Eski baharlardan sonra

Etraf erken ısındı.

Ağaçlar çiçeklerini erken açtı.

Mevsimler rotasını şaşırdığından, kışı yaşamadan baharda bulduk kendimizi.

Fakat “her şey mevsiminde güzel” sözü ete kemiğe bürünmekte, bahar havası sanki bir erken doğum gibi fazla sağlıklı, eni boyu yerinde değil, biraz yazdan çaldığı sıcaklarla tam kıvamına gelmemiş, yerine oturmamış bir şaşkınlık var üzerinde. Mart’ta bastıran sıcaklar, “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” diyen eskilerin karlı manzaralarının bile hasretini duyurdu.

O erken çiçek açan ağaçlarında sağlığı fazla iyi değil, doktor bekleyen hasta gibi neşeleri yok, yaprakları cılız, meyvelerini verememekteler, dallarında güçsüzlük, kara benekler içindeler.

Fakat hassas insanları etkilese de bu erken bahar havası, çoğunluk mutlu; kıştan kurtuluş bayramı yapmakta çocuklar, yaşlılar, herkes. Yapılaşmadan azade yerlerde bir curcuna.

Yeşil çayırlarda kalabalık.

Eskiden sadece öğle sonraları piknik yaparken gördüğümüz ahalinin artık o kadar da sabrı yok. Kahvaltı kültürü bu kez çayır çimenlerde. Erkenden arabaları ile yola çıkan insanlar, İstanbul’un küresel ısınma ile tamamen ortadan kalkan kurumuş dereleri yanına halılarını serip semaverlerini yakıp ya da saclarını kurup, yufkalarını açıp kahvaltı etmekteler.

Her şey buraya kadar güzel de akşamüzeri o güzelim pastoral manzaralar çöpten geçilmemekte, o masum tabiat parçası hunharca katledilmiş, çay posaları, küller, kâğıtlar, atıklar her yana atılmış; çöp poşetleri yanlarında götürülmeyerek etrafa saçılmış, sanki talan edilmiş o şahika doğal alan.

Çocukluğumda hatırlıyorum, birinci boğaz köprüsü yapılmamıştı daha, Küçüksu Mesire Yeri Osmanlı’dan kalan hali ile sere serpe uzanır, tarihi ağaçlar yerli yerinde idi sonra köprüye kurban edilip kesildi o ağaçlar. Mahalleden komşu kadınlar telefonların olmadığı o günlerde, her biri bir yemeği üstlenip, öğlen sıcağından sonra kızartmalarını, sarma dolmalarını, böreklerini yapar, çaylarını alır bu mesire yerine gelir, ağaçların altına kilimlerini sererdi. Çocuklar küçücük bir lunapark olan atlıkarıncalara, sallanan sandallara binerlerdi. Anneler, plaj çok kalabalık olduğundan, henüz kenarına tesis yapılmamış sahilden çocukları denize sokarlardı.

Komşu kadınlar bir terapi merkezi gibi o nefis yeşil alanda sohbet ederler, yemeklerini yiyip, çaylarını içerler, ip atlarlar, top oynarlardı. Fakat akşam karanlığı basmadan toplandıklarında eşyaları ile birlikte çöplerini de itina ile alır, etrafta bir mendilin bile kalmamasına dikkat ederlerdi.

Şimdiki nesle ne oldu ki, akılları başları yerinde, onca özel üniversitenin açılmış olmasından muhtemelen eğitimliler fakat piknik yerlerinden Moğollar geçmiş gibi her yan talan edilmiş bir manzara arz etmekte.

Eskinin insanı eğitimsizdi, çoğu ilkokul mezunu bile değildi ve yokluk yılları idi, gelirleri de çok iyi değildi fakat iyi ailelerin terbiyeli bireyleri olduklarından, kendilerinden sonra oraya gelecekleri düşünüp, dahası çevre dostu olup, asla zarar vermezlerdi.

Bunun sebeplerini düşünürken, bahçeli ev kültürü bittiği için apartman geleneğinden gelen yeni jenerasyonun sıkıştığı beton kütleler arasından fırlayıp, yeşil alanla karşılaşması onda nasıl bir duygu oluşturuyorsa, nasıl barbar bir öç alma hırsı ile yaşadığı labirentten kurtulan fare gibi etrafına zarar vermeye yeminli sanki.

Eskinin eğitimsiz ama terbiyeli insanı zaten şebboylar, sardunyalar, begonyalar arasında, gecekondu da olsa bahçeli bir evde oturur, sabah kalktığında kahvaltısını cennet gibi bahçesinde, ağaçlarındaki bülbüllerin güzel nağmeleri eşliğinde, güller karanfillerle yoldaş bir ortamda yaptığından; bu zenginliğe her daim aşina olduğundan, Küçüksu ya da başka bir mesireye gittiğinde, etrafını evi gibi temizler, öyle bırakırdı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?