Gizle

Bir masal bitiyor mu? AK Parti kutsal bir parti değil...

Neden mi Saadet Partisi’nin #Değiştir kampanyası çok zengin, çok etkin ve çok başarılı yürüyor?

Neden mi #Değiştir etiketi üzerinden onlarca, binlerce türevler geliştirilebiliyor?

Niçin #Değiştir denilecek onlarca, yüzlerce meseleyle yüzleşiyoruz?

Bu kampanyanın “dip dalgaya” dönüşmek üzere olmasının tek nedeni seçimlerin en başarılı kampanyasını Saadet’in yürütmesi değil… Saadet’in bu seçimlerde yürüttüğü seçim çalışması yarın siyaset bilimciler ve iletişimciler için mercek altına alınacak ve bütün ayrıntılarıyla tezleştirilecek nitelikte seyrediyor. Her meseleye, her kesime, herkese dokunuyor… Başarılı mı? Sadece “başarılı” demek bile yetersiz… Çok başarılı, bu kesin… Temel Karamollaoğlu ile bütünleştikçe, Karamollaoğlu’nun vukufiyeti, bilgeliği kampanyaya sirayet ettikçe daha da etkin seyrediyor kampanya...

Ters bir bakış da yapalım meseleye… Bu başarıda en az Saadet’in tanıtma ve kampanya ekibi, karargâh kadrosu kadar AK Parti’nin de büyük payı var.

Zira bu kampanyayı başarılı kılan en önemli etkenlerin başında hükümetin 16 yılda her alanda geride “#Değiştir” denilecek çok derin izler bırakmış olması geliyor. Anlayacağınız, AKP hükümetlerinin başarısızlığı Saadet’in #Değiştir kampanyasını çok güçlü hale getirdi…

YA ERDOĞAN KONUŞACAK YA DA ERDOĞAN KONUŞULACAK!

AK Parti Türkiye’sinde her kapı Erdoğan’a açılıyor. Ya Recep Tayyip Erdoğan konuşacak ya da Recep Tayyip Erdoğan konuşulacak...  Methiyeler, alkışlar, övgüler hep ona olacak. Kimse bir başka kişiyi beğenemez. Ondan başka kimse doğru bir şey, güzel bir şey söyleyemez. Bu ülkede, hatta gök kubbe altında bütün doğrular sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın... Bir başkası ancak Erdoğan himmet ederse, o müsaade ederse doğru şeyler söyleyebilir… Doğru da olsa söylenen şey, yüksek müsaade yoksa eğer söyleyen ya ihanet ediyordur ya da ülkeyi bölüyordur. Sanırsınız ki; yayımlanmış KHK’ler var ekranlar, sütunlar için… Ve herkes KHK’ler gereğince konuşmak, yazmak zorunda.

Bir bakıma, iki maddelik bir Türkiye’de yaşıyoruz. Aklınıza gelecek her alanı kapsayan iki madde:

Madde 1: Erdoğan her zaman haklıdır…

Madde 2: Erdoğan’ın haksız olduğu durumlarda 1’inci madde geçerlidir.

Eğer Recep Tayyip Erdoğan’dan başka doğruları söyleyenler de var diyorsanız… Biraz değil, epeyce cesur olmalısınız…

Eğer ondan başkasına övgüler, iltifatlar yapacaksanız… Beğendiğiniz başka siyasiler varsa… Hele hele muhalefet partilerinden, muhalefet liderlerinden herhangi birine sempati uyandıracak bir şeyler atfedecek olursanız… Sakın ha! Dikkat edin; en büyük günahı işliyorsunuz demektir.

 HATASIZ, GÜNAHSIZ BİR LİDER, HATASIZ, GÜNAHSIZ BİR PARTİ!..

Sadece bir siyasi parti olan iktidar partisi, kendisinden başka bir partinin bu ülkeyi yönetmeye hakkı olmadığını düşünüyor. Kendisinden başka bir partinin bu ülkede iktidara gelmek istemesini ve ülkeyi yönetmeye talip olmasını da adeta suç olarak görüyor, gösteriyor. Doların yükselişi, TL’nin eriyişi, dibe vuran ekonomi, giderek büyüyen işsizlik, çöken sosyal yapımız, adalet arayışı, geleceğe dair güvensizlik gibi onlarca mesele bir tarafa… Günümüz Türkiye’sinin en büyük meselesi belki de iktidar partisinin kendisini kutsallaştırmasıdır. Hatasız ve günahsız bir lider, hatasız ve günahsız bir parti yaklaşımı ülkeyi her alanda felakete doğru götürmektedir. Yanlışlar, hatalar, aldatılmışlıklar itiraf cümlelerinde yer bulsa da, pişmanlığı olmayan tavır, diğer bütün krizlerin de ana kaynağını oluşturuyor. 

“YUKARISI” İLE “TABAN” ARASINDAKİ BAĞ DA ZAYIFLIYOR

Bu yaklaşım sadece ülkeye mi zarar veriyor!?. Hayır, aslında ülkeyle birlikte iktidarın kendisi de zarar görüyor. Kutuplaşmayı “merkez alan politikalar” aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi’ni de körleştirmekte, yormakta, kendi içinde anlamsızlaştırmaktadır. Tabanla “yukarısı” arasındaki bağ giderek zayıflıyor. Malum bu zayıflama da “metal yorgunluk” olarak tanımlanabilecek kadar belirginleşmeye başladı. Dikkat ederseniz, “genel merkezle teşkilat arasındaki bağ” demiyorum, “yukarısı ile taban arasındaki bağ” ibaresini de bilerek kullanıyorum. Çünkü örneklemimizdeki iktidar partisinde herkesin anladığı “yukarısı” parti tüzel kişiliğinin ve parti organlarının üzerinde bir otorite olarak görülüyor. “Güçlü” lider zafiyeti yaşıyor, AK Parti. Tabanla lider arasında bir köprü yok, bir parti, bir teşkilat yok. Bir gövde yok; “yukarısı” ve “taban” var. Kök zaten yoktu. Bir dönem bütün günahlar, başarısızlıklar, beceriksizlikler “partiye” havale edilirken, şimdilerde “olumsuzluklar” doğrudan “yukarısı” üzerinden okunmaya başlıyor. 

KARAMOLLAOĞLU, AK PARTİ TABANINI DA HEYECANLANDIRIYOR

Mızrak çuvala sığmaz olunca “taban”ı artık kutuplaştırıcı söylemler de tatmin etmez hale geliyor. Nitekim birkaç seçimdir “güçlü lider”in afişleri, konuşmaları, mitingleri bile artık tabanı heyecanlandırmaya yetmiyor… Belki de, bu yüzden en çok Temel Karamollaoğlu’na kızılıyor. Çünkü artık Karamaollaoğlu merak ediliyor, takip ediliyor, heyecanlandırıyor… Hatta sanılanın aksine Karamollaoğlu, AK Parti tabanını da heyecanlandırıyor. Temel Bey’in ne söyleyeceğini sadece memnuniyetsizler değil, iktidar mensupları da merak ediyor… AK Partililer bile artık Erdoğan’dan çok Karamollaoğlu’nun ne söyleyeceğini merakla bekliyor…

SAADET, ARTIK NE YOK SAYILABİLİYOR NE DE KÜÇÜMSENEBİLİYOR

Karamollaoğlu’na ve Saadet Partisi’ne karşı saldırıların altında da aslında bu gerçek yatıyor. Saadet Partisi yok sayılamayınca, artık “küçümsenemez” bir etkinliğe yeniden kavuşunca bu kez karalama, sindirme ve yıpratma stratejisine başvuruldu. Paralı troller, yalan makinesi gibi çalıştırılıyor; iftiralar atılıyor, yaftalar vuruluyor hatta tehditler savruluyor. Ama tüm bunlara rağmen Karamollaoğlu’nu en az Millet İttifakı kadar Cumhur İttifakı da, AK Partililer de takip ediyor, dinliyor… Bugüne kadar her duruma ve sürprize karşı tedbir alabilen iktidar, bu sefer Karamollaoğlu’na olan ilgiyi durdurmakta başarısız kalıyor. Dip dalga öyle bir geliyor ki, artık yalan ve iftira üretim merkezleri de pek işe yaramıyor…

AK PARTİ KUTSAL BİR PARTİ DEĞİL, ERDOĞAN DA VAHİYLE GELMİŞ BİR LİDER DEĞİL

Yıllar sonra artık AK Partililer de (imkân elde etmişler hariç) bazı hakikatlerin farkına varmaya başlıyor: AK Parti kutsal bir parti değil... Erdoğan da vahiyle gelmiş bir lider değil.  

Bir iktidarın yanlışlarına, hatalarına hatta kasti ihmallerine muhalefet etmek, itiraz etmek de ayıp değil, günah değil. Aksine, bir iktidarın, bir yöneticinin yanlışlarını söylemek, hatalarına dikkat çekmek, “bunları yapma” demek, “şöyle yapmak icab eder” demek bir vecibedir, ahlaki bir görevdir. Ahlaksız olan, bile bile birilerinin yanlışta yürümesine seyirci kalmak ve insanları yanlışlarında boğulmalarına terk etmektir.

ARTIK BİR MASAL BİTİYOR…

Bizatihi kendisini devlet yerine koyan, kendisini “devlet zanneden” bir iktidar, bir hükümet var. Kendisini devletleştiren iktidarlar “adalet” ve “kalkınma” mottosuyla yola çıksa da, zamanla “vicdanla”, “adaletle” değil, kendi bekasının gerekleriyle yönetmeye yeltenirler. Kendi bekasını devletin bekasıyla eşdeğer görünce menfaatler de “yüceleştirilmeye” başlanır.

“AK Parti = devlet” zannı hatta “Erdoğan = devlet” yaklaşımı her şeyi mubah kılan sonuçları da beraberinde getirdiğini söylemek mümkün.  Eğer bugün AK Parti “bir seçim kazanmaya değil de, bir seçimimi kaybetmemeye” yoğunlaşmışsa bunun en büyük nedeni işte handikaptır. AK Parti söylemlerinde, “Erdoğan yoksa devlet yıkılır, Erdoğan yoksa koca bir millet orta yerde öylece kalıverir” psikolojisine başvurmak zorunda kaydıysa; işte bu zorunluluk bu yazının anafikrini oluşturuyor. ARTIK BİR MASAL BİTİYOR… HATASIZ VE GÜNAHSIZ BİR LİDER, HATASIZ VE GÜNAHSIZ BİR PARTİ öğretisi çöküyor.

Bu millet, yeni bir sabaha uyanmaya hazırlanıyor!

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

14

osman - çok komiksiniz, erdoğan her zaman haklıymış falan filan, sizin için erbakan ne oluyor? birde onu söyleyeydin.

Yanıtla . 1Beğen 11 Temmuz 07:11
13

serdar - Neden mi Saadet Partisi’nin #Değiştir kampanyası çok zengin, çok etkin ve çok başarılı yürüyor?

Siz hangi uykudasınız acaba efendim ?

Yanıtla . 0Beğen 09 Temmuz 15:22
11

Abdurrahman SERDAR - ERdoğan Genel Başkanlık ile Cumhurbaşkanlığını birleştirmese idi, Ak Parti geçen dönem biterdi

Yanıtla . 0Beğen 05 Temmuz 13:46
10

Dursun Özer - BİR MÜSLÜMANDAN YALAN SADIR OLMAZ HEM DE MUHAYYEL KÖTÜ HUYLARI ERDOĞANA MAL'EDEREK ONA DÜŞMANLIK YAPMAK BİR MÜSLÜMANA YAKIŞMADI.

Yanıtla . 6Beğen 16 Haziran 22:14
12

Milli Görüşcü - @Dursun Özer 10 nolu yoruma cevabı: http://www.milligazete.com.tr/haber/Allah_sizi_affetsin/291373 bunu oku arkadaşım

Yanıtla . 0Beğen 08 Temmuz 17:04
09

Mücahide - "Eleştirilmeyen oluşum durağan kalmaya ve sonunda batmaya mahkumdur." Eleştiri kabul etmeyen, eleştirenleri direkt fetöcü, şer odağı tarzında siyasilere yakışmayan hakaretlerle tasfiye etmeye çalışan bir adam ve partisi, kan kaybetmeye başlamıştır. Milli Görüş ve onun temsilcisi Saadet'in yolu açık olsun!

Yanıtla . 13Beğen 13 Haziran 22:36
08

Erkam - Hay Allah razi olsun, efradini cami, ağyarini mani olmus. Hissiyatimiza tercuman oldunuz

Yanıtla . 11Beğen 13 Haziran 19:12
07

Ts-61 - Sn. Mustafa Bey, Çok güzel hatta süper bir yazı kaleme almışsınız sonsuz teşekkürler!! Nerde Adalet, nerede kalkınma? Resmen ve açıkça Akrabaları, ve yandaşları kalkındırma partisi!! Allahü teala bu millete akıl, fikir ve şuur versin İnşaAllah!!

Yanıtla . 11Beğen 13 Haziran 18:59
06

Ferhat - Bütün yakınlarım akp li son bir kaç yıla kadar akp yi şatsız sorgulamadan destekliyorlardı şimdi sorgul

ama eleştiri başlamış 15 temmuzun planlı darbe olduğunu bile söyleyebiliyorlar ekonominin eğitimin fetö davalarının olumsuzluklarını kabul ediyorlar ama bu son akp ye bir şans daha vereceğiz diyorlar altarnatif arıyorlar bu bile bazı şeylerin değiştiğini bizlere gösteriyor tamam ddmelerine az kalmış

Yanıtla . 12Beğen 13 Haziran 13:17
05

Selimoğlu - Sessiz yığınların sesi olan bir yazı. Duygulara tercüman oldunuz. Teşekkürler değerli Kurdaş.

Yanıtla . 23Beğen 13 Haziran 12:30
04

Mehmet - ilk oyumu refah partisine vermiş, daha sonra 28 şubatı yaşamış ve onun etkisiyle akp ye yönelmiş bir kardeşiniz olarak akp'nin yoldan çıktığını, kibre kapıldığını, paraya pula tamah ettiğini, millete tepeden baktığını, sanki onlar efendiymiş biz de onların hizmetçisiymişiz gibi davrandıklarını gördükçe tekrar Saadete döndüm yüzümü.oyum kim ne derse desin millet ittifakına.millet ittifakından kim çıkarsa cumhurbaşkanlığında da ona oy vereceğim.ister temel reisimiz ister akşener ister ince çıksın oy vereceğim.hayatımda belki ilk defa belki de chpli birine oy vermiş olacağım ama hiç umrumda değil.bunu okuyan akpliler hemen yafta yapıştıracak fetöcü diye.hemen cevap veriyim; sizi gidi işbirlikçiler sizi.dün fetö ile koyun koyuna yatarken bugün milleti fetöcülükle suçlarsınız öyle mi? hadi oradan hadi oradan.

Yanıtla . 30Beğen 13 Haziran 12:15
03

Kadir Çolak - Teşekkürler... birilerinin gerçekleri yazabilmeli he güzel bir şey ...

Yanıtla . 17Beğen 13 Haziran 10:55
02

Ayşegül - Mükemmel bir yazı kaleme almışsınız tebrikler

Yanıtla . 24Beğen 13 Haziran 10:23
01

Erdem - dün arkadaşlar ile konuştuğumuz konular ve yaptığımız analizler aynısını bazen aynı cümleler ile kaleme alınmış bir yazı. aklın yolu bir. Allah razı olsun.

Yanıtla . 24Beğen 13 Haziran 10:01

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?