Reklamı Kapat

Aslında o gün satılmıştı

“Hürriyet satıldı!” manşetlerine diğer gazetelerin, bir yorumla da biz katkıda bulunmalıydık.

Bu ülkede cereyan eden olayların doğru teşhis ve analizini yapan Milli Görüş insanlarının kanaatleri çok daha önemlidir. Tarihin sayfalarında kayda geçirmek, nesillerimizin sağlıklı gelmesi için elzemdir.

O kişinin tanıtımını “hocaefendi” diye yapan ve bizden daha çağdaş ilanına da imza atan  ve büyük ortaklardan bir küçük hisse kapmaya çalışan o gazete ile bir problemimiz yok. Milli Gazete’de bir süre bulunması dolayısıyla plaketlerleödüllendirmişliğimiz de vardır patronunu.

Mesele şu: Bugün kendisi ve uşakları bu ülke toprağına basması yasaklanmış olan o kişi, o gün o konuşmayı kendi planından bir parça olarak mı yaptı, dahası adı görünen o gazeteye de bu başlığı attırmasının bedeli ne idi? Sorularının doğru sayacağımız cevapları olmalıdır.

Bir papazın sol görüntüsündeki o kişi, neden kendi adına basılan ahir zaman gazetelerinde göstermedi o başlığı, ya da tercihi neden bu gazete?

Tv’lerine çıktığı ve o konuşmayı yaptığı kartel, Abdülhamit Han’a gösterdikleri tahammülsüzlüğü güncellemek istediler. Ortakları, acele yok dedi, sizler ve bizler ayrı ayrı testler uygulamalıyız, bu ülkenin müslümanlarına. İşinizi ben mi öğreteceğim bir deneyin hele.

En önemli icraatları “Erbakan Arabistan’a” manşetini atmaktı, Hürriyet’e. Türk’ün testle imtihanı için... Hatırlamayan var mı?

Uyuşturucu işine bulaşmış veya gayri meşru işlerde bulunmuş bir vatandaşımıza, ilgili devletin ceza verme hakkına saldıran kartel, yardım için hükumetin ilgili bakanının, büyükelçiliğimizin devreye girmesini istemiyor.

“Erbakan Arabistan’a”

Sen Burada olmazsan, biz muradımız üzere at oynatacağız. Hem biz “Erbakan Arabistan’a”  diyerek, buraya ait olmadığın algısını oluşturuyoruz genç beyinlerin bilinç altında. Derenin taşlarını kullanma hakkı bizim, derenin kuşlarını katliam hakkı da…

“Gitsinler gitsinler!”

Bu manşetini de unutmuyoruz Hürriyet’in. Erbakan’ın gidebileceği ihtimalini, önceki başlıklarıyla, şeytanın aklına taş düşürme eylemine dönüştüren Hürriyet, bugün FETÖ diye sıfatlanan o ortağına tüm adamlarını ve TV kanallarını vererek yapmıştı son vuruşunu.

Hürriyet Gazetesi’nin başlıklarında kronolojik sıra önemli değildir. Hani işlevine tav olur ya Balansçılar... Hangi algıyı hazırlanmışsa halk, başlıkları o yöndedir.

“Gerekirse silah bile kullanırız!”

İhtilalcilerin geleneğinde olmayan bu durum, sindirmeye yönelik değilse nedir?

Ordu, silahı düşmana kullanır ise ve silah kullanılacaklar ülke içinde yaşayan ülke vatandaşları ise, herkes kendini düşman sayılmamaya ayarlasın, demek değil midir bu tehdit?

“Gerekirse silah bile kullanırız!”

Yeni bir İhtilali bekleyin. Bu ihtilal silah kullanılan bir ihtilal olacaktır. O gün geldiğinde şaşkınlık yaşamayın. Silah kullanılan o kişileri de hak eden düşman bilir.

Bugün FETÖ sıfatı verilen kartelin o günkü ortağı, karteli, 15 Temmuz için böyle hazırlıyordu. Çünkü emindiler, yeni ihtilalin silah kullanılmadan yapılamayacağından.

Geçtiğimiz pazartesi akşamı, satılan TV kanalında program yapan meşhur “Devşirme”, satıcı patronunun arkasını toplamaya durmuştu.

Diyordu ki: “1999 yılında herkes FETÖ’yü bir dinî cemaat olarak biliyordu.”

Devamını dinlemedim. Karşısındaki okuma ve hafıza özürlü insanların bir itirazı oldu mu, onu da önemsemem. Büyük yalan diyeceğim bu ve benzeri cümlelerle girişilen Ak’lamalara dikkatinizi çekmek istiyorum.

Kartelin 1997’de hükümete karşı kullandığı o malum teşkilatı, 1999 yılına bir dini cemaat olarak taşımasının gayesi olmalı.

Bu ülkede hangi dini cemaat, kartel ile ortaklık kurmuştur? Yahut o dini cemaat denilenler, günü geldiğinde bir ortakları da kartel olabilir özelliğiyle mi oluşturulmuştu?

Bu ülkede dini cemaat diye adlandırılanların önde gelenleri, mesela damatlarını filan, en fazla Demirel’in partisinden milletvekili yaparlardı. Ki onların da kartelle bir bağları hiç olmamıştı.

Yan destekli küçük ortaklara rağmen 15 Temmuz’u başaramayan büyük ortaklardan biri de mal varlığını satarak terk ederken meydanı, kaybettiğini ve bu ülkede bir daha ihtilal organize edemeyeceğini kabul etmiş oluyor. Böyle okuyalım.

Kirli eller vermişse kirli eller almıştır

Ülkemizin baş gazetecilerinden Mehmet Barlas (26.03.2018 tarihli Sabah gazetesi Yeni Dünya’nın eskisinden farkı sınırsız şeffaflıktır) Özallı anılarından bir demet sunuyor okuyucularına.

Davos’ta, Özal’ın yanındayken ziyaretçisi gazete patronları ve yazarlarının ne istediklerini sormuş. Özal’da bir bir anlatmış. Hürriyet’in Erol Simavi’sinin zarar eden sigorta şirketini devlete satmak istemesini ve Sabah’çı Zafer Mutlu’ya Emlak Bankası reklamlarının tahsisini...

Yıllarca “ besleme basın” diye anlatmaya çalıştık insanlarımıza bu gazeteleri. Lakin ünlü yazarları itiraz ederek, resmi ilanlarla ayakta durmaya çalışan gazetelerimize yapıştırmak istediler bu sıfatı. Besleme basının yazarları da besleme olurdu zira.

“Belleğimde böyle sayısız anı var” diyen sayın Barlas’ın, Özal’a, bütün bunları sizden neyin karşılığında istediler sorusunu yöneltmesini de isterdik... Kim bilir belki de sormuştur.

Neyin karşılığında?

Devletin imkanları, devleti yönetenler tarafından neyin karşılığında “peşkeş çekilecek” ti, pardon “verilecek” ti?

Sayın Barlas yaymamıştır ama, olayı bilenler ve tanık olanlar, basın danışmanları filan, başkalarını da kışkırtmışlar mıdır acaba? Özal’dan onlar istediler, gidin siz de bir şeyler isteyin, diyerek....

İsteyene istediğini vererek iktidar olunduğunu Özal’ın bilmesini şimdi sorgulamanın dahi bir manası vardır. Fakat daha da önemlisi isteyenlerin, istediklerini alabileceklerini destekleyerek iktidar ettiklerini bilmek gücüne ermemizdir; bu tür ispatlı anılarla...

At, sahibine göre kişner demiş atalarımız.

Bir cümlesi de sayın Mehmet Barlas’ın, Aydın Doğan’ı kısa ve öz kayda aldırmak üstüne.

Merhum Özal, o günlerde Milliyetin sahibi olan günümüzün kartelci Aydın Doğan’ını, elde etmeyi kafasına koyduğunda bunu gerçekleştirmeden asla geri çekilmeyen biri diye anlatmış. Bu yakınmadan, merhum Özal’ın Aydın Doğan karşısında bir kaç kere mağlubiyet yaşadığı gerçeğini anlamamızın hiç bir mahsuru yoktur.

Dahası, şimdi burada insanın aklına o meşhur sahne geliyor. FETÖ işbirliği sonucu Refahyol’un istifa ettirilip, Mesut Yılmaz’a hükümet kurdurdukları günler. Hani şu atanmış başbakan Mesut Yılmaz’ı, elleri pijamasının ceplerinde karşıladığı ve ağırladığı mutlu, mesut anları Aydın Doğan’ın...

Türkiye’nin, Aydın Doğan’ın kafasına koyduğu o günleri yaşadığını bir daha hatırlattı sayın Mehmet Barlas...

Bizler bir ders çıkaralım diye.

Konu gazeteci anıları olursa, anlatılacaklar uc uca ulandığında, bir ucu ta Fizan’a varır. Şimdi yeridir diyerek bir tanesini de biz ekleyelim hafıza dağarcığımızdan.

Bugün yurt dışında olan gazete patronu çocuğun ünlü ve fakat “görünmez” babası anlatmıştı.

Özal’ın Arabistan’da olduğu bir Hac mevsimi. Hacı annesi de orada. Ben ise onları takipteyim. Kazancımı yükselteceğim bir konu var. Lakin Özal yanına yaklaştırmamakta beni. “Olmaz olmaz” diyor.

Hacı annesine gittim Özal’ın, ağladım. Senin oğlun dedim işte… Tamam dedi. Özal’a da ne istiyorsa vereceksin dedi. Olay bitmişti.

Bu gazeteci anısını şimdi okuyan herkese kendini imtihan etme fırsatı çıktı. Buna dikkat!

Oğlum devlet adamı, onun işlerine, yani devletin işlerine benim karışmam, müdahale etmem söz konusu olamaz. Hem Hürrem Sultan rolüne yatmış bir karısı varken… Ben, gelini ile yarışıyor dedirtmem kendime…

Normal şartlar altında, hacı anne Özal’ın böyle demesi gerektiğini hemen akıllarına düşürenler bahse konu imtihanı kazananlardır. Çıkarılacak dersler iki oldu usta! Biri yağlı olsun…

Kulağımıza “Çalınanlar”

“Sol medya”mızın didiklediği bir kitaptan, dolayısıyla bizim de haberimiz oldu. İslami gençliğin yazılmamış öyküleri anlatılmış, malzemenin bol olduğu 70’li yıllardan özellikle.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın MSP İstanbul İl Gençlik Kolları başkanı olduğu seçimi, bir röportajında anlatıyor, kendini baş organizatör ilan edenlerden biri.

İtirafının birkaç cümlesinin üstünden yapmak istiyoruz biz de analizimizi.

Yeni başkanın seçileceği günlerden bahsediyor: “İki aday var, birisi Mardinli Zülfikar isminde birisi. Uzun boylu, uzun sakallı ve sürekli şalvar giyinen bir arkadaş.”

Negatif düşünceli bir insan propagandasına böyle başlar, bilirim. Lakin hep karşı olduğum bu dil kullanımına buradan bir kez daha itiraz edeyim.

Mardinli derken bir olumluluk kastedilmediği açık. Zülfikar isminde birisi tanımı da önemsenmemesini vurgularken, kuvvetlendirici başka sıfatlar da sırada: Uzun boylu, uzun sakallı, sürekli şalvar giyinen..

Uzun boyluluk diğer adayın da özelliği ama, uzun sakallılığı böyle anlatmak güzel..

Anlatılan, Fakülteden benim sınıf arkadaşımdı. Sakallı idi ama uzun sakallı değildi. Boylu idi ama uzun değildi. Onu hiç şalvarlı görmedim. Varsa eğer, evinin dışında giymediğine de tanıklık edebilirim. Soyadı Zülfikar idi. Bitlisli idi. Kadıköy’de ikamet ediyordu ailesi ve okulları İstanbul’da okumuştu.

“Erdoğan talip değildir matlupdur. Biz kongreyi ona kazandıracağız.”

Bugün gölgelendiği ihtimaliyle hüzünlenen kazandırıcı organizatör, taktiğini de anlatıyor.

“Şevket vardı, 2 metrelik koca bir adam, bir tokatta bir adam devirir, onu kapıya koydum ve ben içeriye girdim. Şevket’e talimat verdim ve muhalif olan ilçelerin içeriye girmelerini engelledim.”

Hangi inancın gereği olarak böyle yaptığını sorgulamaya acele etmeyin. Devamı, daha iç yakıcıdır.

“Sandıklar açıldığında da kendim sandıkların başına geçerek sayımda aktif rol aldım. Hatırladığım kadarıyla 22 oyu cebime koydum ve Tayyip Erdoğan 2 fark ile kazanmış oldu.”

Aklınıza soru çalarak ülkemizin kaderiyle oynayanlar mı geldi sizin? Ben ayrıca bir başka siyasi seçimi hatırladım ki, bu tür kazandırmalar onlarla başladı düşüncem yerle bir oldu, bu itirafnameyi öğrendiğimde.

Semra Özal’a İstanbul il Başkanlığını aynı taktik ve oy çalmakla kazandırdığını, kendine  o olay dolayısıyla “otel ayısı” sıfatı veren Mustafa taşar merhum aynen böyle anlatmıştı.

Kazandırılan o ilk seçim üstünden prim yapmaya çalışanlara sitemlerini yollayarak, adının anılmamasına içerleyen kazandırıcı pazarlamacının “kahraman”lığını anlattık biz de, sayfamızın temiz kalmasına itina ettiğimizi gizlemeden..

Necati TUNCER

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?