Gizle

İnsan, değişmez yani “elma ağacından armut olmaz” ya da “zulüm, nefiste gizlidir”

“Zulüm, nefiste gizlidir. Acizlik onu gizler; güç ve imkân ise onu açığa çıkarır.”

“Kişi, cennetliklerin işlerini yapar yapar; ta ki kaderi galip gelir. Cehennemliklerin işlerini yapmaya başlar ve o hâl üzere ölür. Yine bir kişi cehennemliklerin işlerini yapmaya devam eder. Ama sonuçta kaderde ne varsa o olur ve cennetliklerin amellerini yapmaya başlar ve o hâl üzere ölüp cennete gider” buyuruyor Fahr-i Kâinat Efendimiz.

Kendi değişmemizden endişe ediyor isek; hayırlı ameller işleyerek Mevlâ Teâlâ’dan hidayet istemek gerekiyor. Kendimizi korumanın ve kurtarmanın başka bir yolu yok maalesef. Mevlâ, hidayet vermeyince hidayet olmaz. Kul hidayeti istemeyince de Mevlâ nasip etmez.

Fakat sadece istemek yetmez. Gereğini de yapmak icap eder. Bunun da yolu salih ameldir. Yoksa kimseye kaşına gözüne hürmeten bir şey nasip olmaz. Biz, insanların hayrına çalıştığımız sürece Mevlâ da bize hem dünyada hem de ahirette hayırlar nasip edecektir.

Başkalarının hidayetinde ise ilk bilinmesi gereken şey; insanların iyi veya kötü olduklarının, anne karnında yazılmış olduğudur. İlgili hadisi şerifte bu durum açıkça ifade edilmiştir. Şu halde; insanlar için ne yaparsak yapalım, sonunda kaderde haklarında yazıldıkları şekliyle ölecekler ve bu şekilde hasredilip bu şekilde muamele göreceklerdir.

Kaderde yazılmasının sebebi, bu kulların böyle olacağının Mevlâ tarafından bilinmesidir. Yoksa Mevlâ yazdı diye bu kullar böyle olmazlar. Aksine iradelerinin böyle olması hasebiyle haklarında bu hüküm galip gelir.

Fakat bu durum, bizim tembellik edeceğimiz anlamına gelmez. Zira biz, kendi amelimizden mesulüz. Örneğin bir hasta için şifa aramamak, cinayettir. Fakat hasta ölecekse de şifa aramak buna mani olmaz. Şifa arayan vazifesini yapmış olur. Eğer şifa arar isek, görevimizi yapmış oluruz. Hasta iyileşirse bunda bizim de hayrımız olur. Fakat görevimizi yapmaz isek o kişinin ölümüne sebep olmuş veya buna teşebbüs etmiş oluruz.

Ayrıca ameller, kaderdeki ayrıntıları değiştirir. Yani kader, genel olarak değişmez ama ayrıntıda değişebilir. Mesela bir kişinin 2020’de ölmesi, öne alınmaz ya da ertelenmez. Kanser olduğunda tedavi olmazsa ise; kanserli olarak yaşar ve bu tarihte ölür. Fakat tedavi arar ise belki şifa bulur ve sağlıklı olarak yaşar ve yine aynı tarihte ölür. Rızık ve evlilik gibi meselelerde de durum böyledir. Kul, gayret etmez ya da karşısına çıkan fırsatları değerlendirmez ise bunun bedelini öder ama yine neticede aynı sonuç hâsıl olur.

Peki, insanın gerçek yüzü ne zaman ortaya çıkar? Bu durum bazı şartlar ile alakalıdır:

Kulun kötülüğe meyil oranı,

Fırsatlar ve imkânlar,

Şartlar ve diğer engeller, kulun gerçek karakterinin ortaya çıkma sürecini etkilemektedir.

Yani bir başka ifade ile kulun gerçek karakterinin ortaya çıkması bazen uzun zaman alabilir ama bu illa ki bir şekilde kulun kendisi ya da bir başkası tarafından hissedilebilir. Zira genelde bu gibi süreçler küçük şeylerle başlar ya da kul, gerçek yüzünü ufacık ama önemli ayrıntılarla belli eder. Bir astrofizikçinin, “Bazı formüllerimizde milyar kere milyarda bir hata olabilir ama bu hata oranı uzayda çok büyüktür” sözü, konunun anlaşılması açısından anlamlıdır. Yine mesela mermerin, milyonlarca yıl içinde, gözle görülemeyecek kadar küçük ve önemsiz değişiklikler ile oluşması da sürecin önemini ifade etmektedir. Bu durumda hayatımızda önemsiz gördüğümüz bazı şeyler; bizim kurtuluşumuza ya da Allah muhafaza helakimize neden olabilir.

İşte imtihan da tam bunun içindir. Nasıl ki yerin altında, kayalar içinde, yüksek basınç altında elmas, içinde en ufak bir hava kabarcığı kalmayacak şekilde oluşuyor ise; kulun da içindeki en ufak iyilik ya da kötülük, imtihanların baskı ve zorlaması altında açığa çıkacaktır. Bu yüzden “zerre kadar iyilik de zerre kadar kötülük de” karşılık bulacaktır.

İşte yine bu yüzden imanda en ufak bir taviz yoktur. Ama amelde bazı hatalar olabilir. Zira amel, süreçtir ve arazdır. İman ise özdür. İmtihanlar fazlalıkları silerek özün ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Şu halde niyet ve imandaki en ufak bir kusura müsamaha etmemek gerekiyor.

  1. Meydan, S. Turan ve H. Bulut beylere ithaftır.
# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?