Gizle

Ne istiyoruz?

Gündelik hayatını şartların, alışkanlıklarını konjonktürün belirlediği bir insan için ilkeler ne anlama gelir ki? İlkelerine bir kez ihanet eden insan sürekli kendine ihanet eder ve kendini kandırır. Bu bakımdan ilkeler sadece onu bir hayat biçimi haline getirip, herhangi bir şartta ondan taviz vermeyenler için kıymetli ve değerlidir. Elbette her şeyi günlük tüketen; her ilkeyi, her değeri menfaati doğrultusunda kullanan insanlar, bir zaman sonra kendileri de kullanılmaya müsait hale gelir. Bugün algıların manipüle edildiği bir dünyada insanların ve toplumların arasında mesafelerin açılması da kapanması da ilkeler üzerinden değil, duygular üzerinden oluyor.

Bugün siyasi ortamın geldiği nokta da aynen bu biçimde şekilleniyor. İnsanların temel ihtiyaçlarının yol haritasını belirlemediği bir noktada duygusal ayrıştırmaların, bir diğerini ötelemenin, kamplar üzerinden netice devşirmenin artık pek mümkün olmadığı bir toplumsal süreç yaşanıyor. Doğal olarak da sosyo-ekonomik gidişatın ve temel insani taleplerin açtığı psikolojik yaraların kolayca duygu yüklenerek tahvil edilemeyecek bir noktada olduğunu yaşanan süreç bize gösteriyor. Oysa ilkeleri yaşam biçimi yapanlar için gündelik kayıplar asla kayıp olarak nitelendirilemez çünkü insan şaşabilir, ilkeleri onu tutup düzeltebilir. Bu bakımdan son tahlilde ilkleri ile yol alan insanın yolundaki hiçbir engel onu korkutmaz ve yolundan alamaz.

Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey ilkeli insanların varlığının daha çok bilinmesi, görülmesi ve yaygınlaşmasıdır ki sahte ile gerçek arasında ki fark da ortaya çıkabilsin. Güç zehirli bir ok gibidir ve nihayetinde sahibini de, sahip olmak isteyeni de zehirler. Oysa gücünü ilkelerinden alan insanlar ve toplumlar için bu durum en başta adalete, şefkate ve merhamete dönüşür. Temel hak ve hürriyetleri koruyup, kollar ve bunlardan taviz vermezler. Sadece menfaat merkezli paylaşımlar sonuçta büyük hüsranlara sebebiyet verirken hak merkezli paylaşımlar hem birlikte yek pare olmayı sağlar, bütünsel kalkınmayı ve gelişmeyi de beraberinde getirir.

Burada karşımıza çıkan en önemli soru şudur: “Ne istiyoruz?” Gerçekten insanın kendini konumlandırmasında temel noktaların başında “istek”leri geliyor. Ne istediğini bilmeyen insan, hayatını tevillerle geçirmek gibi bir zorunluluğu yaşar. Oysa ne istediğini bilen bir insanın hayatı berrak, sade ve zikzaksızdır. Bugün sadece ağzına yoldan geçerken bir parmak balın değme ihtimali ile bir ömür heba edenlerin yaşadığı büyük şaşkınlık giderek bir kızgınlığa dönüşürken, ilkeleri ile var-olmaya gayret edenlerin her hali şefkat ve merhamete dönüşüyor. Onun içindir ki bir insanın kıymeti ilkelerine sadakati ve onu yaşama biçimi haline getirmiş olması ile ölçülebilir. Belki yeni zamanları ilkeleri olanlar belirleyecek. Onun için ilkeleri ile yol alanlardan gözünüzü, gönlünüzü ve adımlarınızı ayırmayın. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“heves uykudaysa ruh çıplak gezer / gazel bundan, keder bundan, sır bundan

gözlerin şehirden yeni ayrılmış / gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan” (Haydar Ergülen/İdiller Gazeli)

Not: Bir Barış Manço şarkısı dinlemeyeli çok olmuştu. Oysa Barış Manço şarkılarının kalenin dik yokuşlarında adımlarımıza eşlik etmişliği var. Bir ağızdan söylenmişliği var. Deva bulmak istemeyenlere yakılmış gibi, “Gamzedeyim”. Mahmut Örün pay etmiş bize, dinliyoruz.

Bize Kadar:

1- Hz. Ömer’den güzel bir nasihat: “İyi dost, iyi günde çağrıldığında, kötü günde ise çağrılmadan gelendir.”

2- “Gerçek özgürlük, kendi arzularımızdan özgür olmaktır” der, Katsuki Sekida.

3- Şeyh Sadi, “Böyledir dönüşü devranın: Hızlı, vefasız ve bekasız” der.

4- “İnsanın yozlaşma belirtisi, insanın sevgisizliğiyle başlar” demiş Yaşar Kemal, Ağacın Çürüğü’nde.

5- “Diller son derece çok, kalpler ise nerdeyse yok gibi” der, Şeyh Darkavi.

6- Bu hafta istersen Jaguar Yayınları’ndan, Seneca’nın “Ahlak Mektupları”nı okuyabilirsin.

7- Bu hafta çölden bir esinti var. “Daratt/Dry Season/ Kurak Mevsim” filmi var. Mahamat Saleh Horoun’yazıp, yönettiği film farklı bir pencereyi aralıyor.

Dağarcık

“Kafamın içindeki muazzam dünya. Ama kırıp parçalamadan nasıl kendimi, nasıl bu dünyayı esenliğe çıkarabilirim. Onu kendimde alıkoymaktan ya da içime gömmektense, kırıp parçalamam bin kez daha iyi.” (Franz Kafka’nın Günlükleri’nden tadımlık)

TEKKE

“Saymak bizi daima aldatır. Gülünç ve eksik neticelere götürür. Zaten herhangi bir şeyi saymanın imkânı yoktur. İnsan tek bir hâl olsa istatistik denen bir şeye inanırım. İnsan karışıktır, durmadan değişir.” (Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden tadımlık)

Bir Lahza

-“Nasılsın?” diye sordu.

+ “Artık tren geçmez eski istasyonlar gibiyim” dedi. (Yakup’un Defteri’nden)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?