Reklamı Kapat

Allah'ın ipine sarılın!

Son günlerde tartışılan, üniversitede başörtülü ateistlerin, İmam Hatiplerde deist kızların, dindar ailelerde farklı yolları tercih eden gençlerin artması, “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak” ayetini hatırlattı. Çünkü belaların her bir taraftan üzerimize yağdığı bu zamanda kendimizi korumak için yapılacak tek şey Allah’ın ipine sarılmaktı...

Ortaya atılan iddiaların, İmam Hatipler üzerinde oluşturulmaya çalışılan bir algı operasyonunu mu yahut dindar ailelerin içine endişe tohumları atmayı mı amaçladığı bilinmez ama etrafa göz gezdirdiğimiz, gençlerin yoğunlukta olduğu yerlere girip çıktığımız veya sokakta mikrofon uzatılan yeni nesle baktığımız zaman dikkatimizi iki şeyin çekmesi çok da zor olmuyor. Birincisi, toplumun büyük bölümünü oluşturan çoğunluktaki genç neslin gitgide dini değerlerden, ahlâk ve maneviyat çizgisinden uzaklaşması, dininin yalnızca kimlikte yazıyor olup yaşantısında dinle arasında mesafeler bulunması. İkincisi, az da olsa bir grup genç neslin, kızıyla erkeğiyle, tüm iffetiyle ve İslam’ın işaretlerini üzerlerinde taşıdığı tüm yönleriyle kalabalıklar arasında hissedilir derecede vücut bulması...

Yani bir yandan, bir grup insan ve özellikle de gençler rotasını şaşırırken, kendine özel alanlar belirleyip o alanlara kimseyi, Yaratıcısını dahi sokmamaya kararlı iken, diğer yandan da bir avuç insan “Allah ve Resulü ne emretti ise o!” çizgisinde kararlı bir şekilde yürümeye devam ediyor.

Bir grup insan, “En azından kimlikte Müslüman” bile diyemeyeceğimiz bir hale gelip ateist olduğunu, deizme ilgi duyduğunu açıkça söyler ve dini emirleri, ayet ve hadisleri sorgularken, bir grup insan da, “Daha fazla ne yapabilirim?” derdiyle gecesini gündüzüne katıyor.

Bir grup hanımefendi, “Benimle Allah arasındadır, önemli olan niyettir” veya “Maddi ya da manevi baskıdan dolayı değil, kendi isteğimle örtünmek istiyorum” gibi vicdan rahatlatmaları ile oldum olası alıştığımız görüntüsünü değiştirip tesettüründen vazgeçerken, bir grup gencecik kız, “Ne yaparak kendimi daha fazla gizleyebilirim?” diyerek tesettürünün sınırlarını genişletiyor.

Bir grup kız, “Sokakta ıslık çalarak ve sekerek yürümek istiyorum” diyerek buna izin vermediği gerekçesiyle İslam’dan vazgeçerken, bir grup kız da nefse ağır gelse de bu dünyada yapamadığı her şeyi sonsuz bir hayatta yapabileceği inancıyla, yüreği kıpır kıpır olarak yaşıyor.

Bir grup delikanlı lise, özellikle de üniversite hayatının getirdiği albenili faaliyetleri, kızlı erkekli karma ortamları, kız arkadaşı olmayanın ayıplandığı flört hayatını büyük bir fırsat olarak değerlendirip bulunduğu kaba göre şekil alıp okul amfilerine dini sokmamayı bir tercih meselesi olarak görürken kimi delikanlı gözünün ucuyla dahi harama bakmamak için insanüstü bir mücadele veriyor…

Oldukça fazla çoğaltabileceğimiz bu örnekler gösteriyor ki iki grup arasındaki mesafe gitgide açılıyor. Ve ister istemez Kur’an’da anlatılan kıssaları, helak olan kavimleri gözlerimizin önüne getiriyor. Hatırlayın ki kurtulan hep, o diğer grupla arasına mesafeler katacak kadar Allah’a katıksız bağlanan, Rabbinin çizdiği sınırların kendisi için en iyisi olduğuna gönülden inanan grup oluyor. Gemiyi inşa edenler de, gemiye binenler de kulakları patlatan korkunç uğultudan kurtulanlar da yeryüzünü yerle bir eden sarsıntıdan etkilenmeyenler de hep onlar oluyor. Çünkü onlar Allah’ın ipine sımsıkı sarılıyor...

Şimdi, “Dindar ailelerin çocukları arasında dinsizlik yayılıyor” şeklinde oluşturulmaya çalışılan mahalle baskısının ve hakikaten de etrafımızda, en yakınlarımızda bile örneğini görebileceğimiz kadar sıradanlaşan tavizlerin üzerimizde olumsuz etki bırakmaması için bizim de Allah’ın ipine sarılmamız gerekiyor. Bela ve musibetlerin çığ gibi üzerimize geldiği, maddeten ve manen yıpranmışlığın her geçen gün arttığı bu çağda, taze kalabilmek için Allah’ın ipine sarılmamız gerekiyor. Dini yaşamanın ve dinin emirlerine yerine getirmenin elde kor ateş tutmak kadar zor olduğu bu asırda Allah’ın ipine sarılmamız gerekiyor. Şöyle ucundan, alelade tuttuğumuz zaman bile kayıp gideceğimiz, düşüp şaşacağımız ve yolumuzu kaybedeceğimiz bunca dış etken varken, öyle alelade değil, ucundan kıyısından değil; sımsıkı tutmak, bir uçurumda elimize uzanan bir elmişçesine sarılmak, bırakırsak öleceğimizin bilinciyle bırakmamacasına kavramak gerekiyor.

Unutmamak gerekir ki üzerimizdeki baskının, içimizdeki imtihanın ve etrafımızda İslam’la uğraşan çirkefin bu denli artması da mukadderattandır. Rabbimiz gerçekten kendi dinine ve kullarına uzattığı ipine sımsıkı ve katıksız sarılanlarla o ipi şu veya bu sebeple salıverenleri veya öylesine, alıştığı gelenekler çerçevesinde tutanları ayırt etmek için imtihanı çetinleştiriyor. Bizimse imtihanın böylesine çetin olduğu bu zamanda zaten tek kuruluş ümidimiz olan o reçeteyi bırakma, sonsuz huzura götürecek o ipi salıverme lüksümüz yoktur!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?