Reklamı Kapat

Fabrika ayarlarına dönüş

Bir dostum, “Neden hep eksiklerimizi sayıyorsun, hiç mi iyi yanımız yok?” diye soranlara, “İhtiyaç listesine eksikler yazılır, elde olanlar yazılmaz” derdi. Bu minvalde çok eksiğimiz olduğunu ve bu küçük gibi görünen eksiklerin tıpkı şekeri olmayan kek misali bütünü etkileyeceğini bilerek kimilerine göre “klişe” gelecek olan, kimilerinin “yine mi?” diye itiraz edeceği bir takım ihtiyaç listesini gönüllerimize asma zamanımızın geldiğini düşünüyorum.

İki haftadır elimizden geldiğince hem devlet bazında ve hem de kendi iç dünyalarımızda yaşadığımız güncel İslam’ı analiz etmeye ve zaten aslında hepimizin bildiği, hissettiği bazı sıkıntıları dile getirmeye çalıştık. Teşhisi belirledikten sonra tedavi yöntemlerini de bulmamız gerekir elbette. Bunun için bazı hakikatleri bir kez daha dile getirmekte fayda vardır…

Güncellenmiş din ve farklı toplumlardan etkilenerek asimile olmuş inanış hastalığından kurtulmak için her şeyden evvel kendimizi cennette görecek, kendimizi Firdevs’te hayal edeceğiz. Cennetin en gözde mekânlarında, kimlerle olmak istiyorsak onlarla oturup muhabbet edişimizin hayallerini kuracağız. Gözlerimizi kapattığımızda gözümüzün önüne cennetimiz gelecek. Ne kadar hatamız, günahımız olursa olsun cennet bizim olacak! Efendimiz aleyhisselatüvesselamın, “Nasılsın?” sorusuna, “İyiyim ya Rasulallah, gerçek bir mümin olarak sabahladım. Kendimi arşı izlerken buldum, cennette arkadaşlarımla gördüm ve kâfirlerin cehennemde yandığını hissettim” cevabını veren Harise radiyallahüanh gibi düşlerimizde ve rüyalarımızda cenneti yaşayacağız.

Sonra rüya ve hayalden gerçeğe dönecek, kendimize bakacağız. Kurduğumuz düşleri gerçek hayata ne kadar aktarabildiğimizi soracağız kendimize. Bize doğruyu söyleyecek olan vicdanlarımıza kulak vereceğiz. Kaçmayacağız, üstünü örtmeyeceğiz hakikatlerin. Kendimizi kendimize anlatacağız. Bizi o hayallerimizi süsleyen cennetten uzaklaştıran sebepleri bulup çıkaracağız içimizin derinlerinden. Çıkarıp enine boyuna masaya yatıracak ve ölçeceğiz tartacağız bu sebepleri. Bu dünyada daldığımız günahların, Allah’a rağmen yapmaya devam ettiğimiz günahların bizi Allah’tan alıkoymasına, sonsuz güzelliklerden geride bırakmasına değmediğinin hesabını yapacağız.

İmanlarımızın ağırlığını ölçeceğiz sonra. En çok da burada zorlanacağız belki. Kendimizi, amelce bizden daha aşağı olanlara göre değil, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali radiyallahüanh’a, Asiye, Meryem, Hatice, Fatıma annelerimize göre ölçeceğiz. Bunu yapınca yüreğimiz sıkışacak biraz. Ama öylece bırakmayacağız. Boş vermeyecek, umutsuzluğa düşmeyeceğiz. “Sen kim onlar kim?” diyenler olacak bize. Belki de kendimiz diyeceğiz bunu kendimize. Ama aldırmayacağız bu söylenen söze. Eğer onlarla aynı cennette buluşmayı umut ediyorsak onlardan başka kimseyle kendimizi ölçemeyeceğimize ikna olacağız. Gözümüz hep yükseklerde olacak. Gözümüz hep cennette olduklarına şüphe etmediklerimizde olacak.

Aynı Allah’a iman ettiğimiz, aynı Peygamberin yolunu izlediğimiz, aynı Kitabı okuduğumuz pek çok insanla neden aynı tadı alamadığımızı, neden aynı frekansta buluşamadığımızı düşüneceğiz sonra. Onlar “Allah” dedikten sonra başka heceye dahi ihtiyaç duymamışken bizim bir yandan “Allah” deyip öte yandan ona alternatif onlarca cümle kurmamızdaki çarpıklığı açıklamaya çalışacağız. “Ama” dediğimiz sebeplerin listesini çıkaracak ve ömrümüzü bu ama’ları bitirmeye adayacağız. Belki bitmeyecek, belki ömrümüz yetmeyecek. Ama en azından bunun niyetini alarak binlerce ama ile huzuruna varmış da olsak Rabbimize samimiyetimizi sunacağız.

Biz çabalarken yeni amalar, yeni bahaneler, yeni güncellemeler eklenecek imanımıza. Şeytan söz verdiği gibi pes etmeden bizimle uğraşacak çünkü. “Senden kötüleri de var” diyecek. “Bu zamanda sen iyisin bile” diyecek. “Sen uğraşsan ne olacak, bu işlerin devlet eliyle düzeltilmesi lazım” diyecek. Ama ona değil cennete bakacağız. Cennet için durmadan çalışacağız. “Ya giremezsem” derdi ile uykularımızı böleceğiz. Rabbimiz bizi hep bir çabalama üzerinde bulacak. Melekler bizi hep imanımızın tadını yakalama gayreti içinde görecek.

Bulunduğumuz mekânların ve birlikte olduğumuz insanların röntgenini çıkaracak, bizi Allah’a mı yoksa dünyaya mı yaklaştırdığını analiz edeceğiz. Mümkün olduğunca yüreklendiren, heyecan veren, umut aşılayan insanlarla aynı havayı soluyacak, durmadan kınayan, yemeyip içmeyip eleştiren, bir tuğla dikmeyip mütemadiyen yıkan insanlardan ise fersah fersah kaçacağız.

Güncel İslam’a da İslam’ın güncelleştirilmesine de karşı çıkacak, asırlar önce inen vahiylere olduğu şekliyle sımsıkı sarılacağız. Kendi nefsimizden başladığımız temizlenme ve arınma işini etrafımıza yayarak en yakınlarımızdan başlamak üzere uyaracak ve hakiki ve gerçek İslam’ın yaşanılır hale gelmesi için yanlışlıkların karşısında dimdik duracağız.

Kolay olmayacak. Şeytan uğraşacak, nefis uğraşacak, çevre uğraşacak, sistem uğraşacak bizimle, biz mücadele ederken. Ama Rabbimiz hoşnut olacak verdiğimiz emekten. Her şeye, herkese ve çağın dayatmalarına rağmen dini eğip bükmediğimizi görünce vaad ettiği cennetini hazırlayacak bize. Arşının altında gölgelendirecek bizi. Üç ünlük dünyada O’nun için çabalamamızı, sonsuz bir dünya mükâfatıyla ödüllendirecek inşallah…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?