Gerçek Bayramı Hak Ettik mi?

Bir bayrama daha mahzun, mükedder, muğber, boynu bükük giriyoruz. Bizler ümmetçe mahzunuz. Ayasofya mahzun… Mescid-i Aksa mahzun… Doğu Türkistan mahzun… Çeçenistan mahzun… Afganistan mahzun… Arakan mahzun… Karabağ mahzun… Hangi birini sayalım; Suriye, Irak, Libya, Yemen, neredeyse bütün İslâm coğrafyası mahzun… Bu tabloya baktıkça, İslâm coğrafyasında olup bitenleri düşündükçe; bazen, Hz. Nuh Aleyhisselam gibi; “Ennî mağlûbun fentasir” (Kamer Suresi / 10), bazen sahabe-i kiram hazerâtı gibi, “Meta Nasrullah” (Bakara Suresi / 214) demekten, bazen Mehmet Âkif’in Balkan Bozgunu sonrasında yazdığı gibi; “Dolaşsın sonra, İslâm’ın harem-gâhındanâ-mahrem / Benim hakkım, sus ey bülbül senin hakkın değil mâtem” diyorum.

Bana en çok ızdırâb veren de Müslümanların hali. Önceki yazımda da bir parça bu konuya temas etmiştim. Evet, İslâm düşmanları, Müslümanları “gerçek İslâm”dan uzaklaştırmak için varlarını yoklarını seferber ettiler. Bu uğurda oluk oluk para harcadılar. Müslümanları saptırmak için, şeytanî zekâya sahip adamlar yetiştirdiler. Bunları yetiştirmek için okullar açtılar. Yetiştirdikleri bu adamları Müslümanların arasına saldılar. Medyayı, sosyal medyayı, sinemayı, tiyatroyu, televizyonu kullandılar. Onlar, Allah-u Azimüşşan’ın “sırat-ı müstakim” istediğini ve göndermiş olduğu dinden zerre miktar sapmayı kabul etmeğini çok iyi biliyorlardı. Onun için var güçleriyle Müslümanları “zerre miktar saptırmaya” uğraştılar.

“Radikal İslam ve Müslüman, Ilımlı İslâm ve Müslüman” dediler. Hâlbuki her iki tabir de yanlıştı. Bakınız “Arâbîİşârâtü’lİ’câz Meal ve Şerhi” isimli eserin 4. cildinde ne deniliyor: “…İslâm, sırat-ı müstakimdir; fıtrat dinidir, sınırı belli, harâmı bellidir. Ümmet-i Muhammed ise, ümmet-i vasattır; ifrat ve tefritten mahfuzdur. Hakiki mümin ve Müslüman, Kur’an ve sünnette geçen ahkâmın tümünü tasdik eden ve o ahkâmın icra ve tatbikine taraftar olan ve elden geldiği kadar o ahkâmla amel eden, kusur ettiğinde tevbe ve istiğfar eden kimsedir.” (a.g.e., c. 4, s. 149). Sahabe-i kiram hazerâtı işte böyle Müslümanlardı. Böyle Müslümanlar üç kıtayı fethettiler. Bizler bu halde isek, bunun müsebbibi yine bizleriz. Dünyevî menfaatlerimiz için gösterdiğimiz hassasiyeti dinimiz için göstermekten vazgeçtik. Allah-u Azimüşşân da bizi zilletle cezalandırdı. Daha başımıza taş yağdırmadığına şükredelim. Müslümanlar Allah’ın dinini bıraktı, “futbol dinine”, “demokrasi dinine”, Müslümanlar arasına salınmış dilli düdüklerin, ulemâi’ssû’un, mürtefin-is sû’un, ümerâ-is sû’un dinine tâbi oldu. Zira bu, nefislerine hoş geliyordu. “Elleziyneyestahibbûne’lhayate’ddünyâ ‘ale’lâhireti” (İbrâhimSûresi / 3) âyet-i kerimesinde işaret buyrulduğu gibi, bile bile dünya hayatını âhiret hayatına tercih etti.

Şuna yürekten inanıyorum: Şayet erken bir kıyamet kopmazsa, İslâmiyet yeryüzüne hâkim olacak inşallah. Nasıl olur? Sual-i inkârisini yapan ahmaklara değil, gerçek Müslümanlara şunu hatırlatırız: Kudret-i İlâhî karşısında, bütün kâfirlerin ve onların sözde güçlerinin, deniz kenarında sahile dikili bir tüy kadar değeri yoktur. Müsebbibü’lesbâb olan Rabbü’l Âlemin vakti saati gelince akıllara durgunluk verecek şekilde sebepleri hazırlar. Gerçek müminler bunda zerre kadar tereddüt etmez. Değerli dost, merhum Prof. Dr. Osman Nuri Çataklı işte böyle ümitli, basiretli bir mümindi. Hz. Mehdi’nin Âlem-i İslâm’ı tek çatı altında toplayacağına ve onun zamanında İslâm’ın yeryüzüne hâkim olacağına dair hadis-i şeriflere inanmıştı. Öylesine ki Hz. Mehdi’nin Diyar-ı Şam’dan çıkacağı kanaatiyle, İstanbul’dan bir Güneydoğu vilayetimize tek depo benzinle gitmek için arabasının deposunu büyütmüştü. (Allah rahmet eylesin.)

Bediüzzaman Hazretleri, İslâm’ın hâkimiyetinin Kudret-i İlâhî noktasında son derece kolay olduğunu belirterek şöyle demektedir: “(…) Biz ferec ve ferah ve sürûr ve fütûhat isteriz – fakat kâfirlerin kılıncıyla değil. Kâfirlerin kılınçları başlarını yesin; kılınçlarından gelen fayda bize lâzım değil. Zaten o mütemerrid ecnebilerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler. (.…) Kadîr-i Küll-i Şey bir dakikada, bulutlarla dolmuş cevv-i havayı süpürüp temizleyerek semânın berrak yüzünde ziyâdar güneşi gösterdiği gibi, bu zulümâtlı ve rahmetsiz bulutları da izâle edip hakâik-ı şeriâtı güneş gibi gösterir ve ucuz ve dağdağasız verebilir. Onun merhametinden bekleriz ki, bize pahalı satmasın. Baştakilerin başlarına akıl ve kalplerine iman versin, yeter. O vakit kendi kendine iş düzelir.” (Lem’alar / 108) İnanıyoruz ki Hak her zaman galiptir ve galip gelecektir, inşallah. Gerçek bayramı hak edecek duruma gelirsek, Cenab-ı Hak da bize o güzel bayramları yaşatacaktır. Bunu da unutmayalım!.. Bayramınızı tebrik ederim…

 

 

 

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Son dönemde TL'nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybının asıl nedeni sizce hangisidir?