Gizle

Ey Ümmet-i Muhammed! “O Halde Allah’a Koşun!”

Geçen yazımıza, yani, “Ey Ümmet-i Muhammed! Bu Gidiş Nereye?” başlıklı yazımıza, kaldığımız yerden devam edelim: Bütün Ümmet-i Muhammed’e, yani, can u gönülden “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedü’r-resûlullah!” diyen herkese karşı kalbimde büyük bir sevgi ve şefkat hissi var. Beş vakit namazda klişe hâline gelmiş duam şöyle: “Ya Rabbi! Ümmet-i Muhammed’in günahlarını affeyle. Kur’an’a ve Sünnet-i Resûlullah’a sımsıkı sarılmalarını ve dinini hâkim kılmak için cihat etmelerini nasip eyle! İslâm’ı ve Kur’ân’ı yeryüzünde hâkim eyle! Bize de o günleri göster ve bunun için çalışma şerefine nail eyle!”

Ümmet-i Muhammed olarak, Allah-u Teâlânın bizlere bahşettiği en büyük nimet olan İslâm dinini yeniden keşfetmek zamanı. Ramazan-ı şerifi fırsat bilerek, Kur’ân’ımıza sarılalım. Hem okuyalım, hem anlayalım, hem de tıpkı 1400 senedir o kahraman ecdadımızın ve şanlı büyüklerimizin yaptıkları gibi, Kur’an-ı Azimüşşân’ın hakikatlerini yeryüzüne hâkim kılmaya çalışalım. Şimdi, “Fefirrû  ilellâh!” (O halde Allah’a koşun!) deme zamanı. Bakınız Zâriyat Suresi’nin 50. ayet-i kerimesinde mealen ne buyruluyor: “O halde Allah’a koşun. Çünkü ben, sizi O’ndan açık bir şekilde korkutuyorum.” Peygamber Efendimizin (A.S.M.) lisanıyla yapılan bu çağrıda, net bir hedef belirlenmiş. “Allah’a koşmak”tan murat; “Allah’ın dinine koşmak; ‘yap!’ dediğini yapmak, ‘yapma!’ dediğini yapmamak; Allah’ın hükümlerini hâkim kılmaya çalışmak ve tâğutları reddetmek”tir. “O’ndan açık bir şekilde korkutuyorum”dan murat, “takvaya davet”tir. Allah-u Aşimüşşan’ın çizmiş olduğu hududu tecavüz edenler, bunun cezasını göreceklerdir. Hem bu dünyada, hem de ahiret yurdunda…

Rabbimizin (C.C.) mağfireti sonsuzdur. Ayet-i kerimede, “Ve seri’û ilâ mağfiretin min Rabbiküm” buyruluyor. Al-i İmran Suresi’nin 133. ayetine mealen bakalım: “Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”

Allah-u Azimüşşân bizi, “Vallâhu yed’û ilâ dârü’s-selâm” buyurarak, “Dârü’sselâm” olan “cennet’e” davet ediyor. Yunus Suresi’nin 25. ayet-i kerimesine mealen bakalım: “Allah kullarını selam yurduna (cennete) çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.”

Bize düşen, Allah’a hakkıyla kul olmaktır. Gerçek manada “Abdullah” olana bütün kâinat musahhardır. Çünkü Allah-u Azimüşşân, kendisine gerçek kullukta bulunanları “yeryüzünün halifesi” kılmıştır. Evet, yapacağımız şey, son derece net; Allah-u Teâlâya hakkıyla kul olacağız ve dua edeceğiz. Bunu yapmayacak olursak, Allah’ın yanında hiçbir değerimiz olmaz. Furkan Suresi’nin 77. ayetine mealen bakalım: “(Resulüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!”  

Mümin ve Müslim olan; 1) Tâğutu reddeder, 2) Allah’ın dinine bütünüyle iman eder, 3) Allah’ın hükümlerinin hâkimiyeti için çalışır, 4) Vazifesinin yalnız ve yalnız Sırat-ı Müstakimde yürümek ve Allah için cihat etmek olduğuna inanır, 5) Allah’tan başka güç ve kudret sahibi kimse olmadığına inanır, 6) “Lâ ğalibe illâllah” der, 7) Asla gevşeklik göstermeden, İslâm düşmanlarından korkmadan çalışır, neticede Hakk’ın ve hakikatin galip geleceğine inanır. Bakınız Rabbimiz Al-i İmran Suresi’nin 139. ayet-i kerimesinde ne buyuruyor: “Gevşeklik göstermeyin; üzüntüye kapılmayın. Eğer kalpten inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” Müslüman, Celâleddin Harzemşâh gibi, mücahit ve mütevekkil olur. Müşrik Moğollarla zorlu bir mücadeleye girişen Celâleddin Harzemşâh’a, adamları, “Hünkârım siz muzaffer olacaksınız!” deyince, onlara şu ibretli cevabı vermişti: “Benim vazifem, Allah yolunda cihat etmektir. Galip edip etmemek, Allah’ın işidir. Ben vazifemi yaparım, vazife-i İlâhiyeye karışmam!” İşte Müslüman böyle olmalı. Şimdi yarım yamalak değil, tam olarak Allah’a dönmek, koşmak, yani Allah’ın dinine sarılmak ve o hakikatlere koşmak zamanı. Öyleyse ne duruyoruz?!..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?