Gizle

Zina meselesi

AK Parti hükümetinin işbaşına geldiği günden bu yana, ülkemizin kanunları AB müktesebatına göre ayarlanıyor. Bunun en bariz örneği, zina meselesi. Zina meselesinde hükümet, AB’nin ortaya koyduğu gerekçelere uyarak, zinayı suç olmaktan çıkardı. Oysa dinimiz, “Zinaya yaklaşmayı bile haram kılan” bir din olarak bütün haşmetiyle önümüzde. Zinanın suç olmaktan çıkarılması, özellikle Türkiye’de ahlâk ve maneviyat kavramlarının yeni bir hâl almasını ve insanların suç olmaktan çıkarılan bu kavram üzerinden kendilerine yeni bir yön vermesine yol açtı.

Bir şekliyle televizyonlarımızdaki dizilerde ve yapımlarda gözümüzün içine sokulan ahlâksızlıklar ve iffetin değil şehvetin başrole konulduğu bu yapımlar vasıtasıyla, zina zaten Türk toplumunun temeline dinamit olarak konulmuştu.

Türk toplumunun ahlâk ve maneviyatını hiç eden, ahlâksızlıkların ve maneviyatsızlığın baş tacı edildiği bu durumla ilgili olarak AK Parti hükümetinin aklı başına yeni geldi. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Lideri Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde zina meselesinin yeniden ele alınacağının sinyallerini verdi.

Cumhuriyet tarihi boyunca tüm hükümetler, Türkiye’nin rotasını AB’ye göre ayarlıyorlar. AB’ye girmek ve AB ülkelerinden birisi olmak, bu kesim için olmazsa olmazımız. Biz ne kadar onların içine girmek istesek de, onlar bir şeyler bularak bizi dış kapının mandalı olarak görmeye devam ediyorlar, bizi kapı kulu olarak dışarıda tutmaya gayret gösteriyorlar.

Oysa AB bir Hıristiyan birliğidir, biz ne yaparsak yapalım, dinimizden vazgeçmediğimizden veya dini değerlerimizden taviz vermediğimiz müddetçe bizleri dış kapının mandalı olarak görmeye devam edeceklerdir.

Batı’nın konformizmi, İslam ülkelerini sömürmek ve bu ülkelerdeki yeraltı yerüstü kaynaklarını elde etmek üzerine kurguludur. Churcill, bir sözünde, “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir” derken, Batı ülkelerinin İslam ülkelerinin petrol kaynaklarını iç edebilmek için her türlü yönteme başvurabileceğini söylemiş, açık açık İslam ülkelerini sömürmenin kendileri için mubah görebileceklerini işaret etmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Cezayir’i ziyaret eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la bir gazeteci arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Gazeteci Fransızca, “Türkiye, Cezayir’i sömürmek üzerine mi buraya geliyor?” diye ilginç bir soru sordu. Tayyip Erdoğan da kendisine, “Eğer biz sizi sömürmek için buralara gelseydik, bu soruyu Fransızca değil, Türkçe sorardın” diye kendisine cevap verdi.

İslam ülkelerinin bir araya gelememelerinin, bir birlik kuramamalarının, yeniden bir diriliş gerçekleştirememelerinin en büyük nedenlerinden birisi işte bu. Batılı adam, bir şekilde İslam ülkelerinde, hem sömürgesini yapıyor, hem de fitne ve fesat tohumları atarak insanların birlik ve dirliğini engelleyecek her türlü yöntemi gerçekleştiriyor.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, “Feraset, basiret, dirayet” diyerek bu duruma en güzel cevabı veriyor ve İslam ülkelerinin birlik dirliği için görev başına geldiği ilk gün D-8 idealini ortaya koyuyordu.

Şunu açıkça ifade edelim, AK Parti hükümetinin bizleri sokmaya çalıştığı AB, bir Hıristiyan kulübüdür. Bizim bu kulüpte kesinlikle yerimiz yoktur. Türkiye’nin İslam ülkelerinin liderliğine soyunması ve tarihten ilham alarak kendisine yüklenen bu misyonu yerine getirmesi için D-8 idealini devam ettirmesi şarttır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?