Gizle

Biçim ve öz

Biçim ve öz ya da şekil ve muhteva ibaresi hemen doğrudan, çoğunlukla, sanat ve edebiyatta süregelen bir sorunun tartışmasını akla getirir. Sanat ve edebiyat ile içli dışlı olmaya da gerek yoktur, az çok belli bir ilgi, olağan bir eğitim sürecinden geçmiş olma yeterlidir. Konu ya da sorun, ilk bakışta, mutlaka birini diğerine öncelemek gibi kendini gösterir ve birinin tercih edilmesi halinde diğerinin ikinci planda bırakılabilineceği izlenimini verir, hatta bu yönde ısrarcı olunması gerektiği kanaatine bile vardırır insanı.

***

Biçim ve öz ilişkisi sadece sanat ve edebiyat alanına özgü bir konu olarak görülmemelidir. İnsanı ilgilendiren ya da insanın doğal, bazen de zorunlu olarak ilgilendiği ve yöneldiği hemen her konuda söz konusudur. Hatta insanın bizzat kendi varlığı bir tür biçim ve öz kategorisi şeklinde nitelendirilebilir: Beden ve ruh. Ne var ki, biçim ve öz, tezahür ettiği alanlar itibariyle, ayrıca insan zihninin işleyişinin bir gereği olarak farklı adlandırmalar şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Sözgelimi hayat olarak nitelendirdiğimiz olgunun (ki bu da bir nitelendirmedir) özünü ancak yaşantı olarak nitelendirdiğimiz “süreç”e bakarak kavrayabiliriz; bir anlamda somutlaştırmaya başvurarak anlayış düzeyimize çekeriz. Yaşantı kategorisi içinde biçimlendirebildiğimiz hayat-özü de kendisini ancak biçim yoluyla somutlaştırıp gerçekleştirebiliyor sanki. Fakat yaşantıyı meydana getiren her bir şeyin (olay, olgu, durum vb) de kendi bağlamlarında biçim ve öz kategorileri vardır deyebiliriz. Bunları ancak kategorileştirmek, bir tür tasnife başvurmak suretiyle kavranılır düzeye getirir insan. Sanat, din, ahlak, hukuk, iktisat, teknik vb gibi ve daha başka ayrıma tabi tutarak yaşantının kapsamına dâhil eder, böylece hayat-özünü biçimlendirmeye çalışırız. Bunlara alanlar da diyebiliriz.

***

Sanat alanının yanında, hatta daha fazla ve yoğun olarak hukuk alanında, hem de zorlayıcı nitelikte olmak üzere açık tarzda bir biçim-öz kategorileştirmesiyle karşılaşırız. Sanat, bir ölçüde ahlak alanlarında biçim-öz kategorilerinin ilişkisi esnek nitelik gösterirken hukuk alanında bunun açık ve sert bir nitelikte tezahür ettiğini gözlemleriz. Nitekim tarihin çeşitli dönemlerinde hukuk alanında biçimin baskın hale getirilmesiyle hukukun özünün de tam ve eksiksiz gerçekleştiği anlayışlarının hâkim olduğunu tespit edebiliriz. Bazı hukuk sistemlerinde, mesela Roma Hukuk Sisteminde, günümüzde Anglo-Sakson hukuk sisteminde biçim hala belirleyici bir konuma sahiptir. Muhakeme duruşmasına katılan hâkim ve avukatların kendilerine özgü peruk takmaları gibi şekil şartları adeta hukukun özünü gerçekleştiren biçimin bir unsuru sayılmaktadır. Biçimi önceleyen hukuk anlayışı geçen yüzyılda, 19. yüzyılda, hayatın belli alanlarını düzenleyecek kuralları oluşturmak istediğinde, yani yasa yapmada biçime ağırlık vermişti. 19. yüzyılda Alman Medeni Kanunu ve ondan esinlenerek düzenlenen Çarlık Rusya’sı Medeni Kanunu birer örnek sayılabilir.

***

Biçim ve öz ilişkisinin doğru, anlamlı ve uyumlu kurulmaması halinde, tezahür ettikleri alanların anlamlarını, işlevlerini ve önemlerini yozlaştırmaları, giderek bozarak çürütmeleri kaçınılmazdır. Bu durumu salt münferit olaylara bağlayarak anlamaya çalışmak ne kadar yanıltıcıysa, sadece karşılaşılan sorunları anlık çözümlemeye uğraşmak da boşuna bir çabadan öteye gitmez. Bugün belli ölçülerde dünyada, ülkemizdeyse yaygın, yer yer yoğun bir şekilde ahlak, hukuk, kültür, iktisat, sanat ve edebiyat, özellikle siyaset, hatta inanç alanlarında tezahür eden olaylar, biçim ve öz uyumunun yeterince sağlanamadığının birer göstergesi sayılabilir. Sözgelimi mensubiyet iddiasında bulundukları özün kesinkes yasakladığı bir biçimi, onun tezahürünün gereği gibi gören anlayış ve hareketler, inancın biçimiyle özü arasındaki ilişkinin çarpık kuruluşunun başat bir örneğidir. İnanç, ahlâk ve siyaset alanında biçim ve öz uyumlu, anlamlı ve dengeli gerçekleştirilmeyip sadece biçime öncelik verildiğinde, hem bu alanlar, hem o alanların biçim ve özleri onarılmaz şekilde yozlaştırılmış, bozulmuş, tahrip edilmiş olur. Hayatın doğru ve güzel yaşantılara kaynaklık ettiği, kültür ve uygarlıkların kuşatıcı verimlerle göz alıcı nitelikte tezahür ettiği dönemlerde ve toplumlarda biçim ve öz uyumunun, dengesinin mahiyetlerine uygun gerçekleştiği unutulmamalıdır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?