“Köpek Laika”dan “İblis’in

Gelini”ne Türk-Rus İlişkileri…

Kıyamet Savaşı”na doğru koşar adım gidildiği bir dönemde başlığa bakıp, şimdi bu da nereden çıktı böyle diye sorabilirsiniz; açıkçası haksız da sayılmazsınız. Ama başlık sizi aldatmasın, çünkü gerek “Köpek Laika” gerekse de “İblis’in Gelini” mevcut gündemin bir parçası, hatta hızlandırıcısı. İlki, 1989/91’de biten meşhur Soğuk Savaş ile özdeş, ikincisi ise “Yeni Soğuk Savaş”ın adı olmaya aday. Nasıl mı?

Köpek Laika’nın hikâyesi 1950’li yıllara dayanır. Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı bir dönemde, 4 Ekim ve 3 Kasım 1957 tarihlerinde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) birer ay arayla uzaya gönderdiği iki uydu, sadece söz konusu dönem ve ABD açısından değil, insanlık tarihi boyutuyla da önemli bir dönüm noktasını başlatmıştır.

4 Ekim’de Sputnik-1’i uzayda yörüngeye oturtan ve uluslararası arenada büyük bir prestij, ağırlık kazanan ve bunu Ekim Devrimi’nin 40. Yıldönümüne denk gelen 3 Kasım 1957’de ilkinden kat be kat büyük olan, içinde uzaya gönderilen ilk canlı;“Köpek Laika”yı barındıran Sputnik-2 ile perçinleştiren Ruslar, “İblis’in Gelini” ile Yeni Soğuk Savaş’ta ABD’ye bir kez daha gol atmış görünüyor.

Şöyle ki… 1957’de Uzay Çağı’nı başlatan ve sahip olduğu nükleer füzelerle ABD’yi vuracak teknolojiye sahip olduğunu “Köpek Laika” ile tüm dünyaya deklare eden SSCB’nin günümüzdeki varisi RF, yeni denediği füze teknolojisiyle ABD’nin hava savunma sistemini adeta Nasreddin Hoca’nın duvarsız olmakla beraber koca bir kilitle kapatılmış kapısı olan türbesine çevirmiş durumda. Zira Putin’in tanıttığı Avangard, hiçbir hava ve füze savunma sistemine yakalanmayan yeni hipersonik bir silah…

Nitekim Metro gazetesinde yayınlanan makalede de, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in geçen hafta Federal Meclis konuşmasında tanıttığı yeni silahların “Rusya’nın askeri olanaklarını sert bir şekilde güçlendirebilecek, uluslararası arenadaki durumunu sağlamlaştıracak ve yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilecek büyük teknolojik atılım” olduğuna vurgu yapılıyor. Yani ABD’nin işi artık hiç de kolay değil. Rusya, en güçlü olduğu noktadan ABD’yi yeni dünya düzenine ikna etmeye çalışıyor ama bu düzen Baba Bush’un bahsettiği “Yeni Dünya Düzeni” değil.

Bu arada, merak edenler açısından “İblis’in Gelini”nin ne olduğunu söyleyelim Bu tabir, İngiliz Metro gazetesine ait. Rusya’nın hiçbir hava ve füze savunma sistemine yakalanmayan yeni hipersonik silahı Avangard için kullandığı isim…

ABD’nin Türkiye’ye İhtiyacı Daha da Arttı!

1957’de büyük bir şaşkınlık yaşayan, SSCB’ye karşı gerçekleştirdiği denemeler birer büyük başarısızlık abidesi olarak havada infilak eden ABD, çözümü Orta Menzilli Güdümlü Füzeleri (IRBM) başta Türkiye olmak üzere Sovyetler Birliği’ne yakın olan müttefiklerinin topraklarına konuşlandırmakta bulmuştu.

Normal şartlarda müttefiklerinin güvenliğini sağlamak üzere yola çıkan ve bu bağlamda NATO dâhil birçok yapılanmanın liderliğini yapan ABD, kendi güvenliği uğruna Türkiye ve diğerlerini açık hedef haline getirmişti. Yani ABD, bırakın bu ülkelere güvenlik şemsiyesi olmayı, onları kendi güvenliğinin birer ileri karakolu, lançeri haline getirmişti.

Eğer ABD’den Rusya’ya kısa zamanda teknolojik anlamda bir cevap gelmez ise, mevcut durumun 61 yıl öncesinden pek bir farkı olmayacak. Daha da ötesi bu durum ABD’nin başta Türkiye olmak üzere, elinden kaymak üzere olduğu “müttefikleri” üzerindeki baskısını daha da arttırabilir. ABD kendi güvenliği için Rus yakın çevresini bir kez daha zorlayabilir. Dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerindeki mevcut krizin daha da derinleşeceği, Wahington’un Ankara’yı “tercih” noktasında nihai bir karara zorladığı süreçte finale gelindiğinden bahsedilebilir.

ABD/NATO Türkiye’yi Rusya’ya İtiyor!

Bu bağlamda ABD; Türkiye’yi bir tehdit kaynağı ya da tehditlerin yeni hedefi olarak gösterme yoluna gidebilir. Hatta her ikisinin bir anda olduğu bir durum da söz konusu olabilir. 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan tablo bu son şıkkı fazlasıyla destekliyor.

Nitekim bununla ilgili yürütülen psikolojik operasyonların ve arkasından eylemlerin bir kez daha hız kazandığı bir dönemden geçiyoruz. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin güvenlik tehdidi gerekçesiyle 5 Şubatta kapalı olacağını, tehdidin geçmesinin ardından yeniden hizmet vereceğini açıklaması bu operasyonun bir parçası olarak kabul edilebilir. Büyükelçiliğin kapatılması bu noktada pek hayra alamet değil, yeni bir dalga geliyor demektir!

Eğer böyle bir durum söz konusu olur ise, o zaman Türkiye ABD ile başlattığı normalleşme masasına tekmeyi vurur ve Rusya ile başlatılan sürecin adını koyar. Zaten Rusya’nın uzunca bir süredir beklediği de bu…

Rusya, ABD Bloğunu Dağıtmakta Kararlı!

Bu bağlamda Türkiye ile güneyini güvence altına almaya çalışan Rusya’nın yine Türkiye’nin tarihsel-psikolojik bağlamda güçlü olduğu ülkelere/bölgelere yönelik açılımları, nüfuz edinme girişimleri de dikkatlerden kaçmıyor.

Rusya, bu süreci Türkiye ile birlikte daha güvenilir ve etkili bir hale getirirken, ABD’nin buradaki gücünü de kırmak istiyor; yani bir taşla bir kaş kuş. Zira Rusya kendisinin en zayıf tarafını biliyor ve bu bağlamda tarihi hatasını/hatalarını bir bir telafi etmeye çalışıyor; özellikle de Türkiye ile…

Nitekim Rusya, Türkiye’nin de içinde yer aldığı ABD/NATO tehdidi altında olan ya da bu ikili ile ciddi sorunlar yaşayan ülkelere nükleer koruma dâhil olmak üzere yeni ittifak çağrısında bulunuyor.

Bu gelişmenin/teklifin öz Türkçesi şu: Türkiye, ABD/NATO ile yollarını ayırmaya karar verdiğinde eğer bir nükleer tehdit ile karşı karşıya kalırsa Rusya buna cevap verecektir. Türkiye, Rusya’nın bu taahhüdünü/güvencesini Suriye’de bir süredir test ediyor. Dolayısıyla Suriye, taraflar açısından bir test/güven inşa süreci olarak karşımıza çıkıyor.

Ne kadar trajikomik bir durum; bundan tam 73 yıl önce Sovyet/Stalin tehdidi üzerine ABD’nin koruyucu şemsiyesi altına giren ve bunu NATO ile perçinleştiren Türkiye, şimdilerde bu ülke ve onun liderliğini yaptığı örgütten duyduğu tehdit karşısında Rusya’nın alternatif koruma teklifi ile karşı karşıya…

Dolayısıyla S-400’ler ile başlayan süreçte çok farklı bir noktaya doğru gidiliyor. Siz buna tam bir kırılma noktası ya da yeniden inşa dönemi de diyebilirsiniz!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. M.Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?