Reklamı Kapat

Ramazan Stajı

 İnsanoğlu olarak bir işi rutine bağladığımız, onu yapmayı artık hayatımızın sıradan bir işi haline getirdiğimiz zaman taşıdığı kıymeti göremez ve bizim için ne kadar değerli olduğunu idrak edemez hale geliriz. Artık o işle bütünleşmiş olduğumuz ve yaşamaya alıştığımızdan heyecanımızı yitirmişizdir. Şüphe yok ki rutinleşmiş, monoton bir hale gelmiş bu işlerden birisi de Ramazan’dır...

Evet, bir Ramazan daha geldi çattı. Çoğumuzun külfet olarak gördüğü, “Bu sıcakta nasıl oruç tutulacak?” hezeyanları ettiği, Ramazanı yalnızca, tüm gün hiçbir şey yemeden içmeden akşama kadar açlığa tahammül etme olarak nitelendirdiği bir Ramazan... Heyecanımızı yitirdiğimiz, saymakla bitmez faziletlerini göremez hale geldiğimiz, aslından fersah fersah uzaklaştığımız, kendimizce oluşturduğumuz ritüellerle geçirdiğimiz bir Ramazan... Efendimiz aleyhisselatü vesselâmın, “Ona ulaşıp da mağfiret bulamayanın burnu yere sürtülsün”(1) dediği, “Kim tam bir imanla ve ecrini Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa onun geçmiş ve gelecek günahları affolunur”(2) müjdesini verdiği, “Üç kişinin duası reddolunmaz: Adil imam, iftarı yapıncaya kadar oruçlu ve mazlum”(3) diyerek Ramazan boyunca oruçlu olanlar için ilahî kapıların sonuna kadar açık olduğuna dikkat çektiği Ramazan...

Daha önümüzde günler varken bizim de Ramazanı karşılamak, yitirdiğimiz heyecanı yeniden yakalamak için yapmamız gereken şeyler vardır. İlkin yapmamız gereken şey, yaklaşan bu ayın, hayatımız boyunca başımıza gelecek en büyük mucize, maddeten ve manen bizi arındıracak en güzel temizlik kaynağı olduğunu yeniden hatırlamak, unutmuş olma ihtimalimize karşı Ramazan ile ilgili hadis ve ayetleri okuyarak kalbimizi coşturmak olmalıdır. İbni Mace’den okuduğumuz, bir sahabenin şehit olarak öldüğü, bir başka sahabenin ondan bir yıl sonra vefat ettiği ve bu iki sahabeyi rüyasında gören bir sahabenin bir yıl sonra vefat edenin, şehid olarak Rabbine kavuşandan daha güzel bir yerde olduğunu rüyasında görmesi üzerine bu durumu Efendimize sorması, “Nasıl olur da şehid olandan daha iyi bir yerde olur?” diyerek şaşkınlığını dile getirmesi, Allah Resulü aleyhisselatü vesselâmın da, “Çünkü o hayatında bir Ramazan daha görmüştür” şeklinde cevap verdiği bir hadis-i şerif, Ramazanın kıymetini anlamamıza ve hiçbir anını, hiçbir dakikasını, gecesini, gündüzünü boşa geçirmek istemeyip dopdolu bir ay yaşamamıza sebep olacaktır...

Ramazan coşkusunu kalbimizin doruklarına taşıdıktan sonra yapmamız gereken, belki aylarca elimizi sürmediğimiz, gönlümüzü ve kulağımızı onunla şenlendirmediğimiz, kitaplığımızın üst raflarında dekor olarak bulundurduğumuz Kur’an’ımızla barışmak olmalıdır. Çünkü Ramazan Kur’an ayıdır. Okuyarak, dinleyerek, ezberleyerek tüm ay boyunca içimize sindirmemiz, evlerimizden dalga dalga Kur’an sesleri yükselmesi gereken bir aydır. Sahabe-i kiramın, Ramazan’ı, yoğunlaştırılmış Kur’an ayı olarak yaşadığını hatta kendilerine sorulan, “Sahur ve sabah namazı arasında ne kadar zaman geçmesi lazım?” sorusuna verdikleri, “Elli ayet okuyacak kadar”(4) cevabıyla Kur’an’la ne denli hemhal olduklarını hatırlamamız, bize de şimdiden, daha Ramazan gelmeden Kur’an’ımızla barışma ve kuşaklaşma heyecanını yaşatacaktır...

Kur’an’a sarıldıktan sonra yapmamız gereken şey ciddi bir temizlik olmalıdır. Kalbimizde, zihnimizde, kulağımız ve gözümüzde yıl boyunca biriken kirleri arındırmak, kirli bir şekilde karşılamamız durumunda hakkını vererek bu güzel ayı idrak edemeyeceğimizi bilmek olmalıdır. Bunun için yapacağımız şey de bellidir: Kesin bir şekilde bize dışarıdan virüs taşıyan kanalları kesmek!

Kötü seslerin, gıybetin, dedikodunun veya dünyaya daldırıp başka âlemlere götüren müziğin tellerini tamamen koparıp kulağımıza girmesini engellemek ve ilahî sesler için kulağımızı hazırlamak... İster gerçek hayatta olsun ister sanal âlemde, her türlü zararlı, yıpratıcı, maneviyattan uzaklaştırıcı, kir ve pas bırakacak görüntü kaynaklarını tamamen kurutarak, hem göz kapaklarımızı hem de ekranlarımızı kapatıp gözümüzü olağanüstü güzelliklere hazırlamak... İçimizden atamadığımız haset, kin, nefret, asabiyet, suizan ve her türlü kuruntuyu temizleyerek kötü düşünceye, kötü hisse, karanlık ve bunalıma sürükleyecek her türlü yola geçişimizi yasaklamak, bizi olumsuzluğa sevk edecek insanlarla, gruplarlarla, iletişim kaynaklarıyla veya uğraşlarla ilişiğimizi keserek kalbimizi sağlama almak ve tertemiz gönle Ramazan’ı sığdırmak olmalıdır...

Tüm bunlarla eş zamanlı yürütülmesi gereken bir başka önemli işimiz de midemizi Ramazan’a hazırlamak, yıl boyunca ne bulduysak yolladığımız ve kimi zaman iflas etme noktasına getirdiğimiz midemizi dinlendirme, boşaltma ve rahatlatma olmalıdır. Midelerimizin, hazırlıksız yakalandığı bir Ramazan’da zorlanacağını, bizi diğer ibadetlerimizden zevk alamaz hale getireceğini bilerek, saatlerce aç ve susuz kalacak midemizi şimdiden, henüz biraz daha zaman varken hazırlamak ve terbiye etmek olmalıdır...

Evet, bunlar “Ramazan stajı” olarak da adlandırabileceğimiz hazırlıklardır ve lezzetli bir Ramazan, mağfiret dolu bir son için bir an evvel hazırlıklara başlanmalıdır...

Kaynaklar:

(1) Buhârî, el-edebu’l-müfred- 1419/1998, Riyad- 1/338.

(2) Buhârî, İman 28, Savm 6; Müslim, Sıyam 203, Müsafirîn.

(3) İbni Mace-Tirmizi.

(4) Buhârî, Savm 19, 11 232-233.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Bbs - Ramazan ayına beni bu denli hazır hissettiren bir yazı....

Söyleyecek söz yok.

Allah razı olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 03 Mayıs 02:32

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?