Kıymet Bilmek

Her insanın ilk pişmanlığı ve belki de en çok “keşke”lerine neden olan şey zamandır. Bu yüzden çoğunlukla nedamet ifade ederken ya da bir diğerine tavsiye verirken “zamanın kıymetini bilmek” noktasında bütünleşir, bütün iç geçirmeler. Zaman, insanoğlunun kıymetini en çok bilmediği iki şeyden biri olarak ifade edilmiştir. Bugün hız çağında zamana sanki bir kıymet biçiliyormuş gibi ancak işin aslı pek de öyle görünmüyor çünkü insanı daha çok dağıtan meselenin özünden uzaklaştırıp zamanı bir geçiştirme, hep bir aceleye veya yetişememe noktasına getiren bir duruma sokuyor. Aslında insanın “unutkanlığı” üzerine kurulmuş, zihinsel dağınıklık ve yoğunlaşamama gibi iki öncü belirti ile zamanın çoğunu kaybettirmeye yönelik bir kurgusal çerçevede yaşıyor insan. Yaşadığı bu çerçevede aslında büyük boşluklar barındırmasına rağmen doluymuş gibi yapay bir hisler silsilesi ile geçici hazların geçiş töreni görülür.

Çünkü bu çağ yaşanmaktan çok görülmeye ve görünmeye dönüktür. Gördükleri ile tatmin olması istenen insan, göremediklerini ise hissetme ve hayal etme platolarında yeniden üretilen yaşanmışlık hissini bir nebze yaşatan kurgusallıkları yaşıyor. Daha çok kırılıyor, daha çok eziliyor, daha çok inciniyor ama hepine karşı sanki bağışıklık kazanmış gibi hareket ediyor. Bir türlü zihinsel bir bütünlük kurmasına imkân tanınmıyor.  Kim bilir belki de “hayatlar ve hayaller” diye başlayan o hayal kırıklığının derin trajedisi böyle bir imrenme ve uzaklık halinin bir yansımasıdır. Bunu da ironiye vurarak işin içinden çıkmaya çalışılıyor. Ancak ne kadar bastırılsa da bu çağ bir hayal kırıklıkları ve keşkeler çağı olmaya aday gibi görünüyor.   Güncel yanılgılar, anlık kaygılar, kronik vehimler, sabit kararlar ve karşıtlıklar insanın anlık tercihlerini belirliyor. Dolayısı ile sabiteleri etkileyecek her karar verdirici etki kekremsi bir haz ve büyük yoksunluklarından kapısını aralıyor. Onun için vaatler ile gerçekler örtüşmese de alıcı bulabiliyor.

İnsanın bir dakikalığına da olsa kendi kendine kalıp, kendini duymasına, dinlemesine izin verilmiyor. Çünkü bir kez aslında “gerçekte ne oluyor, nereye gidiyor, nerede duracak ve ben neredeyim, gerçekte ne istiyorum, elimde olan ne” diye sormaya başlasa birçok şey yerinden oynayacak lakin insanı bu noktaya getirecek bütün yollar tıkalı. Nitekim insan değiştirme kabiliyetini, etki etme gücünü kaybettikten sonra bir şeylerin farkına varır gibi oluyor, lakin çoğu insan kendine yediremediği için keşkilerine sarılarak uyku modunda ve de istikrarlı bir şekilde hayatına devam ediyor. Geriye kalan az bir grup ise ah, vah ediyor lakin zamanın kıymetini bilemediği için artık atıl hale gelmiş ve de pişmanlık ifadesinin genel manada bir kıymeti kalmamış olduğundan dövünmesi sadece dizlerine zarar veriyor.

Bu yaşadığımız zaman uçup gittiğinde bizde “eğer bana bir geri dönüş olsaydı” noktasına gelip durmuşsak demek ki dönüp yeniden iyiyi, güzeli, faydalıyı hâkim kılma imkânını yitirmiş ve dönüşün temennisini ifade etsek bile nihai manada kaybedenlerden olmuşuz demektir. Bugün iyilikleri ve güzellikleri temenniden öteye geçirebilecek kudreti olan herkesin kulaklarında sürekli çınlaması gereken “insan hüsrandadır” ilahi hatırlatmasıdır. Öyle ki dar bir zamana yemin edilmesinden de anlaşılacağı gibi dünya hayatı geçici ve oyalayıcıdır. Onun dışına çıkabilenlerin ise “hakkı ve sabrı tavsiye edebilenler” olduğu ifade ediliyor. Heyhat! Şimdi yaygara vakti. Keşkilerin en çok unutulduğu, zihinlerin çalan müziklerden, çıkan belli belirsiz seslerden yorgun düştüğü zamanların içinden geçiyoruz. Aslında bunlar, en çok hatırlamaya ve doğru karar verip zamanı kıymetlendirmeye ihtiyaç duyulan zamanlar; onun için zaman kıymetli, tabi kıymet bilene. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ                                                                      

“Ne çok. / Ölü Düşün var senin./ Kırık Dökük

Gerçeklerin üşüşünce düşüncene.

Ne çok. / Canlı Acın var senin.

Bölük pörçük./ Gerçeklerin inince içine.”

(Oruç Aruoba)

Not: Bu hafta Levent Güneş ismine denk geldim. Yetenekli bir müzisyen olduğu belli… “Mardin Dağları”nı yorumlayışı çok güzel, dilerseniz bir kulak verin. Enstrümantal çalışması  “mah ve şer” deki performansı da oldukça etkileyici diyebilirim.

 

Bize Kadar:

1- İsmet Özel: “Görünürdeki dost ihtimali azaldığında veya tamamen kaybolduğunda, görülemeyen, henüz görünmemiş dosta ihtiyacın şiddeti yükseliyor” der.

2- Nietzsche, “Bir genç en kesin şekilde kendisiyle aynı düşünenlere, farklı düşünenlerden fazla saygı göstermesini öğrenerek bozulur” demiş, şimdi etrafımıza baktığımızda söz ete kemiğe bürünmüş gibi duruyor.

3- T.S Eliot, “Bu dünyaya verilen zararların yarısı kendini önemli hissetmek isteyen insanlar tarafından verilir” der, katılmamak elde değil.

4- Murathan Mungan, Harita Metot Defteri’nde: “Ne de olsa hepimizin hayatı geride bıraktığımız belirsiz olasılıkların boşluğunu taşır” der.

5- Eğer biraz nefes almak istersen Hasan Ali Toptaş’ın “Ölü zaman gezginleri” kitabını okuyabilirsin.

Dağarcık

“Hayatın soylu değerlerinin, barışın, bağımsızlığımızın, sahip bulunduğumuz hakların, hayatımızı anlamlı kılan her şeyin bir avuç bağnazın çılgınlığına kurban edildiği dönemlerde insanoğlu için bütün sorunlar tek bir soruda odaklaşır: Nasıl özgür kalabilirim?”

(Stefan Zweig’den tadımlık)

TEKKE

“Aslında bir pencere, bizi dünyadan, bir hapishanenin duvarına göre daha fazla ayırır. Hayata baka baka sonunda unuturuz onu.” (E.M. Cioran’dan tadımlık)

Bir Lahza

“-Eğer yaşamak için çalışıyorsan neden çalışarak ölüyorsun?” (TheGood, TheBadandTheUgly / İyi, Kötü ve Çirkin’den -1966)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?