Reklamı Kapat

Duyguları olmakla duygusal hareket etmek aynı şey değildir

Duygularımız var. Duyularımız var. Bir de aklımız var. İslam dini, aklımızı kullanmayı emretmiştir ve bu yüzden zaten din, aklı olana hitap eder.

Peki, nedir bu akıl? Akıl; duygu, düşünce ve duyulardan başka bir şey midir? Ya da akıl sadece düşünmek midir? Aklın; bilme, yapma ve isteme gücü olduğunu; ayrıca aklın belli bir şey değil de bir sistem olduğunu ifade etmiş idik.

Bu yazımızda, insanın bir özelliği olan duygular üzerinde duracağız.

1. Öncelikle insanın, bir bütün olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yani insan, ruh ve bedenden oluşan bir sistemdir. Bedenin de birbirinden farklı fonksiyonları vardır. Tıpkı bir bina gibi. Bu sistemlerden birisi bile eksik olduğunda, bütünlük bozulur ve dolayısıyla insan da eksik olur.

2. Ruhun da farklı fonksiyonları vardır. Arzular, duygular, şuur, düşünme, sezgi, hayal ve vehim/sanı gibi. Bu durum da ruh da bir sistemdir ve bu sayılan özelliklerin hepsi, bu sistemin çalışması için gereklidir. Yanlış veya gerçeğe aykırı düşünce olan vehim bile, aklın çalışması için zorunludur. Zira insan, vehim sayesinde soyutlama yapar. Mesela insanın düşünme yeteneği de bilmeme ve unutmaya dayalıdır. İnsan her şeyi bilse veya hata etme payı olmasa, düşünmeye de gerek kalmazdı. Bu yüzden kâinatta olduğu gibi insanda da her türlü fonksiyon gerekli ve zorunludur.

3. Bu anlamda duygularımız da gereklidir ve duygular, asli özellikleri itibariyle iyi ya da kötü değillerdir. Duyguları kullanan insan, kullanma usulüne göre duyguları olumlu ya da olumsuz yapar.

4. Duygularımız, gereklidir ve olumlu olarak kullanıldığında faydalıdır. Örneğin öfke duygumuz sayesinde sahip olduğumuz şeyleri korur ve kıskanırız. Mesela hâkim, öfkesi sayesinde adalet ile hükmeder. Öfkesi olmayan bir hâkim, suçluya gereğinden fazla merhamet edecektir. Hırs da olumlu olarak kullanıldığında gereklidir. Hırsı olmayan bir tüccar ya da siyasetçi, başarılı olamaz. Arzularımız da gereklidir; aksi halde dünya hayatı devam etmez. İnsan, sevmediği ve kendine ait görmediği bir şeyi de koruyamaz. Şu halde bütün duygular, yerinde ve olumlu olarak kullanıldıklarında yararlı ve hatta gereklidirler.

5. Duygularımız, bizim için birer veri kaynağı ve şahit/bilirkişidirler. Fakat “hâkim”, akıl olmalıdır. Aksi halde aklımızla değil duygularımızla hareket ederiz. Şu halde duygusuz insan, insan olmanın temel vasıflarını kaybedecektir. Diğer taraftan sadece duygularına göre hareket eden insan da insan olmanın gereğini yerine getirmeyecek ve “duygusal” davranacaktır.

6. Peki, akılla hareket etmek nedir? Dahası akıl, bu sayılanlardan başka bir şey midir veya aklın, duyular ve duygular ile düşünce haricinde başka bir bilgi kaynağı mı vardır? İnsanın bilme ve yapma melekesi olan aklı, özetle, “meselelere küllî olarak bakma” şeklinde tarif edebiliriz. Küllî olarak bakmanın şartlarını özetlemek gerekirse;

 Meselelere tarafsız olarak yani yukardan bakmak. Veya bir başka ifade ile olayları, zaman ve kişilerden soyutlayarak yorumlamak. Mesela bir olayı kendimiz ya da sevdiğimiz veya düşman olduğumuz birine kıyasla ele alırsak, adil olmamız zorlaşacaktır. Fakat meseleyi, hiç tanımadığımız kişilerle alakalı olarak ele alırsak daha tarafsız ve sağlıklı bakma imkânımız olacaktır.

 Bir meseleyi, tek yönlü değil de her yönüyle ele almak.

• Bir meseleyi, diğer bütün meselelerle birlikte bir bütün olarak düşünmek. Örneğin para, sadece altın ya da alışverişle değil; tüm dünyadaki ekonomik sistemle alakalı bir durumdur.

 Meselelere uç noktalardan değil de zıt uçları görerek orta yoldan bakmak ki buna adalet veya insaf diyoruz. Yani olaylara ne aşırı öfkeyle ne de öfkesiz ya da ne gereğinden fazla sevgi ne de gereksiz nefretle değil de itidalli bakabilmek. “Merhametten maraz doğar” (adalet ve sorumluluk olan yerde merhamet ya da gereğinden fazla merhamet kastedilmektedir) veya “öfkeyle kalkan, zararla oturur” gibi atasözleri, bu konu ile alakalı örnek verilebilir.

 Meseleleri, sadece zamana göre değil tüm zamanları örnek alarak değerlendirmek.

 Yine meseleleri kendine göre ya da anlık düşüncelere göre değil külli kaidelere ve usule göre değerlendirmek. Bu son şart önemlidir. Olaylara konjonktürel yaklaşanların düşünceleri, şartlara ve kişilere göre değişir. Oysa meseleye ilkeden bakan kimsenin düşüncesi asla değişmez. Böyle bir kimse, olayları daha sağlık değerlendirme ve daha uzak sonuçları görme imkânına sahiptir.

7. “Gereğinden fazla” ve “gereksiz olan”dan kastımız, “adalete aykırı olmak”tır. Adalet ise şunlarla olur:

 Ana esaslara uygun olmak.

 Sorumlulukları yerine getirmek.

 Haklara engel olmamak.

 Ölçülü olmak.

 Yerinde ve zamanında olmak yani şartlara ve kişiye uygun olmak. Bu durumda ana esaslara aykırı olan, ölçüsüz olan, hak ve sorumlulukların ifasına engel olan, şartlara ve kişiye uygun olmayan tüm davranışlar ve kararlar, gereksiz ya da gereğinden fazla yani zulüm olacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019-2020 Cemil Usta Sezonu Süper Lig şampiyonu sizce kim olur?