Mezhepler ve Fırkalar Tarihi – 6

“Dinlerini parça parça edip hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.,” (Enam Suresi 159)

BU AYET MEZHEPLERE KARŞI DEĞİL MİDİR? YA DA NASIL YORUMLAMALIYIZ?

Bu ayette Peygambere Yahudi ve Hristiyanlarla bir ilişkisinin olmadığı belirtilmektedir. Ayrıca, bu ayet mezheplere yönelik bir eleştiri içermekten çok dini kendi çıkarı için bölenlere yönelik bir tepki vardır.

Elmalı Hamdi tefsirinde şöyle anlatır: “Peygamberimiz (s.a.v) buyurmuştu ki: “Yahudiler yetmiş bir gruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Hıristiyanlar yetmiş iki gruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de yetmiş üç gruba ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir.” “O bir tane kurtulan grup kimlerdir ya Resulallah” sorusuna karşı da: “Onlar benim ve ashabımın üzerinde gittiğimiz yolda gidenlerdir” buyurmuştu. Bundan da anlaşılır ki Yahudilerden bir, Hıristiyanlardan bir, Müslümanlardan bir olmak üzere üç kurtulmuş grup (fırka-ı nâciye) yoktur. Her zaman için bir kurtulmuş grup vardır ki, o da peygamberin ve ashabının yürüdükleri hak yol ve sıratı müstakim (dosdoğru yol) olan tevhid yolunda yürüyenlerdir. Diğerlerine gelince: Sen onlardan hiçbir şeyde ilgili değilsin. Dinlerini ayıranlar ve grup grup olanların ayrılıklarından, durumlarından ve felaketlerinden ne sorumlusun, ne de haklarında Allah’tan bir şey sorup istemeğe yetkilisin; ne onların sana tutunmağa ve gittikleri yolu sana isnad etmeğe hakları vardır, ne de senin onlara şefaat etmeye yetkin. Onlara yapılacak iş, uygulanacak emir, yalnız Allah’a aittir. Ne yapacağını ancak O bilir. Sonra zamanı gelince O, onlara ne yaptıklarını haber verecektir. O zaman”

İbni Kesir ise ayeti şöyle tefsir eder: “Mücâhid, Katâde, Dahhâk ve Süddî bu âyetin Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında nazil olduğunu söylerler. Avfî’nin îbn Abbâs’tan «Dinlerini parça parça edenler, bölük bölük olanlar yok mu...» âyeti hakkındaki rivayetine göre; Yahûdî ve Hıristiyanlar Muhammed (s.a.) in gönderilmesinden önce ihtilâfa düşmüşler ve parçalanmışlardı. Muhammed (s.a.) gönderilince: «Dinlerini parça parça edenler, bölük bölük olanlar yok mu; senin onlarla hiçbir alâkan yoktur...» ayeti indirildi.

Ayetin zahirinden anlaşıldığına göre; bu ayet, Allah’ın dininden ayrılan ve ona muhalif olan herkes hakkında umûmîdir. Allah Teâlâ elçisini, hidayetle ve hak din ile Allah’ın dinini bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir. O’nun şeriatı tek olup onda ihtilâf ve ayrılık yoktur. Kim, bu dinde ihtilâfa düşer arzular ve sapıklıklardan ibaret diğer din sahihlerinde olduğu gibi «bölük bölük olursa»; Allah Teâlâ onların içinde bulunduğu durumdan elçisini temize çıkarmaktadır. Allah Teâlâ başka bir ayette şöyle buyurur : «Dinden Nuh’a buyurduğunu, size de teşrî’ buyurdu. Sana vahy ettiğimizi... Dine bağlı kalın ve onda tefrikaya düşmeyin, diye.» (Şûra, 13). Bir hadiste ise şöyle buyurulur: Biz peygamberler topluluğu; baba bir kardeşlerizdir. Dinimiz birdir. İşte bu, Sırât-ı Müstakîm’dir. Rasûllerin getirmiş olduğu, tek ve ortağı olmayan Allah’a ibadettir. Din, rasûllerin şeriatına sarılmaktır. Buna muhalif olan şeyler; sapıklıklar, bilgisizlikler, indî görüşler ve arzulardan ibarettir. Rasûller, bunlardan uzak ve temizdirler. Nitekim Allah Teâlâ burada «Senin onlarla hiçbir alâkan yoktur.» buyurmaktadır.”

BİR MEZHEBE GÖRE CENNETLİK, DİĞERİNDE CEHENNEMLİK OLUYOR

İslam düşmanlarının mezheplere yönelik eleştirilerinden birisi de budur. Bir mezhebe göre yapılan günahlardan cehennemlik olunurken başkasına göre ise olunmaz demektedirler. Bu konu aslında iftiradır. Çünkü büyük günah işleyen herkes eğer Allah af etmezse günahlarının cezasını çektikten sonra cennete girerler. Burada haricileri sanırım kast etmektedirler. Çünkü onlar büyük günah işleyenleri cennete almazlar. Fakat haricilerin bu görüşü hem ümmetin kabul ettiği bir görüş olmamış ve hem de naslara dayanmayan tamamen zanni delile dayanmaktadır.

MEZHEPLERİN KURULMASININ HİKMETİ NEDİR?

SORU: İslamiyet’teki mezheplerin farklı oluşunun hikmeti nedir? Mezhepler neden ortaya çıkmıştır?

Birçok mezhebin olması, Müslümanlara genişlik ve rahmettir. Çünkü bir konuda bir mezhep sınırları daraltırken başka bir mezhep genişletebilir. Bir konuda bir mezhep ruhsatları öne çıkarırken başka mezhep takvayı öne alabilir.

Peki, bütün bunları yaparken mezhep imamlarının aklıyla mı oluyor?

Tabi ki bütün bunlar olurken mezhep imamlarının kaynaklardan hüküm çıkarması şeklinde oluyor. Mezhep imamları çıkardıkları hükümlerle bizim hayatımızda uyacağımız esasları belirlemiş oluyorlar.

Kur’an ve Sünnet bize yeterli değil mi? Neden Mezhep imamlarının görüşlerini de katmak zorundayız?

Mezhep imamlarının görüş ve düşüncelerini dine katmıyoruz. Bilakis, müçtehidlerin içtihatlarıyla naslardaki ham bilgilerin kullanacağımız şekle dönüşmesini sağlamış oluyoruz. Mezhep imamları naslardaki bilgileri değerlendirerek uyacağımız prensiplere dönüştürüyorlar. Ham mamülden ürün elde etmek gibi düşünebiliriz.

MEZHEPLER DİN HALİNE Mİ GETİRİLDİ?

SORU: Mezhep taklitçiliğinin dine verdiği zararları Yaşar Nuri Öztürk “Kur’an’daki İslam” kitabında şu şekilde açıklamaktadır: “Allah adına yalan uydurmanın bir yolu da mezhepleri din haline getirmek olmuştur. Mezhepler birer din, mezhep imamları tenkit üstü birer Peygamber haline getirilince, İslam adıyla ortaya konan karışımın kaçta kaçının Allah’a, kaçta kaçının şuna buna ait olduğunu belirlemek, halk kitleleri için imkân dışına çıkar ve bu durum din adı altında bir kaosu insanlığın başına musallat eder.”

CEVAP: Öncelikle şunun iyi anlaşılması lazım. Bizler her şeyden önce Müslümanız. Bizim üst kimliğimizi İslam oluşturur. Bizim ayırıcı özelliğimiz İslam olup mezhepler değildir. Mezhepler birer inanç esasları değil, içtihatlardır. İnanç esasları Kur’an ve Sünnettir. Mezhepler, bizlere bu bilgilerin yorumlanması ve kullanacağımız şekle getirmesidir. Bu şuna benzer; birçok bitkiler var. Ama biz bu bitkilerden hangisinin hangi hastalığa deva olduğunu bilmiyoruz. Eczacı bu bitkilerin hangisinin hangi hastalığa deva olduğunu biliyor, onları işliyor ve kullanacağımız şekle getiriyor. Mezheplerde budur.

Gerçekte mezhepler din değildir. Bu şekilde yaklaşanlar İslam’ı anlamış, mezhep taassubu yapmıştır. Mezhepler ayrılık konusu değil birleştirme konusudur. Mezhepler, dinin farklı yorumlanmasıdır. Bu açıdan bakıldığında zamana ve şartlara göre sürekli kendilerini yeniledikleri görülür. Bu yenileme her mezhebin içinden müçtehitlerin çıkıp kendi döneminin sorunlarını çözdüğü gibi, mezhebi yeni döneme de uyarlamış olur. Sonunda mezhepler, âlimlerin içtihatlarından oluştuğundan bu içtihatlarda hata yapabilir. Yanlışlıklar olabilir. Bu nedenle mezhep imamlarının görüş ve yorumları onların içtihadı olduğunu bilelim. Asıl din olmadığını onların içtihadı olduğunu bilelim.

Ebû Hanife: “Nereden söylediğimizi (hükmümüzün delil ve kaynağını) tetkîk edip bilmeden bizim reyimizle fetva vermek hiçbir kimse için helâl değildir.” “Bu benim reyimdir ve elde edebildiğim reylerin en iyisidir. Bundan daha iyisini bulan olursa onu kabul ederiz.”

Mâlik: “Ben bir beşerim; hata da ederim isabet de. Re’y ve ictihadımı inceleyin; kitâb ve sünnete uyan her sözümü alın, onlara uymayan bütün sözlerimi de terk edin.”

Şâfi‘î: “Sahîh hadîs bulununca benim mezhebim odur.”

Ahmed bin Hanbel: “Evzâî’nin re’yi, Mâlik’in re’yi, Ebû-Hanîfe’nin re’yi… bunların hepsi re’ydir ve bana göre farksızdır. Hüccet ve delîl olma sıfatı yalnız “âsâr”a aittir.”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İbrahim Halil Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Ahmet Yücel - Sayın Er, mezhep imamlarımızın seferi namazı ile ilgili görüşlerinde, Hanefi mezhebine göre seferde namaz kısaltılıyor, Şafi mezhebine göre kısaltılıp kısaltılmaması kişiye bırakılıyor. "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size bir kötülük etmesinden korkacak olursanız, namazda kısaltmanız da size bir günah yoktur” (Nisa Suresi, ayet: 101). Biz bugün yolculuklarımızda bir zorluk yaşamıyoruz. Nisa 101 ayetine göre namazlarımızı tam kıldığımızda bize bir günah var mıdır?

Yanıtla . 0Beğen 10 Mart 12:32

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?