Hayatlarını İslam’a hâkim kılanlar

Adam, heva ve hevesince yaşayıp gidiyor. Ölçü, kural tanımıyor. Dilediği yerden su içiyor, dilediği yeri kirletiyor… Meyve bahçesi görüyor, içeri giriyor, helal olmadığı halde, el uzatıyor insanların emeklerine.

Vicdan azabı dahi duymuyor yaptıklarından.

Sonra… İşlerini, yolunu, yordamını geleneklerinden getirdiği saiklerle yürütüyor.

Çarşıya çıkıyor… Pala bıyıklı kardeşimiz önde, elinde tespihi, taranmış saçlarıyla, caddeyi adımlıyor… Arkasından, bir metre arkasından hanımı geliyor, çarşaf içinde.

Haramın bin bir türlüsüne bulaşmış… Nefsine haramı helal kılıyor… Hanımı az olsun konuşmaya başlayınca, kişiliğini gösterince şiddete başvurmayı ödev sayıyor… Kendisine, kendi nefsine helal kıldığı birçok hususu, hanımına, kızına haram kılabiliyor.

Bu gücü nerden alıyor dersiniz? Yerel kültürden.

Hac farzını yerine getirmek için Mekke’ye vardığımda yüreğim büyümüştü… Kâbe’ye doğru kıldığım ilk namazda, daha sonra fark edecektim sağımda duranın bir Nijeryalı bayan kardeşimiz olduğunu… Mekke’nin iklimi değişik.

Sonra, arka sokaklara vardığımda, Arap kültürünün izlerini ve hâkimiyetini gördüm.

Birçok alanda, Arap kültürü, yerel alışkanlıklar baskındı… Açık dükkânlara vardığımda, çalışanların birçoğu, yoksul Müslüman ülkelerin insanlarıydı.

Dükkân sahipleri nerede? Diye sorduğumda, every time every sleep, demişlerdi.

Dil alışkanlığıyla söylenmiş bu sözlerde tembellik ve uyuşukluk gözleniyordu… Kadın, hayatın içinde yoktu.

Kendilerine rol biçenler, kendilerini bir yere taşıma niyetinde olanlar, en kestirme yerden, sohbeti kesif bir çorbadan, millete laf salatası sunuyorlar, oradan gelecek devşiriyorlar hanelerine.

Anlayışlarını, vardıkları bazı bilgi kırıntılarını İslam diye anlayan zavallılar, sadece kendilerine kötülük etmiyorlar, bütün Müslümanların şahsiyetlerine çamur atıyorlar.

Kadını ve erkeği, izzetli yaşar Müslümanların.

Allah’a karşı sorumlulukları açısından kadının ve erkeğin yükümlülükleri, sadece şartlar ve zemin açısından farklıdır… Birey olarak müsavidirler.

Hâl böyle iken, yerel kültürlerini ve anlayışlarını, İslam diye anlatmaya başlayan yaratıkların, zihin ve vicdan dünyamızda açtıkları yaralar büyüktür.

Sözlü kültür hala toplumumuzda hâkimdir. Yazılı kültür geleneği Müslüman topluluklarda oluşamadı.

Kimi televizyonlarda, şaklabanlık yapan nice din tacirini görünce insanın dengesi bozuluyor… Adam, cahil insanları sermaye yapmış kendine… Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor onlarla. Acıma, merhamet yok adamda.

Televizyondan satış yapıyor durmadan… Bunu yaparken de, inancı öne çıkarıyor… Söyledikleri sözlerin çoğu İslam dışı.

Adamın İslam’dan, İslam hukukundan, İslam tarihinden, sahabe hayatından… İcmadan, kıyastan haberi yok… Ahkâm kesip duruyor. Söyledikleri, kendi izanı, kendi kıt kafası.

Garip Müslümanlar, bunlara adam yerine koyup, İslam’ı bu cahillerden öğrenmeye kalkışınca, ortalık toz dumana boğuluyor.

İslam’ı hayatına hâkim kılmak yerine, hastalıklı hayatını İslam’a hâkim kılmaya çalışıyorlar cahiller, zalimler. Buradan da kendilerine istikbal devşiriyorlar.

Ama bu zavallılar bilmiyorlar ki, Kur’an Allah’ın koruması altındadır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Remzi Çayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?