Gizle

Saadet’in adalet ve iç barış vurgusu

Bismillahirrahmanirrahim;

Ülkemizin ciddi bir sınavdan geçtiği, herkesin 3. Dünya Savaşı’nı konuştuğu bir atmosferde, Saadet Partisi sorumluluğunun gereği olarak “adalet” ve “toplumsal barış”ı öne çıkarıyor. Adalet mekanizmasına güvensizliğin yüzde 85’e yükselmesi; savaş ve sıkıntı günlerinin vazgeçilmezi olan “iç barış ihtiyacı”, dikkatlerin Saadet Partisi’ne yönelmesine yol açtı.

Saadet Partisi, baştan beri kamplaştırıcı politikadan uzak durdu. Milletimizin tamamını kucaklayan bir siyaset izledi. Çünkü “sağ-sol”; “doğu-batı”; “evet-hayır” gibi kamplaştırıcı politikalar toplumsal barışa büyük darbe vurdu. Saadet Partisi sorumlu siyaset anlayışı gereği bütünleştirici ve kucaklayıcı bir üslubu benimsedi.

Hükümetin yanlışlarını “samimi” ve “dostça” hatırlattı. Kesinlikle “şahsiyet” yapmadı. İlkeler üzerinden hareket etti; “yapıcı” davrandı. İşte Bilge Başkan’ın onurlu duruşu: “Biz iktidarın yanlışını söylemezsek dost olamayız. Kimse kusura bakmasın! Her şeye ‘evet’ diyene ‘yalaka’ denir. Biz onu yapamayız.”

Siyasi sistem şahıslara göre değil; Türkiye’nin bekası dikkate alınarak düzenlenmeli. İcraatlar da öyle! İcraat yapmak elbette hükümetin yetkisinde! Hükümet, özellikle milli meselelerde halkın temsilcisi durumundaki siyasi partilerle fikir alış verişi yapmalı. Muhalefet olmazsa hükümetler yanlışlarını göremezler. Türkiye, iyi niyet, samimiyet, sağlıklı iletişim ve uzlaşı ile düzlüğe çıkar.

Saadet Partisi’nin etki gücü; özgül ağırlığının yüksekliği topluma sunduğu sağlıklı çözümlerden ileri geliyor. Madde ve mana dengesini iyi kurmuş olmasından.

TÜRKİYE HEPİMİZİN!

ASKERİMİZ iki aya yakın süredir sınır ötesi operasyonda. Olaya başka ülkeler de müdahil olmaya çalışıyor. Bundan sonraki gelişmeleri tam kestirebilmek zor! Onun için kâmil anlamda iç barışa ihtiyacımız var. Herkes görev, yetki ve sorumluluklarının gereğini yapmalı. Türkiye için el ele vermeliyiz.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Afrin konusunun siyasi propagandalara alet edilmemesini istedi: “Oradaki şehitler hepimizin; ordu bizim ordumuz. Kimse tekeline almaya kalkışmasın! Her gün TV’lere çıkıp, ‘şuraya gireceğiz, buraya girdik’ konuşmalarına anlam veremiyoruz. Bu sizin, hiçbir siyasinin işi değil; askerin işi. Operasyonlarda, kararı siyasiler alır; uygulamasını asker yapar.”

Bir referandum süreci yaşadık. 16 Nisan’da halkın verdiği mesaj iyi okunmalı. Halk, “Ben kavga istemiyorum, iletişim ve uzlaşma yöntemiyle Türkiye’yi birlikte yönetin” mesajı verdi. İktidarıyla, muhalefetiyle, siyasi partileriyle! Hepsi, sorumluluğunun gereğini yapmalı.

Meselâ; askeri operasyonun gerektirdiği strateji sebebiyle, bilgilerin Genel Kurmay Başkanlığı veya bölgedeki sorumlu komutan aracılığıyla halka ulaştırılması daha sağlıklı olur. Türkiye kurumlarıyla, devleti birlikte yönetmeyi öğrenmeli. İnsanlar görev esnasında yetişir ve tecrübe kazanır. Yöneticiler devlet kademelerinde çalışanların yolunu açmalı ki, yeni devlet adamları yetişsin. Değilse, “kaht-ı rical - yetişmiş insan kıtlığı” yaşanır.

Adalet, her dönemde geçerli olan bir değerdir. Mekanizmayı ayakta tutar. İç barışın teminatıdır. İnsanlar, birbirinden emin olur; birbiri için yaşayan bir toplum oluşur.

İŞ EHLİNE VERİLMELİ

GÖREVLER emanettir. Bu sebeple ehil ve lâyık olanlara verilmelidir. Allah Resulü (S.A.V.), “İş ehline verilmezse kıyameti bekleyiniz” (Buhari) buyurur. Emaneti ehline vermezseniz sıkıntı ve problemlerin sonunu getiremezsiniz. İşler çığırından çıkar. Dünya yaşanmaz hale gelir.

Bilge Başkan hükümeti uyardı: “Hükümetin içinde meseleleri düşünen insan adeta kalmadı. Uzmanların hiçbirine itibar yok. Eğer sizin, başınızda bulunanlara teyit edecek sözünüz varsa, onu söylemekte serbestsiniz; o kadar! Değilse, uzman da, işinizin ehli de olsanız, farklı bir görüşte iseniz hainsiniz. Türkiye böyle, tek adamla yönetilemez; olmaz! Hiçbir konu doğru dürüst müzakere edilemiyor. Söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmuyor. Binlerce uzman insan var. İş kesinlikle ehline verilmiyor. Yaptıkları yanlış da olsa destekleyecek insanlar aranıyor, bulunuyor, iş başına getiriliyor. Böyle bir yönetime nasıl ‘evet’; nasıl ‘milli’ diyeceğiz.”

Hükümetimiz adaleti tesis etse; ehliyet ve liyakate gerekli titizliği gösterse ne kadar iyi olur! O zaman siyasi kavgalar biter. Türkiye huzur ve barış iklimine girer. Allah da razı olur; kul da! Hükümet, varlığını devamlı hale getirir. Ülkemiz, geçmekte olduğu sıkıntılı süreci kolayca atlatır.

Saadet Partisi’nin iktidar hırsı yok. Yeter ki, ülkemiz “yaşanabilir” hale gelsin! Zaman, Milli Görüş’ün siyasi çözümlerinin “doğruluğunu” gösterdi. Saadet Partililer, bütün güçleriyle Milli Görüş’ün çözümlerini anlatmalı. Kırmadan, dökmeden, gönülleri fethederek! İbre Saadet Partisi yönüne işaret ediyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cengiz - İnsanların dünya ve âhiret mutluluğunu tesis etmenin temelinde “Adil Düzen” şarttır. Bizler kendimiz için değil kardeşimiz için varız. Herkes bu düşünceyle hareket ettiğinde sıkıntılar kendiliğinden bertaraf olacaktır.

Yanıtla . 1Beğen 13 Mart 13:25

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?