3 yıl kesinlikle çok değil!

Her şey bu denli kötü değildi. Bizler “Uçurumdan yuvarlanıyoruz” diye feryat etsek de henüz sinir kemiğe dayanmamıştı. Sokaklar böylesi pis, insanlar böylesi kötü değildi. En azından şehirlerin park alanlarında hala ailecek oturabiliyorduk. En azından çocuklarımızı, “Acaba ne pislik görecekler” endişesi gütmeden sokağa çıkarabiliyorduk. En azından yakın komşularımıza bundan çok daha fazla güvenebiliyor ve en yakın bildiklerimizden bile, “Çoluk çocuğuma bir zarar gelir mi?” diye endişe etmiyorduk. En azından sokaklarımızda, “Lut kavminin torunlarıyız” diyerek gayri ahlaki bir vaziyette dolananlar, milyonluk yürüyüşler düzenlenmiyordu. Daha, içteydi her şey. Dışa vurmamış, volkan patlamamıştı. Batıl bu denli ayyuka çıkacak kadar cesaretini toplamamıştı...

***

Evet, Zeynep Gazali ve arkadaşlarının insanı yetiştirme programı için biçtikleri 13 yıla, kendi memleketimizi göz önünde bulundurarak, “Çok değil mi?” diye içimizden geçirdiğimiz zamanları düşünüyorum da çok değilmiş aslında. Çünkü bundan 13 yıl öncesiyle şimdiki asla aynı değil. Bundan 20 yıl önceki toplumla şimdiki asla aynı değil. Şimdi her yeni olaya şahitlik ettikçe, “Demek ki gitgide kötüye giden ve dibin de dibini görebileceğimiz zamanlar gelecekmiş” diyoruz. Ve belki de hepimizin yüz çevirdiği veya kendi çapında ama yeterli olmayacak derecede yapmaya çalıştığı neslin imarı projesine, bir kez daha imrenerek bakıyor, “Yapılması gereken şey aslında buymuş!” diye iç geçiriyoruz.

***

O halde haydi, diğer tüm kaygıları bırakalım. Çok daha dibe inebileceğimiz zamanlarda şaha kalkacak bir Fatih yetiştirmek için şimdi canlanalım. Vakıf, dernek, parti, cemaat, sohbet grubu, eğitim sorumlusu… Her ne olursak olalım ama gecelerce, gündüzlerce planlar yapıp nesli yetiştirmek için ciddi ve samimi bir adım atalım.

***

Gerekirse bunun derdini güden tüm oluşumlarla bir araya gelip bu ülke evladına kaç yılın gerekli olacağının ince ince hesabını yapalım. “İslami İlimler” olarak adlandırabileceğimiz bu eğitim programına dinimiz, insanlığımız, ülkemiz ve dünyamız için gerekli olacak her türlü ilmi verebilecek kaliteli eğitmenler bulalım. “A partisindenmiş, B cemaatindenmiş” demeden insanlara Hakk’ı anlatmak için liyakat sahibi eğiticiler bulduktan sonra, titizlikle uygulayacağımız bir program oluşturalım.

***

İlk olarak hedefimize, Asr-ı Saadet düzeyinde inanacak, Kur’an’ın emirlerine “Ama” demeden boynunu eğecek, ayet ve hükümleri çağa uydurmaya değil çağı Allah’ın hükümlerine uydurmaya çalışacak bir nesli alalım. Bunun yanında, gittikçe artan ve ilahiyat fakültelerinde bile gençlerin zihinlerini bulandıran sünnet tanımaz öğreticilerin oluşturduğu kirliliği gidermek için, “Sünnetsiz bir inanç tam değildir” düşüncesini aşılayalım. Kur’an ve sünnetlerde bize emredilen hükümlerin hoşumuza gitmese, uygulaması zor gelse, nefiste ağır dursa da “Amenna Saddakna!” ve “O diyorsa doğrudur” titizliği ile uygulanması gerektiğine inanan bir nesil, tıpkı cahiliye karanlığını bir medeniyete çeviren ashap gibi bizim toplumumuzu da şimdiki konumundan refah seviyesine çıkaracaktır biiznillah.

***

Bu iki önemli hususta gerektiği kadar hassas davrandıktan sonra, elbette yaşadığımız dünyanın nasıl ve kimler tarafından yönetildiğinin, kendi yönetimimizde söz hakkına sahip olup inandığımız dini ve şeriatımızı yönetime dâhil edebilmenin yollarını yani siyaseti anlatalım. Eğitim programımızdan geçenleri, siyasete dâhil edilmeyen dinin mutlaka garip kalacağının, düşmanın gözünün kıldığımız namazlarda değil devlet yönetimimizde olduğunun idrakine vardırıp müşriklerin elindeki Mekke’de dini yaşayamadığı için Medine’de devlet kuran ashabı hatırlatalım.

***

Hedef aldığımız nesle, Kur’an, sünnet ve siyaset dediğimiz üç önemli başlıkla birlikte dünyevi ilimlerin de eğitimini verelim. Gerekirse bu eğitimi, meslekleri gruplara ayırarak gerçekleştirelim. Hukukçuları kendi alanlarında, tıp elemanlarını kendi alanlarında, öğretmenleri kendi alanlarında... Allah adına verilecek hükümler, Allah için uygulanacak tedaviler, insanlığa faydalı olmak adına yapılacak hocalık veya diğer tüm meslek sahiplerini, eğitip yüreklendirelim.

***

Eğitime dâhil edilen herkesin, en kritik zamanlarda olaylara müdahale edebilecek kadar da olsa bilgi ve birikime sahip olmasını hedefleyelim. Araba kullanabilen, yüzme bilen, belli mesafeden de olsa atış yapabilen, gerektiği anda ilkyardım yapabilecek derecede tıbbi müdahalede bulunabilen, basit düzeyde de olsa dünyada kullanılan ortak dili kullanabilen, hangi olayla ilgili hangi kuruma müracaat edebileceğini bilen, kritik konulardaki kanun ve hükümlere vakıf olan, işini görecek kadar da olsa teknolojik donanıma sahip olan, gerektiği zaman bankadan para çekmesini, havale yapmasını bilen, havaalanı prosedürlerini ortada kalmayacak derecede bilen, derdini anlatacak kadar konuşup cümleleri düzgün kullanarak yazabilen bir neslin toplumu nerelere getireceğini tahayyül edelim.

***

Bir başka önemli konu da kadınlara eş ve annelik konusunda, erkeklere eş ve babalık konusunda özel eğitim vererek ailenin temelini güçlendireceğimiz eğitimdir şüphesiz. Bir annenin çocuğuyla nasıl kaliteli zaman geçireceği, bir kocanın eşine nasıl davranması gerektiği gibi eğitimleri, Kur’an ve sünnet çerçevesinde ve elbette ki dinimize ters düşmeyen pedagojik ve psikolojik yöntemlere de başvurarak verelim...

***

Ve bunların hepsini yaparken “Vakit yok” endişesi gütmeden yapalım. Çünkü yaşadığımız her şey bize gösteriyor ki Rabbimizin vakit derdi yoktur. Çünkü biz biliyoruz ki belki yıllarca sulanacak ama o ağaç bir gün meyve verecektir. Belki sekiz yüz yıl beklenecek ama Fatih bir gün surlara bayrağı dikecektir. Hiçbir şey olmasa dahi sadece klavye başından eleştiri yapıp küfürler savurmaktan ve her seçim sonrası insanlara acı dolu gözlerle bakmaktan kurtulup Rabbimize sunacağımız bir mazeretimiz ve kıyamet günü, “Üzerime düşeni yaptım” diyeceğimiz yüzümüz olacaktır.

***

Hepimizin öğrencisi, alanında ehil olanların da eğitici olacağı bu eğitim ve nesli imar projesinin gerçekleşmesi durumunda, “Bir kavim kendini düzeltmedikçe Allah onları düzeltmez” (Enfal Suresi: 53, Rad Suresi: 11) ayetleri tecelli bulacak ve düzelen kavimler düzgün yönetimlere, düzgün bir dünyaya sahip olacaktır inşallah!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?