Seçimin seçimi

Deyim yerindeyse “paldır küldür”, yani gerçekçi şartların zorlanması suretiyle bir genel seçim kararı kısa bir süre önce alınıverdi ve zamanı da sıkıştırılmış bir şekilde belirlendi. “Seçim” sözü dile getirildiği anda, adeta içgüdüsel olarak siyasi parti yöneticileri, bir “korktu” ithamı algısını üstlerinden atma dürtüsüyle hemen “hazır” olduklarını söylerler. Bunun bir “yiğitlik” olduğu sanısı bilinçaltında depreşir durur. Oysa siyasette “yiğitlik” sanılan çok şey, sorunlardan kaçma gerekçesidir, çoğunlukla da sorunların gerektirdiği sorumluluğu tam olarak kavrayamamaktan ileri gelir. Genellikle siyasette “korku”, siyaset yapanları ve siyasi partileri, devlet ve ülke yönetimi konusunda eğitici bir işleve yönlendirici önemli bir etkendir. Önemli hatalar yapmalarını önler, sorunları daha yakından ve sorumluluk niteliği daha belirgin hale gelmiş bir tarzda kavrama imkânı sağlar. Çünkü insandaki korku duygusu, aslında yapıcı, insanı manevi yönden geliştirici, diğer insanlar ile ve çevresiyle uyumlu ve barışçı ilişkiler kurarak yaşamasını sağlayıcı en köklü bir duygudur. Koku duygusu gelişmiş insan, düşünce alanında olsun, bilim, sanat ve uygarlık alanında kalıcı etkinliklerde bulunur ve kalıcı ürünler ortaya koyar. Korku, aynı zamanda köklü bir sevginin, aşkın doğumunu hazırladığı gibi yerleşmesini ve gelişmesini de besler. Tanrı korkusu olmadan köklü ve kalıcı bir Tanrı sevgisi insanın benliğine, ruhuna yerleşemez. Bu ifadeler, ihtimal afakî mülahazalar şeklinde anlaşılabilir. Böyle bir anlayışa saplanıp kalındığı içindir ki, burada yeri olan siyaset olgusunu da yetkin anlamda temellendirmeye “vakit” bulamıyoruz.

Kısa bir süre sonra gerçekleşecek olan seçimin, siyaset olgusu, toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunlar bakımından ve hükümet etmenin “hikmeti” açısından, doğrusu böyle bir seçimin mantıki bir anlama sahip olduğu kanısının oluştuğunu ileri sürmek mümkün gözükmüyor bana. “Beka sorunu” gibi yuvarlak bir söylemi gerekçe gösteren ve daha önce de böyle bir seçim kararını ülkeye dayatan öngörüsüz bir parti başkanının sözüne, önünde bir buçuk yıllık süre bulunan iktidar partisinin destek vermesi, siyasetin mantığına da açıkça aykırı bir tutum olarak değerlendirilmelidir. Kuşkusuz, iktidar partisi, özellikle iktisadi politikada ve diplomaside, ülke ve toplum gerçeklerini doğru bir şekilde tahlil edip kavramlaştıramadığı için, sil baştan bir başlangıç yapmayı çıkar yol olarak kurgulamış olabilir. Oysa bu alanlarda gerçekleştirmede yetersiz kaldığı konuları yeniden ve yeni bir yaklaşım içinde, önündeki bir buçuk yıllık sürede belli bir düzeltmeyle ele alma imkânına sahipti. Ancak, daha baştan, 12 Eylül Hareketinin asıl amacı olan kapitalist dünya görüşünü kökten reddetmesi gerekiyordu. Aynı şekilde diplomasi alanında Ortadoğu ülkelerinde kurgulanan yeni oluşumlara kesinkes karşı bir tavrı ortaya koyma zorunluluğu vardı. İhtimal bu gelişmelere rağmen “iktidar”ı teslim alma ve sürdürme arzusu birer gözbağı işlevi görmüştür.

Gidilen bu seçimin, iç bakımdan asıl zorlayıcı etmeni, Anayasa hukukunun varlık nedenine açıkça aykırı bir yapı işlevi görecek olan, sözde “sistem”dir. Bir defa, Anayasa hukuku, devletin varlığında somutlaşması gereken kurum ve kuruluş mantığını ortadan kaldırmaktadır. Çünkü Anayasa hukukunun, hukuk bilimi içinde yer almasını sağlayan siyasi iktidarı, hukukun sınırları içinde konumlandırdığı için vardır. Buna ek olarak, hatta siyasi iktidarın böyle bir kayır altına alınması ölçütünü oluşturan temel insan hak ve özgürlükleridir. Temel insan hak ve özgürlüklerini teminat altına alamayan kurallar, isterse şekli hukuk kurallarına uygunluk göstersinler, Anayasa hukukunun öngörüp kabullenebileceği kurallar olarak tanımlanamazlar.

Görünen o ki, önümüzdeki seçim, sadece biçimsel iktidar bakımından değil, asıl olarak siyaset alanında, giderek devlet ve toplum düzeyinde yakıcı sorunların ortaya çıkması, düzen kurayım derken kaos ve anarşinin önü alınmaz nitelikte belirmesine ortam oluşturabilir. Umarım, böyle bir gelişmeye halkımızın feraseti ve basireti engel olur.

Bu vesileyle okuyucuların ve bütün Müslüman kardeşlerimin bayramını tebrik ederim.

 

 

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Son dönemde TL'nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybının asıl nedeni sizce hangisidir?