Biz bu dünyaya sonuç almaya gelmedik!

Türkiye yeni bir seçim sath-ı mailine girdi. Yumruklar sıkılı avurtlar şişirilmiş durumda. Kimsenin gözü kimseyi görmüyor. Ne dostluğun kıymeti ne de hakikatin hatırı var. Varsa yoksa savunduğumuz siyasi düşüncenin yekdiğerine galebe çalması. Savunduğunuz şeyin doğruluğunun pek kıymeti yok, yeter ki haklı olduğunuzu bir şekilde kalabalıklara anlatın. Bunun adına politika deniyor ne yazık ki. Saatlerimizi bu politik saate ayarlamış durumdayız. Sosyal medyada farklı siyasi partilerin trolleri arasında ağza alınmayacak hakaretler uçuşuyor. Düşünsel yakınlıkları amcaoğlu, teyzekızı mesabesinde olanlar bu tahkir yarışında önde gidiyor. Sanki bir daha hiç birbirinin yüzüne bakmayacaklarmış gibi. Kardeşlik ve dostluklar kaygan bir zemin üzerinde seyrediyor. Ayıpları saklama ahlakından ayıp aramak için sokak sokak dolaşmaya çıkılan bir sürece doğru gidiyoruz ne yazık ki. Siyasi süreçler şöyle ya da böyle gelip geçer, lakin skor için kırdığımız kalpler, tahrip ettiğimiz yürekler kalır geriye. Hiç onarılmaz yaralar açıyoruz birbirimiz üzerinde. Biz bu dünyaya sonuç almaya gelmedik, yapıp ettiklerimizden hesap vermeye geldik. Keşke siyaset için birbirimizi ezip geçercesine gösterdiğimiz gayreti hakikatin ikamesi için gösterebilsek. Yıkma değil yapma, bozma değil tamir, yaralama değil tedavi için didinsek. Ah keşke!

SONUNDA ÖLÜMÜ DE ÖZELLEŞTİRDİK!

Şu yaşa geldim, her türden çok kitap okudum, en az rastladığım kitaplar hep ölüme dair oldu. Ölüm üzerine tez hazırlayan, doktorasını ölüm üzerine yapan hiç kimseye rastlamadım. Vardır elbet, ama ben görmedim.

Paneller, sempozyumlar, bianeller, konferanslar yapılır her türlü konuda, ben ölüme dair olanına hiç rastlamadım. Şimdi kalkıp ‘ölümün kendisi zaten hatiptir’ diyeceğinizi biliyorum.  İyi de birisi kalksın hiç olmazsa ‘ölümde hitabet sanatı’ kısmını işlesin. Niye acaba? Dinleyeni az olur diye mi? Kitap olsa, okuyanı olmaz diye mi? Her gün çeşitli vesilelerle kendini gündemde tutan ölümü hayatımızdan atabilmemiz mümkün değil. Ama onu bir oldubittiye-öldü bitti gibi- getirmek de hiç anlaşılır bir şey değil. Öldü, demekle biten bir şey değil ki ölüm olayı. Öyle eskisi gibi mezarlıklar da hatırlatmıyor insana ölümü. Tam tersi göre göre alışıyor ve kanıksıyoruz. Ölümü özelleştiriyoruz sanki. Herkesin kişisel meselesi imiş gibi yanımızdan yöremizden uzak tutuyoruz.

Yaklaşmak istese bile izin vermiyoruz. Ajanslara düşen ilginçlikleri ve de çeşitlilikleri ile bilgilendiğimiz piyasası olmayan bir malumattır artık ölüm. Din üzerine konuşmaların ana ekseni, ekonomi, kadın meselesi, helaller haramlar ve de daha çok teorisiyle yetindiğimiz ahlâk kurallarıdır. Bu ciddi(!) konuların içerisine ölüm dâhil değildir. Öte dünyadan kopuk biçimde bu meselelere yaklaştığımız için hiçbir söküğümüzü doğru düzgün dikemiyoruz. Dünya ahiretin tarlasıdır, ahiret dünyanın geçim kapısı değil!

MUSTAFA ÖZEL’İN KALEMİNDEN ROMAN DİLİYLE SİYASET

Mustafa Özel’i bilirsiniz. Kendisi esaslı, sohbeti güzel, yazdıkları sadra şifa bir insan. Eski tabirle ‘müellif’. Kalple kafayı telif ediyor. Sosyal bilimlerle fen ve matematik gibi bilimleri ülfet ettiriyor aynı zamanda. Birkaç gündür onun elimden düşüremediğim ‘Roman Diliyle Siyaset’ kitabını okuyorum. Aslında siyaseti bağırmak çağırmak ve de sonuç almak şeklinde görmeye alışkın olanlara tam tavsiyelik bir kitap bu. Türedi zenginlerinin romanından Apartman beylerinin tazı payına kadar daha birçok şeyi Mustafa Özel’in tatlı üslubuyla okuyabilirsiniz. Kemal Tahir, Robert Musil, A.Mithat Efendi, Filibeli Ahmet Hilmi, Sabahattin Ali, Jules Verne gibi daha pek çok romancı ve yazarın yazdıklarının siyasete uzanan dallarını okuyucu rahatlıkla uzanabilsin diye eğiyor. Şiirle düşünmek diye bir şey var biliyoruz, Mustafa Özel’le birlikte romanla düşünmek diye bir şeyin daha olduğunu öğrendik. Toplumbilim yorgun ve yaşlı, şimdi romanbilim diye bir şey var. İçinde hikâye ve romanlardan kesitler, Türk ve dünya şiirinden dizeler yer alan bir iktisat kitabı okudunuz mu hiç? Mustafa Özel kitapları bu şaşkınlığınızı giderecek ve sizi hayatı daha bir yaşanılır kılan bu ihtimale yaklaştıracaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yusuf Topuz - Eyvallah hocam gayet ciddi ve bir o kadar elzem olan insanların ihtiyaci olan hayatı konuya ilişkin düşüncelerine katılıyorum. Allah razı olsun.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 26 Nisan 10:35


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?