Reklamı Kapat

Ey konjonktür sana çok şeyler söylemek isterdim ama müsait değilsin!

Bir haksızlığa uğruyorsunuz.

Haksızlık dedimse, öyle gözle görünmeyen cinsten bir şey değil.

Basbayağı göz önünde, taammüden uğranılan bir haksızlık.

Elinle düzelt demiyorum, biliyorum iki elin de dolu!

Bir sürü yük var kucağında, sana verilen ya da senin topladığın bir sürü şeyle ellerin kalabalık.

Dilinle düzelt de demiyorum, zira dilin de fazlasıyla meşgul!

Nasıl desem, dilini belli süreliğine kiraya vermiş gibisin.

Dilin savaşlar bitirmiyor, dilin savaş muhabiri gibi dünyayı dolaşıyor adeta.

Senin dilin sana kalsın ondan da bir şey beklediğim yok.

Hiç olmazsa buğz edebilirsin!

Yok, yok! Haksızlığa uğrayana değil, haksızlık yapana.

Hop hooop! Haksızlık yapana dedim, haksızlığa uğrayana çullanıyorsun sen!

Ah konjonktür, sen ne fena bir kelimesin öyle!

Dengeleri altüst ettin, surat asma hakkımızı bile elimizden aldın.

İmanın en zayıf noktasını bile halka yapıp boynumuza doladın.

Sadece elimiz ve dilimiz değil, suratımız da dolu!

Onu doğru bir yere asmak yerine yerlerde süründürüyoruz.

Zıplayıp geçiyoruz haksızlıkların üzerinden, dövülenin yanında olmak yanlış bir yere yatırım yapmak gibi geliyor insanlara.

Dövenin yanında yer almanın, dövenle ortak bir karede poz vermenin müthiş getirisi var.

Eline vurulup ekmeği alınan adamla fotoğraf çekilen birini gördünüz mü siz son zamanlarda?!

Tam tersini ben çok gördüm.

Zulmeden insanların bunu çok kibar, çok mistik ve janjanlı bir sunumla yaptıklarını görünce ne çok taraftarları oluyormuş meğerse.

Ah konjonktür seni bir elime geçirsem, sana ne yapacağımı çok iyi biliyorum.

Fakat ne yapacağımı burada söyleyemem, zira ne zaman söylemeye kalaksam hiç müsait olmuyorsun!

 

ŞİİR VE KABARTMA TOZU

Alaattin Karaca şairin sorumluluğu bağlamında esaslı bir soru sordu köşesinde: “Günümüzdeki şair ve yazarların çoğunun eserinde, o büyük öfke ya da neşve, dolayısıyla o kutsal itaat ve isyan neden yok? Yoksa yazarlarımız kendilerini ‘baygın meyvelerin lezzeti’ne mi kaptırdılar?”

Herkesten önce ben cevaplayayım, müsaadenizle:

Edebiyat bir üretim biçimine dönüştü. Yeni bir şey ortaya koymaktan ziyade var olandan çok sayıda üretmek ameliyesi edebiyat haline geldi. Duyarlık yazılanın önünde değil, arkasında seyrediyor. Edebiyatçı öfkesi de neşvesi de şiirin kabartma tozu mesabesinde.

‘Baygın meyvelerin lezzeti’ deyip geçmemek lazım. Sadece şiirin, hikâyenin değil, evlatlarımıza teklif ettiğimiz inanç sisteminin bile içini boşalttı. Meğerse çocuklarımıza din diye sunduğumuz elimizde sımsıkı tuttuğumuz kozalaktan başka bir şey değilmiş. Baygın meyvelerin lezzeti karşısında esrik ve bir o kadar eksiğiz.

Ana membadan kopuş hayatın bütün veçhelerinden kopuşun bir süreğidir. Bir edebi metnin üslubuna sirayet eden en belirgin tarafı samimiyetidir. Samimiyet kurduğu cümlenin hem önünde hem de arkasında olmaktır. Emek mahsulü bir hayattan kaynaklanmayan her ürün kabuğuyla var olma derdinin ötesine geçemeyecektir elbet. Diyeceğim o ki, o büyük öfke günlük hayat kavgasının tam ortasında kaybolup gitmiştir. Bir namlu gibi “öteki” kıldığı insana doğrultulmuş haldedir. Neşeye gelince, davranacak hali yok,  o hâlâ kepek sorunuyla baş etmeye çalışıyor.

DEİSTLER GEÇİDİ

Gençler son zamanlarda fevç fevç deizme kayıyormuş.

İmam Hatip Liseleri’nde bile son zamanların en büyük deizm patlaması yaşanıyormuş.

Aslında kapıda ateizm varmış, ama şimdi sezonu değilmiş.

Daha neler!

Kimsenin deist ya da ateist olduğu yok aslında.

Olup biteni yanlış ya da eksik okuma var.

İnsanların bir kısmı-özellikle gençler- din tartışmalarının tam ortasında kalmışlardır.

Filler tepinirken olan çimlere olmuştur yani.

Olup bitene bir isim koymak gerekirse ‘boşluk’ demek daha uygun.

Evet, gençlik derin bir boşluk içerisindedir bugün.

Sadece gençlik mi?

Orta yaşlılarımız ve ihtiyarlarımız da öyle. Fakat ihtiyarlarımız ve orta yaşlılarımız başa dönme cesaretine sahip olamadıkları için elindekiyle yetiniyor şimdilik. Zira yaşını başını almış birisi için boşluk fazlasıyla lüks bir şeydir.

Misyonerlerin amacı gençleri Hıristiyan yapmak değil, iki arada bir derede bırakmaktır.

Bugün tam da misyonerlerin bıraktığı yerdeyiz. Yerli misyonerlere devredilmiş bu iş.

Gençleri ne şu ne bu yapmak değil, hiçbir şeyle irtibatı ve bağı olmayan hedefsiz bireylere dönüştürmektir.

Bir tür Neo-Nihilizm de diyebilirsiniz siz buna. Bu boşluğu doldurmayı göze alamayanlar sadece mevcut manzaraya isim koymakla yetinirler. Hastayı muayene etmeden ona alelacele teşhis koyup ortalıktan sıvışıverirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

Hasan - "Meğerse çocuklarımıza din diye sunduğumuz elimizde sımsıkı tuttuğumuz kozalaktan başka bir şey değilmiş." bu cümleniz çok önemli. Acaba bizim din diye heyecanlandığımız şeyler eskiden neydi bir de o konuya değinseniz. "Kemalizm düşmanlığı" eskiden dindi bizim için. Bunun üzerine kuruyorduk felsefemizi. Mürsel abiye de o sebeple gidiyorduk belki. Şimdiyse fetö düşmanlığı din gibi sunuluyor ve baya bir heyecan yaratıyor ama bir şeyler yanlış ki yeterince taraftar bulamıyor. Deizm meselesine gelirsen insan din ararken aslında ahlak arayışındadır. Dindarların pespayeliğini gören gençler şunu diyor aslında din sadece ahlaktır. Ve doğru diyorlar bu çürümüşlüğe bakınca. Bazen benim de mescide giresim gelmiyor.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Nisan 12:24
02

iyildiz - "Kimsenin deist ya da ateist olduğu yok aslında"... diyorsun ya, sen öyle zannet kardeşim ama maalesef doğru... Çoğu bilinçli Deist de değil ama Deizmin kıskacındalar... Örnek; "ben de ALLAH c.c. ya inanıyorum"... Peki Müslüman mısın?... diye sorunca "eh, kem küm"... Ve İslam'a yoğun eleştiriler ve hatta hakarete varan sözler...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Nisan 14:38
01

İrfan - Muhterem üstad, ben deizm tehlikesi görmüyorum,en azından çevremde bulunan daha genç arkadaslarda hiç görmedim. Bana gündemi değiştirme çabası gibi geldi, ekonomi felaket durumda, enflasyon hiç de söylendiği gibi değil daha fazla. İssizlik almış başını gidiyor, çalışan ise koleden farksız,

Peygamber ve kitab reddi hiç görmedim, duymadım.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Nisan 07:29

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?