Düzyazı öldü yaşasın şiir!

‘Neden bu denli ironiye yakın duruyorsun?’

‘Niye birçok şeyi tiye alıyorsun?’

Bana sıkça sorulan iki soru bunlar.

Herkese teker teker derdimi anlatıp cevap yetiştirmektense buradan merak edenlere toplu cevap vereyim:

‘Kavgadan değil, fitneden kaçmak için!’

Herkes ‘şiir bitti!’ diyedursun, ben ‘düzyazı bitti!’ diyorum.

Hiçbir derdinizi düzyazıyla anlatamayacağınız bir zamanda yaşıyorsunuz.

Çinlilerin birbirlerine, ‘Allah seni ilginç zamanlarda yaşatsın’ dedikleri tarzda tuhaf zamanlardan geçiyoruz.

En çabuk ve en kolay eğilip bükülebilecek sözler düzyazı ile söylenenler oluyor. Bu durumda herkese laf anlatmak gibi zor bir durumda kalmaktansa düzyazıyı uçağa bindirip oradan başka vadilere kaçmak en akıllıcası.

İroni, humour ve mizah insanı gideceği yere daha rahat götürüyor.

Çünkü bunlar kendileri uçağa binmiyorlar, gidecek yeri olanlara uçak vazifesi görüyorlar.

Düzyazı art niyetlilerin çok kolay üzerinde oyun oynayabilecekleri bir alan.

Umumiyetle fitnenin yayıldığı yer.

İroni ve mizah kurduğunuz nesir cümlesini daha korunaklı kılabiliyor.

Cümlelerinizi ahmakların ve kötü niyetlilerin ve fitnecilerin zekâlarının uzanamayacakları yerlerde saklayın.

Cümle de tuzak da ikisi de kurulan bir şey.

Zaman ayarlı cümlelerin tahrip gücü yüksek bombalardan farkı yoktur.

Bu yönüyle tuzakla aynı mühendisin elinden geçmiştirler.

Verili ve tecimsel dilin en kullanışlı enstrümanı olan düzyazı neredeyse bir iletişim vasıtası olmaktan çıkmak üzeredir.

Herkes birbirini yanlış anlıyor, bunu başaramayanlar da anlamak istedikleri gibi anlıyorlarsa düzyazı ve düzkonuşma dili anlaşamamanın dili haline gelmiş demektir.

Biraz engebe lazım düzyazıya, biraz yokuş ya da biraz kasis.

Anlam mafyasının sözünüzü alıp bir yerlerde parçalayıp satmaması için.

Allah cümlemizi korusun!

BU KİTABI OKUMADAN EVVEL VE OKUDUKTAN SONRA İYİCE DÜŞÜNÜN

Elimde bir kitap var. Erbaa Belediyesi Kültür Yayınları’ndan çıkmış. Yazarı tanıdık bir isim: Zafer Söğüt. Kitap, Müslüman Bilim Adamlarından Günümüz Gençlerine Mesajlar ismini taşıyor. Anlatımı sıcak. Yazarı okuyucusuna rehberlik ediyor gibi. Kitaba daha adım atar atmaz karşılaştığım şu ifadeyi sevdim: “Gerçekten bilgi sahibi olmak istiyorsan mekâna, okula takılıp kalma.” Daha ilginç şeyler de var kitapta. Bilim adamları ile genç kuşaklar arasında köprü kurmayı sağlayacak ilginç bakış açıları mesela. Zafer Söğüt iyi bir eğitimci ve daha da önemlisi tetkikçi, yeniden yorumlayıcı ve de konformist kafaları rahatsız edici. Anlamayı bildiği için anlatmasını da biliyor. Parmağını sallamadan yön gösteriyor. İşaret parmağına değil gözlerindeki pusulaya yönlendiriyor gençleri. Mesela şunu söylüyor ya başka bir şey demese de olur: “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin kâğıt, kalem, zihin bu üçlüyü yanından hiç ayırma. Derin düşünmek için bunlar gerekli.” ‘Bizden adam çıkmaz!’ önyargı ve aşağılık kompleksiyle kıvranan gençlere durumun hiç de sandıkları gibi olmadığını söyleyerek ezber bozuyor. İbn-i Sina’dan Harezmî’ye, Cabir bin Hayyan’danİbn-i Heysem’e daha birçok İslam bilgininin bilim dünyasına kattıklarını abartmadan ve de kasmadan anlatıyor Zafer Söğüt. Tam sonuca doğru giderken arkasına bakmayı da ihmal etmiyor. ‘Acaba?’ kelimesini soru olmaktan çıkarıp temenniye dönüştürecek gençlere yaptığı şu teklifle noktalıyor kitabı: “Bu listenin son halkası sen olur musun? Bir sonraki baskıda senin kısa hayat hikâyen olsa. Senle gurur duyan o kadar çok kişi var ki!” Sevgili okur n’olur başka ne var diye sorma artık, merakını gidermek istiyorsan kitaba ulaş. Emin ol o seni istediğin yere getirecektir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?