsun ABD ya da NATO’dan verilen sözlerin inandırıcılığının olmadığını bilerek hareket etmek gerekiyor.

Bu noktada bırakın NATO’nun Türkiye’yi koruyacağına inanmayı, Türkiye’yi bölgemize yönelik planların uygulanmasında kullanmak için her türlü yola başvuracaklarını akıldan çıkarmamak gerekiyor. Bir adım daha atarsak NATO’nun Türkiye’yi güneyden gelecek tehditlere karşı korumasını bir yana bırakın, Türkiye’yi özellikle İran’a yönelik planlarının uygulanmasında kullanmak isteyeceklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Meseleye bu açıdan bakıldığında NATO’nun yardımından vazgeçtik yeni ihanet planlarını devreye sokmasın, bir bakıma NATO ülkemize ve bölgemize gölge etmesin yeter.

NATO zirvesinde aslında konuşulması gereken husus Türkiye’ye destek vermelerinden çok bu örgütün varlığının tartışılması olmalıydı. Çünkü Varşova Paktı’nın dağılması ile birlikte NATO’nun kuruluş sebebi ortadan kalkmış durumdadır. Ayrıca Varşova Paktı’nın dağılmasının ardından NATO yeni düşman olarak İslam ve İslam dünyasını belirlemiş olduğuna, ettiğine göre bu örgüt dağıtılmıyorsa bile Türkiye’nin üyeliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Sürdürdüğümüz takdirde bu örgütün İslam dünyasına yönelik saldırılarında Türkiye istemeden de olsa bir emrivaki ile devreye sokulması gündeme gelirse ülke olarak İslam dünyasından tamamen kopmuş olur ve kendimizi Haçlı-Siyonist ittifakına mecbur durumda bulabiliriz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?