Mücahit Tefsir

AGD’deki “Asr-ı Saadet Sohbetleri”nde bugünlerde Fatiha Tefsiri’ni işliyoruz. Dersimizde ağırlıklı olarak Bediüzzaman Hazretlerinin “Mücahit Tefsir’i” olan İşârâtü’l İ’câz’dan istifade ediyoruz. Bu esere “Mücahit Tefsir” dedik. Gerçekten de öyle. Eserin müellifi bu eseri cephede, ateş hattında yazmış. Malum, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda yedi cephede savaşmıştı. Bu savaşlar içerisinde en kanlı olanlardan biri de Kafkas Cephesi’ndeki savaşlardı. Ordumuz bu cephede Ruslarla ve Ermenilerle savaşmıştır. Savaştan önce Bediüzzaman, Van kalesinin eteğindeki Horhor Medresesi’nin kurucusu ve müderrisi idi. Burada beş yüz talebesi vardı. Niyeti, bu talebelere İslâmî ilimleri mükemmelen öğretmek ve âlem-i İslâm’da ihtiyaç yerlerine gönderip İslâm’ı anlattırmaktı. Savaş rüzgârları esince, Doğu’da Ermeni terör örgütleri türeyip de masum insanları katletmeye başlayınca, Bediüzzaman da Osmanlı Devleti’ne müracaat ederek talebelerine cihat eğitimi vermek istediğini bildirmiş ve devletten silah ve cephane temin ederek talebelerini eğitmeye başlamıştı. Medresenin günlük programı şöyleydi: Sabah namazından sonra öğleye kadar sıra kitapları okunuyor, öğle namazını müteakip cihat eğitimi başlıyor. Bediüzzaman’ın talebeleri kısa zamanda öylesine ustalaşıyorlar ki, at üzerinde süratle giderken mavzer tüfeğiyle 200 metre ilerideki yumurtayı tam isabetle vuruyorlar. Bediüzzaman bu talebeleriyle geceleri de Ermeni terör örgütleriyle mücadele ediyor. Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Bediüzzaman bu talebeleriyle Mehmetçik’le omuz omuza savaşıyor. Osmanlı Genelkurmay’ı Bediüzzaman’a “Gönüllü Alay Kumandanı” ünvânı veriyor ve bölge halkından orduya yardım için gelen gönüllüleri de bu alaya dâhil ediyor. Bediüzzaman bir yandan savaşırken bir yandan da İşârâtü’l İ’câz isimli eseri Arapça olarak telif ediyor. Besmele-i Şerif, Fatihâ-i Şerif ve Bakara Sûresi’nin ilk 33 âyetini bu şekilde tefsir ediyor. Kafkas Cephesi’ndeki bu savaş esnasında Bediüzzaman’ın 498 talebesi şehit düşüyor, kendisi de yaralanıyor ve Ruslara esir düşüyor. Her ne ise bizim asıl konumuz, işte o “Mücahit Tefsir”…

Şimdi bu müstesna eserin Türkçemize eksiksiz tercümesi ve şerhi yayınlanmaya başlandı. Üç cildi çıktı. Biz, 1. ciltteki “Besmele-i Şerifin Tefsiri” kısmından ders yapıyoruz. Ulema, “gerçek âlimi” tarif ederken şöyle demektedir: “Âlim odur ki Kur’an-ı Kerim’in tamamını Fatiha-i Şerife’de, Fatiha-i Şerif’in tamamını da Besmele’de, Besmele’de de ‘Be’ harfinde bulandır.” İnsan okuyunca Kur’ân’ımızın İ’câzını ve Îcâz halini görüp hayran kalıyor. İnanın Müslümanlar olarak yalnızca Besmele’nin hakikatini kavrayabilsek, bize yeter. Molla Muhammed El-Kersî Hocanın bu mücahit esere yaptığı şerhten bir paragrafı iktibas edelim:

“Müellif Hazretleri diyor ki: Besmele-i Şerife’yi her hayrın başında zikretmenin bir nüktesi de şudur: ‘Bismillah’, kudret-i İlâhiyenin taallukuna (Allahu Azimüşşan’ın kudretinin tecellisi için) bir şart-ı adîdir (basit bir şarttır); onun taalluku için bir istinzâldir (inmesini istemektir). Yani, kudret-i İlâhiyyenin o işe tecelli edip onu yaratmasını talep etmektir. Bismillah, âdeta kudretin tesiri için bir hazırlık yapıyor. İnsan, nasıl bir şeyi bağlamak için bir ip kullanır. Aynen onun gibi, ‘Besmele’ de manevî bir ip gibidir; kudretin tesiri için bir istinzâldir. Yani, kudretin taalluku için taleb-i nüzûldür; kudreti celbetmek içindir. Evet, abd (kul), hayırlı olan her işini ve her şeyini, kudret-i İlâhiyyeden ‘Bismillah’ ile talep eder. Müellif şöyle buyuruyor: ‘Bismillah, her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.’

Bismillah, abdin kesbi için imdat ve medet verici bir ruhtur. Yani: ‘Ya Rabbi! Bismillah ile başladım; kudretini indirmek suretiyle tecelli buyur; ta ki kudret-i İlâhiyyen bu işime taalluk edip onu halk etsin.’ O Zat-ı Zü’l- Cemal ise, Mucîb’dir; Karîb’dir; Semî’dir. İmdat isteyene cevap verir. Her duaya, hikmeti muktezasınca mutlaka icabet eder.” (Arabî İşârâtü’l İ’câz Meal ve Şerhi, c.1, s. 132).

Müminler olarak bizler Rabbimizi gereği gibi tanısak, zaten bütün meseleler hallolacak. Bu Kâinatın Sultanı, Hâkimi, özel harekât polislerimizin ve Mehmetçiğin tekrarladığı gibi, “Ol deyince olduran, gönülleri îman nûruyla dolduran” Rabbimize güvenip, dayansak mesele tamam olacak. Şunu unutmayalım, Besmele ile başlanan işlerin sonunda muvaffakiyet ve zafer vardır. Besmelesiz her işin sonu da ebterdir, vesselam…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Fatih Kalfa - Bediüzzaman Hazretleri'nden Allah azze ve celle ebediyyen razı olsun. Komunizmin en dehşetli zamanında devrin deccal ve süfyanına karşı arslanlar gibi meydana atılmış ve kelle koltukta cihad eylemiştir. İyi ki Mısır'a Arabistan'a gitmemiş. Kendisi de zaten mealen "Mekke'de de doğsak buraya gelmek icap ederdi." diyor. Milletinin imanının selameti için bu dünyada çok çileler çekti. Mevla makamını yüksek eylesin vesselam.

Yanıtla . 1Beğen 09 Mart 14:17
01

Mahir Usta - Mücahid bir alimin tefsiri de elbette mücahid olur. O zat istese başkaları gibi İslamın cihadda alim ve müteallim kotasını kullanarak talebeleriyle medreseden çıkmazdı. O, bütün talebeleri şehid, kendisi de yaralanıp gàzi olarak ümmete bir örnek teşkil etmiştir. Silahla cihadı bittikten sonra da kalemle ilmi cihadını ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Rabbim onu örnek almayı ve şefaatine nail olmayı nasib ü müyesser eylesin...

Yanıtla . 2Beğen 09 Mart 09:49

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?