Siyasetin yalanla imtihanı

Morali bozulmayan bir kardeşimiz çıkabilir mi?

İnsanız, sayısal başarılar da bekleriz elbet. Bu başarıyı göremeyince de moral bozuluyor.

Nerde hata yapıyoruz? Neden teveccüh göremiyoruz? Neyimiz eksik? Ne yapmalıyız?

Dalmış gitmişiz. Bir yandan da internette sörf yapıyoruz. Amaçsız, süresiz.

Birden önüme bir video geldi.

Başbakan Binali Yıldırım seçimleri değerlendirirken şöyle bir konuşma yapıyor:

“Seçim kampanyalarında söylenenle, sorumluluk omuzlarınıza yüklenince söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz. Hiçbir ülkede de aynı olmaz. Bu siyasetin gereğidir. Siyasetle hakikat her zaman birbirleriyle örtüşmez. Avrupa’da da bu böyledir.”

Birden gözlerim faltaşı gibi açıldı. Koskoca Başbakan böyle sözler söylemiş olamaz. Biz yanlış anladık galiba. Tekrar tekrar dinledik. Maalesef söylemiş. Nerede, ne zaman, hangi seçimlerden sonra söylemiş? Bunların ne önemi var? Kendinin ve partisinin zihniyetini açıklıyor bu adam.

Yani bu şu demek:

“Seçim kampanyalarında meydanlarda, salonlarda, halkın önünde, basının önünde her şeyi rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Seçimi kazanmanız için ne söylemeniz gerekirse söylersiniz. Ama kazandıktan sonra bu söylemler artık geçerli olmaz. Gerçekler geçerli olur. İcraatlarınızı da bu gerçeklere göre yaparsınız.”

Avrupa Birliği’ne “uyum” için siyaseti yalanla karıştırmışlar galiba. Öyle ya, Avrupa’da da böyle ise, bunlar farklı olmamalı.

Zihniyet bu olduktan sonra meydanlarda seçim kazanmak için yalan söylemek gerekirse söylenir. Bol keseden vaat vermek gerekirse verilir.

Biz daha fazlasını ilave edelim:

“Seçimi bir savaş olarak göstermek, sizden olmayanlara çamur atmak, dışlamak, hedef göstermek dahil, kampanyalarını engellemek, zorbalık yapmak, devlet imkanlarını onların aleyhine kullanmak, sözlerini çarpıtmak, demediklerini demiş gibi göstermek, senaryolar uydurmak ve halkın gözünden düşürmek.”

Seçimi böylece kazanmak.

Kazandıktan sonra da, nasıl kolayına gelirse öyle icraat yapmak.

Peş peşe iki cümle yazalım. Birinci cümle:

Siyaset, devlet yönetme sanatı ve peygamber mesleği olup, kaide ve kuralınca, halkın ve devletin çıkarına yapıldığı müddetçe çok faziletli ve şerefli bir meslektir.

İkinci cümle:

Politika, yerine ve zamanına göre davranarak, yalanı, yanlışı doğrularla harmanlayarak, milletin hoşuna gidecek şekilde davranarak devlet yönetmek.

Şimdi Sayın Binali Yıldırım’ın ağzından dökülen bu sözler hangi cümleye uygundur? Adına siyaset dese bile, birinci cümlede tarif edilen siyaset ile hiçbir ilgisi olmadığı, onun anlamına tamamen aykırı olduğu kesin.

Başbakan’ın söyledikleri, ikinci cümleye benziyor.

Benziyor ama işin içine saldırganlığı, iftirayı, karalamayı, kamplaştırmayı da soktuğunuzda politika terimini bile çok aşan rezalet bir durum ortaya çıkıyor.

Bir de baskın bir medya gücü ile bu oyunlarını ve karalamalarını halkın inanacağı bir duruma sokarak seçimi galip bitirmek. Bütün bunları siyaset terimine iftira atarak yapmak. Bu nasıl bir durumdur? Adeta siyaset terimini imtihana sokmuş oluyorlar. Siyasetin yalan dolanla imtihanı… Siyaset terimi bu imtihandan asli tarifi ile çıkamaz. Kirlenir, bozulur, büzülür ve politika teriminin de gerisine düşerek çıkar.

Bu nasıl bir kirlenmedir? Bu kirlilikten temiz ve parlak bir istikbal çıkarılabilir mi? Tertemiz Peygamber mesleğini yalan dolandan ibaret gibi uygulamak nasıl bir durumdur? Hadi bunu çıkarlarınız için uyguluyorsunuz da, halkın önüne çıkıp adeta alay eder gibi “biz meydanlarda birçok şey deriz ama uygulama bunlardan tamamen farklı olur” diye, yaptığınızı hangi cesaretle savunursunuz? Şahsen bu uygulamalarına şehit olduğumuz halde bunları biz edep ederek dile getirmeyi bile istemezken, bunların bu kadar pervasızca sahibi tarafından dillendirilmesi nasıl bir cürettvir?

Yalan iki kişi arasında vuku bulsa dahi haramdır. Ama zararları iki kişiliktir. Peki, bütün bir millete ve İslam dünyasına karşı yalan söylemenin vebalini nasıl karşılayacaklar? Koltuk ve iktidar uğruna bu yapılır mı? Bunun hesabını nasıl verirler? Ölüm uzak mı sanıyorlar? Yalan dolan üzerine kaç sene daha iktidar sürdürülebilir? Bu dünyada belki hesap soran çıkmayabilir ama Allah’a olan hesap ne olacak? Yoksa Allah’ın da, haşa “laiklik” prensibi vardır da, iktidar uğruna söylenen yalanlara karışmayacağına mı inanılmaktadır?

Milli Görüş partileri olarak neden sayısal başarı elde edemiyoruz?

Allah rızası için yapılan doğru, dürüst siyaseti; iktidar hırsı için yapılan yalan, dolan, karalama ve iftira politikası ile yarıştırırsanız netice ne olur?

Allah’ım şahit ol!

Ey millet siz de şahit olun!

SAYIN

Makam kuşanmış çıkmış meydana

Unvan almış, “muhterem” “sayın”

Sanki dozerle girmiş ormana,

Ne çamlar devirir artık siz sayın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Mehmet Sezai Aydıngöz - Her şeyden önce,vatandaşın/seçmenin,hakkı batıldan ayırma feraseti olmalı.Bilindiği gibi:İnsanımızın kültür seviyesi,son derece düşük.Kültürlüyüm diyenlerin de ekserisi,batı kültürü etkisinde.Hal böyle olunca,netice de kaçınılmaz olarak yalan ve dolana pirim kazandırıyor.Netice olarak sözüm şu:Hakkı bilmeyen haklıyı bilemez.Vesselam.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Temmuz 11:54


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?