Gizle

Afrin Harekâtı’nı durdurmalıymışız!

AVRUPA Parlamentosu Genel Kurulu’nda Türkiye’nin AfrinHarekâtı’nı durdurması yönünde bir tasarı kabul edilmiş. Halbuki ABD ile AB üyesi ülkelerde yıllardan beri Suriye’de çatışmalarda birlikte taraf olarak bulunuyorlar. ABD’nin birtakım örgütleri silahlandırdığı yetmiyormuş gibi, teröristleri eğitiyorlar. Buna karşılık Türkiye kısa süreliğine Fırat Kalkanı operasyonu ile Suriye’de arazide oldu, şimdi de Zeytin Dalı Operasyonu ile arazide terör örgütlerini temizliyor. Yani Türkiye kendisine yönelik tehditleri yok ediyor. Böyle olunca ABD’nin Zeytin Dalı Harekâtı’nınAfrin’den sonraki Münbiç bölümünde Türkiye’ye tek başına operasyon yapmamasını, terör örgütünü birlikte temizlemeyi teklif etmiş olması ile aslında Avrupa Parlamentosu’nun “AfrinHarekâtı’nı durdur” tasarısı arasında fazlaca bir fark yok. Bir bakıma Türkiye’ye karşı ortak harekâtın içindeler.

Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği tasarının gerekçesi üzerinde durmanın anlamı yok. Çünkü tasarıda ve tasarının müzakereleri sırasında ileri sürülen iddiaların hemen hepsi hayali ve taraflı. Çünkü aynen ABD gibi AB ülkeleri de terör örgütlerine destek veriyor, militanlarına kucak açıyorlar. Diyebiliriz ki, Suriye’de Haçlı ittifakı kol kola yürüyor. Bu kol kola yürüyüş arazide olduğu gibi diplomaside de uygulanıyor. Aslında hiçbir bağlayıcılığı olmayan Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği tasarı üzerinde durmaya bile değmeyebilir. Ancak terör örgütlerine psikolojik destek anlamına geldiği için bu gerçeği de vurgulamak gerekiyor. Bir de elbette bu vesileyle Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’in, karar ile ilgili yaptığı, “Vizyonsuz ve cahilane bir karar” değerlendirmesi var ki, bu değerlendirmenin ardından AB ile ilişkilerimizin hâlâ niçin gözden geçirilmediği ve AB kapısında beklemekten niçin vazgeçmediğimiz sorusunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Elbette bu soruyu açıklığa kavuşturmak bizden çok AK Parti iktidarına düşüyor. Mademki, Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karar vizyonsuz ve cahilanedir öyle ise böyle bir kararı alanlarla niçin hâlâ birlikte olmak için çırpınıyoruz? Bu sorunun cevabını insanımızın bilme hakkı yok mu?

Bu noktada ABD’nin görevden alınan Dışişleri Bakanı Tillerson ile yürütülen görüşmelerin ardından Münbiç konusunda ortak bir yol haritası üzerinde mutabakata varıldığı belirtilmişti. Daha sonra da bu ortak yol haritasının Münbiç’in emniyetinin ABD ile birlikte sağlanacağı şeklinde olduğu medyaya yansımıştı. Bir bakıma ABD’nin, Münbiç’e yerleştirdiği ve silahlandırdığı terör örgütü militanlarını oradan çekmeye söz verdiği belirtiliyordu. Bunlar medyaya yansıdığı ilk günden aklıma ABD’nin yeni bir oyun peşinde olduğu gelmişti. Bu oyunun özünü ise ABD birlikte hareket ettiği YPG/PKK militanlarını Münbiç’ten kendi araçları ile çıkartarak bir başka yere taşıyacak, böyle olunca terör örgütü gerek Irak ve Suriye gerek Türkiye’ye yönelik eylemlerini yeni yerleştirileceği alandan yürütecek anlamına geliyordu.

Ne var ki, 19 Mart tarihinde ABD ve Türkiye Dışişleri Bakanları ve heyetlerinin katılımı ile yapılması planlanan toplantı eski dışişleri bakanının görevden alınması ve yerine yenisinin atanması ile iptal edildi. Yani ilk toplantıda sağlanmış mutabakat bu şekilde iptal edilmiş oldu. Her ne kadar Çavuşoğlu, “ABD ile ilişkilerimiz şahıslarla bağımlı değildir” dese de, yapılması kararlaştırılmış toplantının iptali ilişkilerin şahıslarla da yakından ilgili olduğunu gösteriyor.

Ortaya çıkan manzara gösteriyor ki, ABD ve AB ortak bir harekâtın içindeler, birbirlerine destek veriyorlar. Kısacası Haçlı İttifakı Türkiye ve İslam dünyası söz konusu olduğunda ortak cephe oluşturmakta zorlanmıyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?