Reklamı Kapat

Bugün kaç kişi ölmüş!

İstatistikler... Can alıcı kurşunlar gibi gelmeye başladı bana. Cansız varlıklar için rakamsal değerlendirmeleri kabul edebilirim. Ekonomide, üretimde, ithalatta, ihracatta olabilir. Ya ölümler! Doğal seyreden süreçte hastalık sebebiyle rakamlara yansıyabilir belki. Ya öldürülenler. Ufak tefek cinayetlerden bahsetmiyorum. -Küçümsediğim için sanmayın. Olayın vahameti açısından önemli- Bir bomba düşüyor. Onlarca, yüzlerce insan hayatını kaybediyor. Sonuç; bir cümle. Hoyratça, kolayca kurulabilen bir cümle. İstatistik. Acıların çetelesini tutmak mümkün değil tabii.

Teknolojinin geldiği yer itibarı ile dünyanın artık çok küçük olduğunu söyleyebiliyoruz. Bunun bir fayda olduğunu da ifade ediyoruz. Haber almanın çetele tutmaktan başka bir sorumluluğu da olmalı diye düşünüyor insan.

Yer Afganistan. Yıllardır Amerikan işgalinden muzdarip. Her gün bir olay yaşanıyor. Hafta geçmiyor ki bir patlama haberi alıyoruz. Bize uzak değil yani. Yani anında orada ne olduysa biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir medreseye yağdı bombalar. Hafızlık icazet merasimine denk geldi. Tesadüf olduğuna inanmamızı bekliyorlar. Yüz tane çocuk hafız göçtü cennete. Katledildiler. Haber bültenlerinde pek yer almadı. Olağandı artık. Kimse Amerika’nın bölgede varlığını sorgulamadı. Medrese neden hedef seçildi diye sormadı. Orada nefes almak kaderlerine yazılmış insanların hayal kurma lükslerinin böylesine çalınmış olması rahatsız etmedi kimseyi. Sonrasını merak etmedi kimse. Kimse çocuğunun üzerine bomba yağmış bir anne, bir baba yerine koymadı kendisini. Empati dediğiniz kelimenin akademik makalelerin ihtiyacından öte bir işlevi yokmuş meğer. Tepkisizliğimizin de bir istatistik olduğunda habersiz yaşıyoruz aslında. Bu ölü halimizin yeni dünya düzeni içerisinde okunacak sosyolojik bir tarafı olduğu umurumuzda değil. Refleks göstermeye programlanmışız. Ölen sayısı artınca ünsiyet kurmakta zorlanıyoruz belki. Yüz ayrı çocuk, yüz ayrı cennet meyvesi, sevinçle kulağına ezan okunan yüz çocuk. Geceleri annelerini uykusuz bırakan, babalarının övüncü yüz çocuk. Arkadaşlarıyla oyunlar kuran, göğe uzun uzun bakan, yarına hayaller uçuran masum yüz çocuk! Yakmalıydı dünyayı tek başına bu ah. Ajanslar NATO ve Amerika’ya halel gelmesin diye Afgan hava kuvvetlerine ihale etse de saldırıyı, bu olay sonrası Amerika kelimesini her duyduğunda dişlerini sıkmayı başarmalıydı insan. Öfkelenmeyi becerebilmeliydi. Kendi yöneticilerinin gündemine girmiş mi diye merak kesilmeliydi. Gazetelerin sayfaları arasında haberleri aramalıydı. Vicdanını kaybetmemiş bir insan haberin kupürünü kesip asmalıydı duvara. İçimizden biri Müslümanlık iddiasını ispata çalışmalıydı…

Oysa hayat çok hızlı akıp geçiyor. Eskişehir’de dört akademisyenin vurulması Afganistan’da yüz çocuğun ölmesinden, Gazze’de Filistinlilerin üzerine kurşun yağmasından, Yemen’de bir çocuğun açlıktan ölmesinden, Arakan’da bir ailenin evinin içinde yakılmasından… cümleyi tamamlattırmayın bana işte. Bir acıya odaklanıp, yarayı sarana kadar ısrarcı olmamız gerekirken hızla uzaklaşıyoruz yanından acıların. Elimizde sadece istatistikler. Önceliklerimizi biz belirlemiyoruz nasıl olsa. Yansın bu dünya! Yandı da. Sessizliğimiz çığlıklarda boğuldu bence. Sessizliğimizin çetelesini tutan akıl dünya üzerinde istediği atı oynatabilir artık.

Ölen hep başkası nasıl olsa…

Kalbinizin sahibine emanet olun efendim (eğer hâlâ bir kalbiniz varsa)...

Eyvallah!!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Habeşli Bilal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?