Reklamı Kapat

Eğitim ve Sınav

Geniş anlamda eğitim, insanın kendi varlığı ve benliğinden, yani ruhsal ve bedensel varlığından başlayarak diğer varlıkların, insanların, çevrenin, toplumun, doğanın ve evrenin tanınıp bilinmesi şeklinde nitelenebilir. Daha kısa ifade etmek gerekirse, insan aslında eğitim ile var olan bir varlıktır. Doğumundan önceki süreç nasıl eğitimle ilgiliyse, doğumuyla birlikte daha sıkı bir şekilde eğitime bağımlı bir varlıktır. Varlığını insan eğitimle ve eğitilerek gerçekleştirebilmektedir. Eğitimden bağımsız insan adeta varlık düzeyine ulaşamayacak bir canlı gibi görünmektedir.

Demek oluyor ki, insanın varlığı söz konusu edildiğinde eğitim olmazsa olmaz bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Yeme-içme, uyuma-dinlenme, eğlenme, çalışma, yaşama, duyma, düşünme, hayal kurma, üretme-tüketme hemen her şeyi insan eğitim yoluyla gerçekleştirebilmektedir. Bu açıdan, belli ilkeler ve kurallara tabi olmadan da kendi doğasından kaynaklanan birtakım edimler ile varlığını ve hayatını sürdüren bir insan, aslında bir tür eğitim süreci yaşamaktadır. “Vahşi” diye adlandırılan eğitilmemiş insanın da kendi varlığı ve diğer varlıklar hakkında belli bir algılaması, anlaması ve kavraması söz konusudur. Çünkü o da, hem kendi varlığı, hem diğer varlıklar ve nesneler ile ilişkisini belli simgeler, kavramlar, ilkeler, kurallar ve anlamlar üzerinde somutlaştırıp gerçekleştirebilir. Yani, “vahşi” de kendine özgü bir eğitim-eğitilme süreci yaşar.

İnsan, bir diğer insan ile, teknik anlamda belli bir topluluk ya da toplum içinde yaşamak zorunda bir varlık olduğu için, eğitim daha bir vazgeçilmez olguya dönüşür. Duygularını, düşünce ve hayallerini, ideallerini ve tasarımlarını gerçekleştirmek istediğinde, diğer insanları, insan grubunu, toplumu, toplumda mevcut olan ilkeleri, kuralları, kurumları, örgütlenmeleri hesaba katmak zorundadır. Dolayısıyla hayatını sürdürebilmek için bütün bunlar hakkında bir algıya, anlamaya ve kavramaya ihtiyacı vardır. Örf ve âdet, gelenek-görenek, ahlak, hukuk, din vb. gibi olgulara ait bilgileri topluluk ya da toplum hayatında gözlemler ve bunların bilgisini özümlemesi için eğitim onun hayatını belirler ve yönlendirir.

Eğitim olarak nitelendirdiğimiz bu olgu, doğal bir şey olmayıp belli ilkeler, kurallar ve sistemler temelinde insanı kuşatır ve onu biçimlendirir. Bu bakımdan, eğitim süreğen bir süreçtir, ama zorunlu olarak onu belirli dönemler içinde sınırlandırmaya ve sınıflandırmaya gideriz. Aslında eğitim, insanın bir ömür yaşadığı bir süreçtir. Hayatın, doğal akışı içinde nasıl sınırlandırmalar ve sınıflandırmalar yapma zorunluluğu varsa, eğitim sürecini de buna koşut sınırlandırma ve sınıflandırma gereği bulunmaktadır.

Fakat bu sınırlandırma ve sınıflandırmayı neye göre ve nasıl yapmak gerekir? İşte burada, eğitim sistemi, yani eğitimin dayanması gereken ilkeler ve kurallar belirleyici bir değişken olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumlarda, özellikle de belli bir siyasal sistemin öngörüldüğü ya da amaçlandığı durumlarda, eğitimin nasıl bir sistem olması gerektiği bir sorun oluşturmaktadır. Siyasal sistemler, mahiyetlerinin bir gereği olarak, yönettiği ya da yönetmeye talip olduğu insan ve toplumları, kendi varlıklarının bir dayanağı olarak istemleri doğrultusunda biçimlendirmeye yönelirler. Bunu varlıklarının ve güçlerinin bir zorunluluğu şeklinde kavramaya aşırı istek duyarlar. Bu durum, eğitim olgusu ve onun dayandığı varlık olan insan bakımından bir yandan imkânlar vaat ederken, diğer yandan birtakım sakıncaları da içerebilir. Oysa, eğitimi bir insani olgu olarak kabul edip, onu insanın doğası(fıtratı) temelinde, belirlenmiş ilkeler, kurallar ve sistem çerçevesinde ele alıp gerçekleştirmeye yönelmek doğal ve gerekli olanıdır. Çünkü bu çerçevede insan eğitim sistemiyle buluşturulduğunda, hem insan, hem toplum ve hem de o yönetimler için verimli, üretken bir insan ve toplum söz konusu olur. Eğitimin teknik ya da uygulama biçimleri kapsamında yer alması gereken süreçler, seçme, program, sınav vb. işin ayrıntısıdır.

Kuşkusuz, ayrıntı konumunda olan bu unsurların önemleri inkâr edilemez ama bunlara aşırı anlam ve önem yüklenmesi halinde, eğitimin özü ortadan kalkabilir. İnsanın doğasına uygun olmayan en mükemmel eğitim tekniği uygulansa da, sonuçta o insan gerçek anlamda eğitilmiş olmaz. O durumda eğitim, insanın doğasını, yeteneklerini körelten ya da törpüleyen bir mekanizmaya dönüşür.

İnsanın doğasına aykırı, onu, mesela siyasal iktidarının destekleyicisi haline getirici bir program uygulayarak dönüştürmeye çalışmak gibi güdümlü uygulamalar, tarihin çeşitli dönemlerinde yapılmıştır. Fakat sonuçları, hem insan, hem toplum, daha da vahim olanı düşünce, sanat-edebiyat, kısaca kültür ve uygarlık bakımından yıkıcı olmuştur. Sözgelimi Platon’un Akademi’si, Aristoteles’in Lise’si (Lyceium), Nizamı Mülk’ün Medrese’si belli bir döneme kadar üretken, verimli olmuştur, ama şartlara göre insanın doğasını ve yeteneklerini dikkate almadığı için engel haline dönüşmüştür.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?