Ölüm Var

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.”(Ankebut, 57) Bu ayeti inkar eden var mı?

* Kur’an-ı Kerim’de hiçbir kimsenin, kafirlerin bile inkar edemeyeceği, iman ettiği gerçek... Kafirler dirilmeye inanmazlar. Öyle bir ayet ki, onu hatırlayanı dünyadan/sevgisinden soğutuyor. Unutanı da azdırabiliyor. Kur’an-ı Kerim ayetlerinin tümü, ayırdedilmeksizin hepsi ölüm ayeti gibi, onun kadar gerçek, hak ve doğrudur, kesindir.

*Ölüm ya bizi sevdiklerimizden ayırır ya da sevdiklerimize kavuşturur. Ya gülümseyerek ya da korkuyla can veririz. Ahirette, dünyadayken birbirlerini Allah için sevenlerin dışındakiler birbirlerine düşman olurlar, uzaklaşırlar... Ancak dünyada sadece Allah için sevişenler, ahirette de birlikte olurlar. Hem de Arşı Rahman gölgesinde olurlar. Onlara peygamberler bile gıpta ederler.

*Ölüm insanların en çok inandıkları, ama en çok uzaklaşmak, unutmak istedikleri gerçeklerden...

*”Size nasihatçı olarak ölüm yeter”, *”Dünyada rahatlık yoktur” buyurmuş Efendimiz (S.A.V.).

*Salihlere göreyse ölüm, düğün/vuslattır. “Hayatım, ölümümdedir. “Hz. Mevlana (K.S.)

*Hz. Lokman (A.S.) oğluna vasiyette bulunmuş: “Oğlum iki şeyi unut, iki şeyi de unutma. Başkasından gördüğün kötülüğü ve başkasına yaptığın iyilikleri unut. Allah’ı ve ölümü de unutma.” “Akıllı kimdir?” sorusuna Efendimizin (S.A.V.) cevabı: “Ölümü, ahireti, hesabı düşünerek ona göre hazırlık yapan kimsedir.”

Dünya hayatını ahiret hayatına tercih etmek akıl kârı değil...                                                       

*Topraktan yaratıldık, topraktan besleniyoruz, ölümle toprağa döndürüleceğiz. Ve bir gün topraktan bitki gibi çıkartılıp mahşere sevk edileceğiz. Ölüm ne kadar gerçekse öldükten sonra dirilmek de o kadar gerçek.

*Gayb perdesi bize ölümle açılıyor. Ölüm, müşahede alemiyle gayb alemini birleştiren köprü, geçit... “Tüm insanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar. “Dünyada ahirete nispetle rüyada/uykudayız.” Rüyadan/ uykudan gerçek hayata/ahiret hayatına uyanmak, intikal... “Kabir de ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

*”Son sözleri Kelime-i Tevhid/şehadet olan cennete girer. “Cennetlikler melekler tarafından müjdelenirler. Can emanetini kolay/hafif teslim ederler. Dünyaya ne kendi irademizle geldik ne de kendi irademizle öleceğiz. Ecelimiz bir, değişmez... Kimse uzatamaz da kısaltamaz da.

*”Ölümü de hayatı da sınav” hikmetiyle yaratmış. Ya O’nun (C.C.) rızasına göre yaşayacağız, O’na kulluk yapacağız; ya da yarattıklarına kulluk/itaat edeceğiz. Kazanmak/mutluluk veya hüsran/ kaybetmek...  Hak ve batıldan birisini seçebilmek kapasitemiz/gücümüz var. “Dilersek iman, dilersek inkar ederiz.” Yolların sonuçları da bildirilmiş. Ölüm ayet gibi kesin... Allah’ı ve ölümü anmamız emir ve tavsiye buyurulmuş. Çünkü bu, günahlardan, dünyaya dalmaktan uzaklaştırır.

*Ölüm yokluk değil ki... Bizim için iyi veya kötü olarak sürecek ebedi (sonsuz) hayat var. Ölümle dünya hayatımızdan kabir/ahiret hayatımıza intikal ettiriliyoruz. “Rabbimiz hep vardı. Hiçbir şey yoktu. Bizi, her şeyi O (C.C.) yarattı.” “Neden” yaratıldığımızdan, nereden doğduğumuzdan ibret alalım.

*Vehn (dünyayı çok sevmek, ölümden nefret etmek hastalığı) bizi zillete düşürmedi mi?

*”Dünya muhabbeti/sevgisi hataların başıdır... “Kalpte iki sevgi bulunamaz. Ya Mevla veya masiva... Allah için sevişenler (evliyaullah, hizbullah) kurtulacak. Sevdiklerimize dikkat etmeliyiz. Onlar Allah’ın sevmediklerinden iseler paçayı nasıl kurtarabiliriz? Sevmediklerimiz/düşmanlarımız da Allah’ın sevdiklerinden ise yine paçayı kurtarabilir miyiz?

*”Benim veli kullarım vardır. Onları seveni severim, onlara düşman olana da düşman olurum.” (Kutsi hadis) “Allah’ı, Resulünü, O’nun yolunda cihadı her şeyden daha çok sevmeliyiz.” Seversek, hizbullahtan oluruz. (Mücadele, son) Saflar iki: Ya hizbullahtan veya hizbüşşeytandanız. (Mücadele de ikisi arasında, Mücadele Suresi’nde) Kavramlarımızı ne hale getirdiler? Bugün “hizbullah” neyi algılatıyor?! Kavram birliği sağlamadan uzlaşmak da mümkün olmuyor.

*Dünyalıkları (makam, servet, evlat, eş... her şey) ölümle tümünü terk ederiz. O zaman anlarız ki sahibi olduğunu sandığımız tüm nimetler emanetmiş, bize ait değilmiş. Dünya rüyasından uyanınca onların sahibi olmadığımız gerçeğini anlarız. Elimizdeki dünyalıklar birer emanet olup, alınacak ve bu nimet ve emanetlerden sorgulanacağız. Ya şükreden veya nankörlerden olacağız.

*Dünya hayatı “oyun ve eğlenceden”, “geçici nimetlerden yararlanmadan”, “nimetlerle övünmekten”, “süslerle oyalanmak”tan ibaret olup, bizi aldatmamalı. Dünya gezegeninde zorunlu geçici bir ikametimiz, konaklamamız var ve de yolcularız. O’ndan geldik, O’na döndürülüyoruz.

*Elimizdeki dünyalıklarla/nimetlerle ahireti kazanmaya çalışmamız emir ve tavsiye edilir. Dünyalıkların ihtiyaç fazlasının paylaşılması esastır. Servetlerini Allah yolunda harcamaksızın “biriktirip sayanlar ateşle” korkutulmuşlardır. Dünyalıklarımızdan ölümümüzle kalanlar mirasçılarımızın, yaşarken gönderdiklerimiz ise bizimdir. Azalmaz, katlanır, bizi bekler...

*”Dünya ahiretin tarlası/ekim yeri.” Burada ne ekersek, ahirette onu bulacak/biçeceğiz. Ya “tuba” ağacımızı veya “zakkum” ağacımızı suluyoruz. Her bir nimetin şükrü vacip. Sayısız nimetlerine şükürden aciz değil miyiz? Şükür, sadece sözle değildir. Amellerledir de... Nimetleri veren Rezzak’ın emirleri ve rızası yönünde kullanmak şükürdür.

“Öyle öl ki, sen giderken sevinirken, insanlar üzülsünler. Sen elemdeyken, insanlar sevinmesinler.” *Hiçbir müminin son nefeste imanla gitmek garantisi yok. Bir zamanlar duası reddolunmayacak makamda bulunan Belam bin Baura’nın sonu hüsran olmuştu. Hz. İbrahim, Hz. Yusuf (A.S.)’lar: “Müslüman olarak ölebilmek, salihlerle beraber olmak” duasında bulunmuşlar. “İtibar son nefesedir” denir.

* Hz. Ömer (R.A.) hilafetindeyken kendisine sürekli olarak ölümü hatırlatacak bir uyarıcı danışman edinmiş, sakalları ağarıncaya kadar. Osmanlı padişahlarının da “mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” uyarısında bulunan görevlileri varmış.

*Ahmed-er Rufai Hz. (K.S.): “Kardeşim, üzerinde yürüdüğün, ayağını bastığın topraktan ibret al. Belki de o toprak, geçmişte bir dilberin yanağı/dudağıdır. Veyahut da bir sultanın alnıdır. Başlangıcın bir murdar su, nihayetin de bir laşeden ibarettir.”

*H. Ş. Efendi (K.S.) de sohbetlerinde: “Bir ölüm var, bizim için her zaman. Bilmeyiz ki, geleceği ne zaman? Elde fırsat, dilde ruhsat var iken, kıl tedarik her zaman”, *”Akıllı önünü görür. (Ölüm, ahiret)” * “Gafletten büyük günah yoktur.” * “Dünya muhabbeti, hataların başıdır.” * “Son nefeste imansız gitmekten korkmamak, Allah’ın sevdiklerini sevmemek, yalan yere evliyalık taslamak imansız gitmenin sebeplerindendir.” uyarılarını sık sık tekrarlardı.

*Ölümü öldürenlere, ölmeden ölenlere, şehadete koşanlara selam olsun.

İslam üzere yaşayıp, imanla ahirete göçmemiz, Rabbimizin sevdikleriyle haşrolmamız dileklerimizle...

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?