Reklamı Kapat

Modern dünyanın güncel klavuzu

Konuşmanın kolay, eylemde bulunmanın ise zor olduğu durumlar vardır. İnsan mahlûku olarak genelde rahatlıkla konuşur, birilerini eleştirir, bir şeyleri kınar fakat hareket zamanı bize geldiğinde aynı şeyleri, kızdığımız şekliyle yapma gafletine düşeriz. Karşılaştığımız olaylara dışarıdan bakmakla yetinir, “Acaba biz bu işin neresindeyiz?” diye sorma zahmetine girmeyiz.

Evet, geçtiğimiz günlerde hepimiz tarafından haklı olarak çok fazla tepki çeken İslam’ın güncelleştirilmesi bahsinde, “İslam asla güncelleştirilemez” diyenler olarak kendimize de bazı soruları sormamız gerektiğini düşünüyorum.

Haydi bakalım, ellerimizi vicdanlarımıza koyalım ve “Bizler, gerçekten Asr-ı Saadet zamanında inen Kur’an’ın hükümlerine göre mi hareket ediyoruz?” sorusuna samimiyetle cevap verelim. Hakikaten biz de hâlâ, Allah Resulünün etrafında kenetlenen ve Rableri ile Resulleri emrettiği zaman akan suları durduran o altın neslin sarıldığı İslam’a mı sarılıyoruz? Bizler de tüm hayatlarını kökünden değiştirecek hükümler bir bir geldiği zaman, bir kez bile, “Biz bu toplumda bunu yapamayız” demeyen insanların imanı gibi mi iman ediyoruz? Sahiden de 1400 yıl önce koyulan hükümlere zerrece dokunmadan, eğip bükmeden bu yüzyılda uyguluyor muyuz?

Diyelim ki devlet eliyle yapılan, kanunlarla değiştirilen hükümlere tüm itirazlarımıza, tüm tepkilerimize ve buğz etmelerimize rağmen müdahale edemiyoruz. Diyelim ki yargıda ve kamuda büyük ölçüde Allah’ın hükümleri ile hükmedemiyoruz. Peki, ya kendi hayatlarımızda, ya kendi evlerimizin içinde ne yapıyoruz? Rabbimizin sözü ve Efendimiz aleyhisselatü vesselâmın buyruklarına el değmeden, içine katkı maddesi eklemeden veya içinden bir şey çıkarmaya yeltenmeden uyabiliyor muyuz? Binlerce yıl önce inen İslam’ın değişmez kurallarına herhangi bir güncelleme getirmeden, azıcık da olsa kırpmaya ve çeşitli fetvalarla usulüne uydurmaya çalışmadan sarılabiliyor muyuz? Nefsimize zor gelen ya da hayat şartlarımızı zorlayan haramlar ve uyarılardan, “E ama bu zamanda şartlar değişti” demeden hassasiyetle sakınıyor muyuz?

Örneğin İslam’ın kadınları olarak çağın bize dayattığı eşitlik ve kadına hakkını verme safsatalarına aldanmadan Rabbimizin bize tanıdığı haklarla yetinebiliyor muyuz? Allah Resulü sallahu aleyhi vesellemin kadınlara mahsus, haram ve helallerini açıkça beyan eden hadislerini duyduğumuz zaman öcü görmüş gibi davranmadan ve “Hep kadınlara yükleniliyor” düşünceleriyle boğulmadan, “Emrin başım üstüne” diyebiliyor muyuz?

Müslüman erkekler olarak, faizi reel politik görenleri hunharca eleştirirken, kendimiz de, “Bu zamanda kredi kartsız olmuyor” deme gafletine düşmeden, faizin her türlüsünü reddediyor ve faize giden her yolu kapatıyor muyuz?

İslam’ın kadınları olarak İslam’ı güncelleştirme söylemlerine günlerce gecelerce buğz edip kızdığımız gibi “Ama zaman değişti, yol güvenliği var” güncellemesine aldırmadan yanımızda mahremiz olmadan yolculuk yapmayı reddedebiliyor muyuz?

Müslüman erkekler olarak, Allah Resulünün ümmetinin kadınlarının biatlerini musafaha etmeyip sınırları koruyarak aldığını ve O’nun ashabının, Resullerinin eşleri ile perde ardından konuştuğunu bildiğimiz gibi çalışma ortamlarımızda, akrabalar arasında ve hatta sosyal medya hesaplarımızda bile kadınlar ile lakayt sohbetlere girişmeden 14 asır önceki hassasiyeti gösteriyor muyuz?

İslam’ın kadınları olarak İslam’ın günümüze ve medeniyetlere göre değiştirilmesinin saçmalığını konuştuğumuz ve “İslam hiçbir medeniyetten etkilenmez” diye haykırdığımız gibi başka kavimlerden etkilenip doğum günlerimiz, yıldönümlerimiz veya sevgililer günü gibi uydurulmuş kutlamalardan etkilenmeyi ve “Bunda ne sakınca var canım?” diyerek dinimize eklemeyi de şiddetle reddediyor muyuz?

Müslüman erkekler olarak, “Müslüman erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar” ayetini günümüze göre güncellemeye uğraşmadan aynı ile kabul ediyor ve sokakta, okulda, işte veya elektronik ortamda harama bakmamaya karşı gereken hassasiyeti gösteriyor ve Nur 30’un ağırlığını her an gözlerimizde hissediyor muyuz?

İslam’ın kadınları olarak, “Evlerinde otursunlar” ayetini güncellemeden, bin bir çeşit bahane ile ve her fırsatta çiğnemeden olduğu gibi alıp kabul ediyor ve her ortamda kendimizi göstermeye çalışmaktan, sosyal medya hesaplarımızda gül cemallerimizi paylaşmaktan ayete ters düşeceği korkusuyla imtina ediyor muyuz?

Müslüman erkekler olarak, “Devir değişti” söylemlerine ve değişen çağa aldırmadan kadınlarımızı baş tacı yapıyor ve onların para kazanmasına ihtiyaç duyulmayacak şekilde evimizi geçindiriyor muyuz?

İslam’ın kadınları olarak eşlerimizin himayesinde olmamız gerektiği uyarılarını, zamanın kadınlarına bakarak yenileme gayretine girişmeden, çalışıp kendi özgürlüğünü kazanma ve kocasının eline bakmama derdi gütmeden, evimizin hanımı, çocuklarımızın annesi olmakla gururlanabiliyor muyuz?..

Evet, saymakla bitmeyecek, herkesin kendi hayatında rahatlıkla onlarcasını bulabileceği güncellemeler varken, “İslam güncellenemez” feryatları koparmak kolaydır. Eğer samimi isek hepimiz, kendimizi kayırmadan İslam’ın özüne dönmeli, 1400 yıl önce indiği halini kabul edip aksi yöndeki her türlü fetvadan, kırpmadan, boyamadan, bahane ve kıvırmadan vazgeçmeliyiz. Değilse yaptığımız şey, içten içe güncel bir İslam’ı yaşarken klavye başında mücahit kesilmekten başkası olmayacaktır!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?