Reklamı Kapat

Nerede duruyorsun?

Geçtiğimiz hafta çocuk kanalında yayınlanan bir çizgi filmin konusu hayli dikkatimi çekti. Serinin, yaklaşık on dakika süren bir bölümüydü. Çiftlikte yaşayan hayvanların başından geçen maceraları anlatan çizgi filmde, karakterlerden birinin her zaman aynı işi yapmaktan sıkıldığı gerekçesiyle görevini bırakmak istediğini söylemesi üzerine hayvanlar arasında bir görev değişimi yapılıyordu. Horoz yıllardır başarıyla sürdürdüğü habercilik ve sabahları hayvanları uyandırma görevini bırakıp tarla sürme vazifesine geçiyordu. Uçarak hayvanlar arasında iletişimi sağlayan serçe ile toprağın altını işleyip yeraltındaki değişiklikleri haber veren köstebek görevini değiştiriyordu. Aşçı olan sincap görevini bıraktığı için tarlaya tohum eken tavşan mutfak vazifesine atılıyordu. Kısaca, çiftlikte yaşayan tüm hayvanlar görevlerini birbirleriyle değiş tokuş ediyorlardı. Fakat kısa süre içinde tüm işler birbirine girerek düzen bozuldu. Çiftlik alt üst olmuştu. Sabahları kimse vaktinde uyanamıyor, tarlalar sürülüp ekinler toplanamıyor, mutfakta yemek pişmiyor, haberleşme sağlanamıyordu. Herkes görevini bıraktığı ve hiç alışık olmadığı başka vazifelere talip olduğu için her şey birbirine giriyor ve çiftlik savaş alanına dönüyordu.

Bu sadece hayali bir çizgi filmdi. Elbette evren ve içindekilerin bir işleyişi ve her birinin olağanüstü başarıyla sürdürdüğü bir vazifesi vardı. Var edilişlerinden beridir gezegenlerin, galaksilerin, güneş sisteminin, yıldızların ve uzayda bizim görebildiğimiz göremediğimiz her şeyin durması gereken bir yer, yapması gereken bir görev vardı. Bir gün adına ne güneş, “Ben görevimi bırakıyorum” ne de ay, “Ben yerimden ayrılıyorum”  diyebilirdi. Yeryüzü tanzim edileli beridir dağların, denizlerin, bulutların,  ağaçların, bitki ve meyvelerin, okyanusların, göllerin, yer küreyi oluşturan her bir şeyin kalması gereken bir zemini ve sürdürmesi gereken bir vazifesi vardı. Bir gün adına ne dağlar, “Durmaktan sıkıldık” deyip yerlerinden ayrılabildi ne de nehirler okyanuslara akmaktan vazgeçebildi. Gökyüzünde uçan, denizler içinde yüzen ve karada yürüyen büyük, küçük milyonlarca canlı vardı. Ama bir gün adına ne yunus balıkları, “Hep yüzüyorum” diyerek gökyüzüne çıkabildi ne de kartallar, “Uçmaktan yoruldum” deyip suda yaşayabildi.

Hayvanların görevi ayrıydı. Bitkilerin, gezegenlerin, insanların ve meleklerin görevleri de ayrı. Kimse bir başkasının vazifesine göz dikmez, kimse görev yerini terk etmezdi. Güneşin bir milim daha uzağında olsaydık donacağımız, bir milim daha yakınında olsaydık da yanıp kavrulacağımız bu dünyada her şey yerli yerince tanzim edilmiş ve herkese görevi tam bir şekilde verilmişti. Eğer canlı veya cansız varlıkların görevini sürdürmeyi bırakma, dinlenme ya da bir an olsun duraksama hakkı olsaydı, ne yaşadığımız dünyada ne evrende ve ne de arşta bu nizam olmaz, kaos ortamı oluşur ve çizgi filmdeki gibi işler birbirine girerdi. Sonuç olarak kimse durması gereken yerde durmadığı ve yapması gereken işi yapmadığı için işleyiş sürmez, hayat felç olurdu. Oysa bu, yalnızca kıyamet günü, bir sefere mahsus yaşanacak olan bir durumdu...

Peki ya bizim dünyamızda? Bizim dünyalarımızda düzen neden bozuk? Koskoca evren, galaksiler, yeryüzü ve gökyüzü içindekiler muazzam şekilde işliyor da bizim küçücük evlerimizin içinde neden bir türlü nizam sağlanamıyor? Neden hep kavgalar, dövüşler, gerginlikler oluyor? Neden anne çocuğuyla, oğlu babasıyla, karı kocasıyla, koca karısıyla didişerek yaşıyor? Neden evi terk etmeler, soluğu dışarıda almalar, ayrı eve çıkmalar, boşanmalar artıyor? Neden, “Acısıyla tatlısıyla” diyerek adım attığımız ve ömürlük olacağına inandığımız bir hayat paylaşılamıyor? Ne oluyor da bu denli kızgınlıklar oluyor? Ne oluyor da işler böyle sarpa sarıyor? “Seninle cennete bile gitmem” sonuna, ne oluyor da geliyor insan?..

Peki, ya toplumumuzda, ya devlet kademelerimizde, okullarımızda, kamu alanlarımızda neden işler tıkır tıkır değil de takır tukur gidiyor? Neden işler, işlemler hep yarım kalıyor? Neden herkes görevini savsaklıyor?..

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki dünyamızda düzenin bozulması, kaos ortamının oluşması ve yaşadığımız gerginlikler, stresler, sıkıntılar veya evlerimizin içindeki bunalımlarımız, küskünlük, kızgınlık ve hazin sonlarımız, kimsenin durması gerektiği yeri bilmemesi, herkesin birbirinin işine müdahale etmesinden kaynaklanmaktadır. Erkeğin evin reisi gibi durmaması, eş ise evine, çocuklarına ve eşine gereken özeni gösterememesi, oğul ise üzerine düşen sorumlulukları yerine getirememesi...

Kadının evinde durmaması, evinin hanımı çocuklarının anası, kocasının huzur ve sekinet kaynağı olarak kalmayı eksiklik görüp kendini dışarı atması...

Çocukların haddini ve sınırını bilemeyip durması gereken, hem Rabbi hemde anne babası tarafından çizilen yerlerde duramaması, asi ve dik başlıklılığı bir artı olarak görmesi...

Dolayısıyla toplumu toplum yapan her bir bireyin hatta küçücük çocukların, bebeklerin bile yerini ve görevini terk ederek başkaca alanlara talip olması yüzünden, her geçen gün ülkemiz daha bozuk, daha batık, daha ahlaksız, daha yaşanmaz bir hale geliyor. Kimse yerini beğenmediği, kimse olması gereken yerde, olması gereken zamanda olmadığı için ne evlerimiz içinde ve ne de kamuya ait olan yerlerde zerrece huzur kalmadı.

“Katlanmak zorunda değilim” furyası genç yaşlı, kadın erkek herkesi sardığı ve kimse bir diğerine ne saygı ne sabır ve ne de tahammül gösterdiği için kime sorsak, “Mutsuzum” diyeceği bir sebebi çıkar oldu.

Oysa hepimiz yerimizde dursaydık, başka hayatlara, bize cazip gösterilen başka dünyalara göz dikmeseydik, kadınsak da erkeksek de anneysek de babaysak da evlatsak da Kur’an’ın ve sünnetin bize biçtiği rolü hakkıyla üstlenseydik hepimiz mutlu olacak, hepimiz huzur bulacaktık. Böylece evlerimizden başlayan huzur dalga dalga tüm toplumu ve dünyayı saracaktı. Sadece yerimizde durabilseydik dünya bu denli kirlenmeyecek, dünyayı güzellik kurtaracaktı...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?